Bilgiyle Övünmenin Sonu

0
238

Geçmiş vakitlerin birinde alimin biri, boğazın öbür yakasına geçmek için bir sandalcının yanına gider.

Alim sandalcıya sorar;

 

– Karşıya geçirmek için ne kadar para alıyorsun?

 

– Garşuya bir liraya geçürüm efendü

.

Alim, sandalcının bu bozuk Türkçe ile verdiği cevabı beğenmez.

 

– Bu ne biçim konuşma böyle? Yoksa sen dilbilgisi bilmiyor musun?

 

– Yok ağam, güççükken haytalık ettük, okuyamaduk!

 

– Tüh, yazık sana! Desene gitti hayatın dörtte biri!

 

Bir müddet gittikten sonra dil alimi tekrar sorar:

 

– Allah bilir şimdi sen, matematik de bilmezsin!

 

– Yok beğüm! Onu da bilmem! Dedik ya, güççükken haylazluktan okula gidemedük!

 

– Tüh yazık, yazık! Hayatının dörtte biri daha boşa gitti!

 

Bir müddet daha yol aldıktan sonra alim, tekrar sorar:

 

– Sakın fizik ve kimya okumadum deme!

 

– Belki hayatımın dörtte birü daha boşa getti; ama o dediklerini de bilmem efendü, vaktinde öğrenemedük işte!

 

– İyi de sandalcı! Dilbilgisi bilmezsin; matematik, fizik ve kimya da bilmezsin; sen ne diye yaşarsın?

 

Bu arada hava bozulmaktadır. Sandalcı büyük bir fırtınanın geleceğini anlar. Alime sorar:

 

– Efendü, yüzme bilüsünüz deel mi?

 

Alim, sandalcının bu sorusundan endişeye düşer, bir korkudur başlar. Sandalcıya yalvaran gözlerle cevap verir:

 

– Sandalcı ağa! Ben yüzme bilmiyorum! Çocukluktan beri o ilmi öğren, bu ilmi öğren derken yüzme öğrenmeye fırsat bulamadım.

 

– Aha! N’apcan şimdi! Şimdiden başla dua etmeye! Çünkü gittü hayatunun dörtte dördü!

 

Bildikleriyle övünen insan, bilmediklerinden dolayı dövünmeyi de hak eder.