Belki de en iyi çözüm: `Müslümanların kayıtsızlığı` – (Kürşat Bumin)

0
287

Said`in kitabını konumuz çerçevesinde hatırlatmamın nedeni anlaşılmıştır sanırım. (Bu alıntılardan Dante`nin `İlahi Komedyası`nı ilk Cuma namazını müteakip yakalım diye bir sonuç çıkarılmıyordur umarım!) Söylemek istediğim özetle şu: Genel olarak `Şark`

`Provokasyon` diyenler haksız değil, ben de o fikirdeyim. Ancak benim bu sözcüğü kullanırken anladığım şey belki biraz farklı. Doğru bu bir `provokasyon`, ancak şu biçimiyle: Benim de bir bölümüne göz attığım bu (sıfatı siz seçin) görüntüler Müslümanların bunları izleyip sokağa çıkması ve günlerdir önümüze gelen olayları gerçekleştirmeleri için dolaşıma sokulmadı mı? Tıpkı yakın geçmişte arkasında çok daha fazla sayıda ölü bırakan `karikatür krizi`nde olduğu gibi.

Bu görüntüler ve çizgiler tabii ki Müslümanlara ulaşması için üretiliyor. Peki bu durumda `provoke` edilmeye çalışılanların seçecekleri en yerinde tutum ne olabilir? Ben bu sorunun cevabını `kayıtsızlık` dilerek cevaplıyorum. Yanlış anlaşılmasın, `kayıtsızlığı` bu düzeysiz yayınları hepten umursamamak anlamında kullanmıyorum. Tepki tabii ki gösterilecektir; ama bu düzeysizliklerin hak ettiği ölçüde ve düzeysizleri memnun etmeyecek biçimde.

Bir keresinde yazmıştım galiba ama tekrarının zararı yok: Malum `karikatürler` internete düştüğünde inancı sağlam bir arkadaşımla konuyu gözden geçiriyorduk. Kendisine hakkında konuştuğumuz karikatürleri görüp görmediğini sordum. Hayır, önündeki ekrana `tıklayıp` sevdiği Peygamberi`nin söylendiği şekilde resmedilmesine şahit olmayı kendisine yakıştıramamıştı. Yani özetle `provokasyon`a gelmemişti.

Bana sorarsanız, kendinden emin bir müminin takınması gereken tutumun bu olduğunu söylerim. Sevdiğin-saydığın insanlar hakkında yazılan-çizilenlerden ve çekilen görüntülerden uzak durmak… Üç kare çizgi ya da bilmem ne kadar kare görüntünün dünyasını asla sarsamayacağından, kendinden, inancından, dininden adı gibi emin olan bir insanın bu karşılaşmalarda takınması gereken tutum bu olsa gerek.

Edward W. Said`, birçoğunuzun tanıdığını tahmin ettiğim `Şarkiyatçılık` adlı o önemli kitabında Dante`nin ünlü `İlahi Komedya`sının `Cehennem` bölümünden söz ediyor: `Maometto`- Hz. Muhammed- Cehennem`in dokuz katından sekizincisine, on Malebolge Bolgia`sından dokuzuncusuna- Şeytan`ın Cehennem`deki kalesini kuşatan kasvetli hendeklerin bulunduğu yer- yerleştirilmiştir. Dolayısıyla Dante, Hz. Muhammet`e ulaşmadan önce, günahları daha hafif insanların -şehvet düşkünlerinin, paragözlerin, oburların, sapkınların, öfkelilerin, canına kıyanların, kâfirlerin- bulunduğu katlardan geçer. Hz. Muhammed`ten sonra ?Cehennem`in dibine, Şeytan`ın bulunduğu yere varılmazdan önce- düzenbazlarla hainler vardır sadece. (…) Yani Hz. Muhammed katı bir kötülük hiyerarşisinde, Dante`nin siminator di scandalo e di scisma- (rezillik ve ayrılık tohumları atanlar) dediği kategoride yer alır. Hz. Muhammed`in aynı zamanda ebedi yazgısı da olan cezası özellikle iğrençtir….`

Said, kitabında Batı`nın Şark`ı anlatırken Hz. Muhammed`i nasıl tanıttığına dair daha birçok bilgi yer alıyor. Bu anlatıların özü de Hz. Muhammed`in `her zaman sahtekâr` olduğu tezini geliştirmekten ibarettir. Mesela onyedinci yüzyılda Humphrey Prideaux`nun yazdığı Peygamberin Hayat Hikayesi kitabının altı başlığında olduğu gibi: `Sahtekârlığın Gerçek Doğası`. Batı`da Şark`ı tanımlamaya, daha doğrusu yaratmaya çalışan kalemler arasında (hem de işi hepten azıtmış) Gustave Flaubert (Mısır izlenimleri) gibi isimler bile vardır.

Said`in kitabını konumuz çerçevesinde hatırlatmamın nedeni anlaşılmıştır sanırım. (Bu alıntılardan Dante`nin `İlahi Komedyası`nı ilk Cuma namazını müteakip yakalım diye bir sonuç çıkarılmıyordur umarım!) Söylemek istediğim özetle şu: Genel olarak `Şark`, özel olarak Hz. Muhammed hakkında Batı`da söylenmedik söz kalmamasına rağmen, o günlerin toplumları kapalı kutulardan oluştuğu için bu aşağılayıcı metinler Müslümanları ayağa kaldırmamıştır. Demek ki -Batı`nın söylediğimiz eski Batı olmaması dışında- bugün Müslümanların nüfus çoğunluğunu oluşturdukları pek çok ülkede on binlerce insanın -hem de şiddete başvurarak- dile getirdiği tepki yakın zamanlarda gelişen ve güçlenen iletişim ağlarının bir eseridir.

Bu durumda, yani tek bir kişinin bile ekranının karşısına geçerek canının istediği konuyu canının istediği gibi görüntüye döküp sınırsız bir alanda dolaşıma sokmasının son derece kolay olduğu bir dünyada Müslümanların kendilerini derinden rahatsız eden her karenin karşısında sokağa çıkmalarının bu çerçevede hiçbir sorunu çözememesi bir yana imajlarını çok yıpratıcı bir davranış olduğu da muhakkaktır.

Demek ki bu gidişatın çaresi yok gibi görünüyor. İletişim ağlarını ortadan kaldıramayacağınıza ve onlarca farklı ülkede ekranları başında bin bir çeşit `projeler` oluşturmaya çalışanları yasaklarla caydıramayacağınıza göre, `Müslümanların Masumiyeti` adını taşıyan `provokatör` gibi benzerlerine de `kayıtsız` kalmak en doğru seçim değil midir? Bu kötülük odakların izlenmediklerini, izlenmelerinin akıldan hayalden bile geçmediğini ve gayretlerinin tamamen boş bir uğraştan ibaret olduğunu anlamalarına kadar…

 Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI