Bebekten katil üreten sistem değişirken, vicdan da rahatlatılmalı – (Osman Can)

0
131

Karanlığın efendileri, karanlık ideoloji ve hakimiyetlerini devam ettirmek için en iyi bildikleri cinayetlerinin son halkasını dört buçuk yıl önce Hrant Dink’i katlederek tamamladılar.

11 Eylül’de Türkiye’deki 100 yıllık ittihatçı geleneğin 50 yıl önce işlediği bir cinayeti idrak ettik. 27 Mayıs darbesiyle ülkede ittihatçılığı anayasal bir sisteme dönüştüren çetelerin katlettiği Menderes ve arkadaşlarını anma etkinlikleri, karanlık bir dönemin sona erdiğinin işareti sayılır.

Karanlığın efendileri, karanlık ideoloji ve hakimiyetlerini devam ettirmek için en iyi bildikleri cinayetlerinin son halkasını dört buçuk yıl önce Hrant Dink’i katlederek tamamladılar.

Katiller aynı, katil üreten merkezler aynı, katliamı meşrulaştıran eğitim sistemi de aynı, tüm bunlara imkan veren siyasal işleyiş de aynı.

Menderes’in katillerini biliyorsak, Dink’in katillerini de iyi biliyoruz demektir. Savcılığın da bildiğini görüyoruz.

Bu memlekette son yıllarda karanlığa karşı mücadelede çok önemli mesafeler kaydedildi. Bebekten katil üreten sistemde büyük gedikler açıldı. Katliamı meşrulaştıran eğitim sistemine kısa süre önce esaslı bir neşter atıldı. Milli eğitimin amacı yeniden tanımlandı.

Ancak karanlığı üreten devlet aygıtı yerinde duruyor.

Bu karanlığın vicdanımızı karartmasına izin verilmemeli. Bir yandan karanlık düzen değiştirilirken, diğer yandan vicdan katillerinin ortaya çıkması için adımlar atılmalı.

Hrant Dink’in kalleşçe katledilişinin beşinci yılına yaklaşıyoruz. Beş yıl önce vicdanlarda açılan yaranın kapanması için, Hrant’ın arkadaşlarının isyan diliyle kaleme aldığı feryadın ve çağrının sağduyulu bir yaklaşımı hakettiğini düşünüyor ve Sayın Başbakan’ın ilgisine sunuyorum.

“Sayın Başbakan, Arkadaşımız Hrant Dink’i öldürdüler.

Beşinci yılına yaklaşan adalet arayışımız kadük kalmıştır.

Dilekçe verdiğimiz topyekun devlet, kendini katile yakın gördü.

Zaten; katil, polis, bayrak ve muzaffer gülümseme kahramanlık posterinde poz vermişti.

Bir türlü ilamını malum edemediğiniz o kalabalık güruh, elbirliği ile kıstırmışlar, hain pusuda kurşun sıkmışlar, kaçmışlar, saklanmışlardı

Şikayetçiyiz.

“Namus Sözümdür Adalet” diye ölü evinde ant içtiğiniz halde, Hrant Di
nk’i işaret parmağıyla gösterip “bunu” diyen yardımcınızı “Meclis Başkanı”, resmi makamda, adamları resmen “yakarız canını bak” diyen valinizi “Vekil”, emanet edilen canı kollamayan, kötülerin işini kolaylaştıran Emniyet Müdürü’nüzü “Vali”, 17 yaşındaki O.S.’yi kocaman “Ogün Samast” ettiniz.

Kan adaletle susar, şikayetçiyiz.

İsim verdik soruşturun diye, İçişleri Bakanı’nız olmaz onlar bizim çocuklar dedi.

Dışişleri Bakanı’nız AİHM savunmasında bu toprakların yiğit evladına “Nazi” dedi.

Çevik kuvvetleriniz Rakel Dink önlerinden geçerken katillere yazılan methiye türkülerini mırıldanarak Beşiktaş Adliyesi’nde koro yapıverdiler .

Katillerimizi adalet evine getiren Jandarma, cezaevi aracına “Ya sev ya terk et” diye yapıştırma asmıştı.

Sayın Başbakan, nedir daha derine inmeyi engelleyen o büyük kasabanın sırrı”? Nedir sözünüzü tutmanıza mani olan?

Azınlıklardan gasp edilenin birazını geri vermeniz sebebiyle seslendirdiğiniz nutukta “Bu ülkede hiç kimse ruh tedirginliğiyle yaşamayacak artık.” diyordunuz Hrant’ın veda mektubuna atfen.

İnanın tedirginliğimiz her zamankinden büyüktür. Sayın Başbakan, mala gelenin telafisi bulunur. Cana gelene de davranınız.

O Anadolu Toprağı’ndan Hrant Dink’in payına bir metrekare toprak düştü; mezarıdır!

Kamera denilen vaka-ü nüvis silinmiş, bize kalan azıcık 19 Ocak 2007 seyirliğinde 5 kişi saydık Hrant’a pusu kuranlardan.

Kim bunlar Sayın Başbakan?

Görüneni, görünmeyeni, katillerimizi istiyoruz, adalet olsun, hak hakim olsun diye.

Bizim hakkımız bizde saklı duruyor, helalleşmekten başka çaren
in kalmadığı savaş yorgunu memleketimizde.

Suallerimiz cevapsız… Adalet nöbetçisi “Hepimiz Hrant’ız” diyen yüzbinlerin eli hâlâ vicdanında… Cevaplarımızı almadan susmayacağız, sormaya devam edeceğiz.

Hrant için, Adalet için.

Hrant’ın Arkadaşları”

Star

———————————-
Osman Can
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI