Batıda İslamın tanınması yolundaki sarsıntılar – (Raşid El Gannuşi)

0
134

Williams, bu durumun kaçınılmaz olduğunu ve ahvali şahsiye ile ilgili hususlarda Müslümanlara kolaylık sağlamanın, onların kendilerini, öz kültürüyle yaşadığı ülkeye siyasi bağlılık arasında seçim yapmaya zorlamayarak, İngiltere toplumunu oluşturan unsurlara dâhil olmalarına ve daha fazla uyum sağlamalarına yardım edecek bir durum olduğunu ifade etti

Anglikan Kilise`si Başpiskoposu Dr. Rowan Williams`ın en büyük ve resmi kilise Anglikan Kilise`si liderlik makamından geçen hafta Radyo 4 ile yaptığı konuşma ve Adalet Konseyinde verdiği konferansta sarf ettiği sözler, bomba etkisi yarattı.

Başpiskopos, bu konuşmasında, ister boşanma ve evlilik içi anlaşmazlıklar benzeri şahsi durumlarla alakalı alanlarda isterse faizsiz kredilerle ev sahibi olmaları benzeri mali hizmetlere Müslümanların kolayca ulaşabilmeleriyle alakalı konularda olsun, İslam hukukunun İngiliz hukuk sistemi tarafından tanınması üzerinde düşünmeye çağırmıştı. Williams, bu durumun kaçınılmaz olduğunu ve ahvali şahsiye ile ilgili hususlarda Müslümanlara kolaylık sağlamanın, onların kendilerini, öz kültürüyle yaşadığı ülkeye siyasi bağlılık arasında seçim yapmaya zorlamayarak, İngiltere toplumunu oluşturan unsurlara dâhil olmalarına ve daha fazla uyum sağlamalarına yardım edecek bir durum olduğunu ifade etti.

Bunun ağır cezaları içeren ya da kadın aleyhtarı kayırıcı tutumlara izin veren şeriat uygulamasına yönelik bir çağrı teşkil etmediğine ve temel referansın her zaman İngiliz kanunları olduğuna dikkat çekmesine rağmen bu, sarsıntı oluşmasın engel olamadığı gibi Williams`ın bu açıklamaları, insanların asırlardır bu ülkede, her türlü dini müdahaleden uzak, vatandaşların hiçbir ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, hür ve laik toplum için verdikleri mücadeleye ihanetle vasıflanmasına kadar varan suçlamalara maruz kalmasına neden oldu.

Bu çağrıyı kınayan bir açıklama yapmakta gecikmeyen Başbakan Gordon Brown, İngiliz değerlerinin İngiliz kanununun yegâne kaynağı olduğunu ve şeriatın uygulanmasının İngiliz kanununa zarar vermenin bir bahanesi olamayacağını söyledi (Times 8.2.2008)

Yıldırımla Karşılaşmak

Kilisenin içindeki ve dışındaki dini yetkililerin verdiği tepki de büyük oldu. Gösterilen tepki, kilisedeki üst düzey kişilerin, Başpiskopos eğer yaptığı açıklamadan geri adım atmaz ve özür dilemezse görevinden alınmasını istemelerine kadar vardı. Başpiskoposa yapılan bu hücum, Dr. Rowan Williams`ın istifası için imza kampanyası başlatan The Sun Gazetesi`ne göre; açıklamalarını “el-Kaide`nin büyük zaferi” olarak yorumlayan popüler basınla sınırlı kalmayacak, Garduian, The Independent, Sunday Times, Financial Times gibi ciddi basının, internet sitelerinin ve televizyon kanallarının katkılarıyla ülkedeki laiklik yanlısı, dindar sağ ve sol bütün yönlerden siyasi grupların karşı çıkacağı.bir seremoniye dönüşecekti

İslami çevreler ise, onun bu iyiliğine saldırıyla karşılık vermekte gecikmedi. Kendilerinin İngiliz kanununa başvurmaktan mutlu olduklarını, onları toplumla bütünleştirecek yerde daha fazla yalnızlığa itecek şeriata ihtiyaçlarının olmadığını vurguladılar. Tepkileri, çoğunlukla Anglikan Kilisesi lideri ve diğer din adamlarının uğradığı saldırıların yoğunluğuna paraleldi.

Mesela düşünür Tarık Ramazan, bu açıklama ve fikirlerin ingilizlerin çoğunda “İslam`dan korkmak” olgusunu perçinleyeceğini söyledi. Leicester şehrinde imam olan Şeyh İbrahim Muvakkar, islamofobi ve ırkçı grupların Müslümanlara ve İslama saldırmak için Dr. Williams`ın açıklamalarını suiistimal edeceğini dile getirdi. İngiliz İslam Konseyi de, Başpiskoposun açıklamalarını ihtiyatla karşıladı. Belki de, Şeriat Mahkemeleri Başkanı Şeyh Süheyb Hasan, Bay Williams`ın açıklamalarını memnuniyetle karşılayan ve Başpiskopos`un, karşılaştığı bu ani saldırılar nedeniyle yaptığı açıklamalarından geri adım atmasından korktuğunu ifade eden az sayıdaki kişiden biridir.

İslam dünyasının ise, kendi kültürü ve medeniyetiyle bağını kuran bu belge üzerinden yapılan savaşta hiç sesi çıkmadı. Ne bir İslam devleti, ne el-Ezher gibi dini bir kurum, Müslüman Âlimler Birliği, Avrupa Fetva Konseyi ve hatta Şeyh Yusuf el-Kardavi`nin bile bu savaşa ehemmiyet verdiğine dair bir işaret almadık..

Bu Savaşın Taşıdığı Anlamlar Nelerdir Ve Sonucu Ne Olacak?

1- Her yerden Başpiskopos`a yapılan bu ateşli saldırı, İslam`a düşman makamların özellikle de, güçlü siyonist çevrelerin ve radikal sağcıların yüzyıllardır özellikle de 11 Eylül 2001 sonrası İslam`a, müslümanlara, onun oluşturduğu medeniyete ve İslam ile alakası olan her şeye biriktirdikleri nefreti ortaya çıkardı.

2-Bu saldırı, İslam`ın, İslam hukukunun ve toplumlarının Batı`da, Batı toplum yapısının temel unsurlarından birini oluşturma ve yabancı bir varlık arz eden (göçmen işçiler ve görevli öğrenciler gibi) marjinal göçmen kolonisi olmaktan çıkıp sadece asimile olmaya aday fertler değil, kültürel birikimlerini, yaşam tarzlarını da beraberlerinde getirip içinde bulundukları toplumla karşılıklı etkileşim yoluyla yeni dünyalarıyla bütünleşmiş vatandaşlara dönüştüklerini ortaya çıkardı. Bu metot, onlardan önce yüzyıllarca Batı hegemonyasının boyunduruğu altında ezilen Yahudiler gibi başka dini ve kültürel grupların gerçekleştirdiği bir durumdur. Yahudilerin Batı toplumunda, bu medeniyetin temeline ortak olmalarına izin verilerek köklü bir unsur olarak kabul edilmelerinin üzerinden yarım asırdan fazla bir zaman geçmemiştir.

Müslümanlar Avrupa ile olan tarihi ilişkilerine savaş ilişkisinin hâkim olduğu yeni bir topluluk ve tarihte ilk defa Batılı toplumlarda başka toplumlarla birlikte yaşama tecrübesi içine giriyorlar. Bu yeni yaşama biçimi hatırı sayılır hızlı bir gelişime ve güçlü bir medeniyet ortaklığına aday olduğu için, bazısı ekonomik yapıdan bazısı tarihi başarısızlıklardan ve çoğunluğu da, Batı basınındaki geniş nüfuza sahip siyonistlerin Filistin`deki çatışmayı İslam`a, Müslümanlara ve onlara sevgi besleyen herkese karşı insanları kışkırtmada kullanmasından dolayı birçok korku ve çekinceyle karşılaşması anlaşılabilir bir durumdur.

3- Başpiskopos`a karşı yapılan bu çılgın hücum, Filistin`de hala devam eden savaştan ya da, İsrail`in çıkarları için siyonist ve sağcı basının desteklediği ve liberal bir kimliğe sahip olması nedeniyle Başpiskopos`un karşı olduğu Irak savaşı gibi savaşlardan bağımsız değildi. Bu ülkede İslam aleyhine yürütülen savaşın bir başka nedeni daha vardı: Londra Belediye Başkanlığı seçimleri üzerine yürütülen savaşta, her yerde özgürlük meselelerine destek veren solcu lider Kane Livingstone var. Bu durum onu Filistin ve Irak`a karşı sergilenen düşmanca tavra karşı durmaya ve siyonist destekli, yabancılara düşman sağcı adayın karşısında tekrar aday gösterilmesi için Londra`daki islami grubun desteğini almaya sevk etti.

Londra şimdi yeniden Belediye Başkanlığı yarışına hazırlanıyor. Bugünlerde belediye başkanının düşmanları gayretle, Müslümanlarla ittifak eden ve Şeyh el-Kardavi`yle dostluğu üzerinden Filistin ve İslam`la yakın irtibat içinde olan bu adamı yarış dışı etmek için silahlarını biliyorlar. Çünkü o, bugünlerde Başpiskoposun aleyhinde ateşe körükle giden aynı mihrakların Şeyh el-Kardavi`ye karşı başlattıkları çılgın kampanyalara rağmen seneler önce onu havaalanında karşılamış ve ona Avrupa Müftülük Konseyi açılış oturumu için belediye sarayını açmıştı. Oysaki bu defa el-Kardavi`ye yönelik başlatılman seferberlik, bu makamların zaferleriyle sonuçlandı zira el-Kardavi`ye, ülkeye girebilmesi için vize verilmesini reddeden yasa kararını çıkararak istediklerine ulaştılar.

Savaşın Sonu

Başpiskopos ile olan savaşın sonu nereye vardı?

Şeyh Süheyb`in, Başpiskopos`un bu çılgın saldırı kampanyası karşısında geri adım at
ar yönündeki endişesi boşa çıktı. Geçen Pazartesi Sinod (Kilise Meclisi) –ki bu meclis ister kilise başkanına olan güveni tazeleyerek ister bunu kaybettirerek ya da geri adım atması ve özür dilemesiyle bu savaşı sonlandırmaya yetkisi olan kurumdur- toplandı. Bu kritik buluşmada neler oldu? Başpiskopos, karşılaştığı bu ateşli ve kapsamlı saldırı kampanyasına direndi.

Verdiği tek taviz, halka ve hatta takipçilerine anlatmaya çalıştığı şeyi ifade etmek için uygun kelimeleri seçmede kusurlu davranmış olabileceğinden dolayı özür dilemek oldu. O, sözlerinin yeterince net olmamasından dolayı özür diledi ama aslında, onun konumundakilerin özür beyan etmesi ve hatta açıklamada bulunması (12.2.2008) tarihli Guardian Gazetesi`nin yorumunun dikkat çektiğine göre alışılagelmiş bir durum değil. Gazetenin yorumuna göre o önceki konuşmasında; İngiltere Kilisesinin diğer dini cemaatlerin işleriyle ilgilenme ve sorunlarını masaya yatırmada onlara yardım etme yetkisi olduğunu savunarak kendisinin İngiliz kanununa denk başka kanuni bir nizamnameye atıfta bulunmadığını, onun özellikle de kadın hürriyetleriyle alakalı hassas konularda şeriat ile bir anlaşma yapmadığını, onun dini cemaatlerin hususiyetlerini ve fertlerin sorunlarını çözmek için kanuni nizamnameyi seçme hakkını tanımaya atıfta bulunduğunu açıklayarak önceki konuşmasındaki savunduğu görüşü teyit etti. “İslam hukukuna ilişkin hükümlerin İngiliz kanununun kapsamına girmesi mümkün mü?” sorusu ise sorun olmaya devam ediyor.

Kilise Başkanı maruz kaldığı bu saldırıya karşı koymada bir yandan tezahürat dalgalarıyla bir yandan da meclisin desteğiyle karşılaştı. Görevden alınması tehdidi ise sadece iki meclis üyesinin desteğini aldı ve Başbakan onu arayıp İngiliz kanununun tek karar mercii oluşunu tekit eden açıklamalarından duyduğu hoşnutluğu dile getirdi.

Özetle; karşılaştığı ateşli saldırılara rağmen açıklamaların, Roma`da Papa`dan sonra günümüz Hıristiyanlığında ikinci şahsiyet olan ve İngiltere`nin en büyük iki üniversitesi Oxford ve Cambridge`de 25 yıl eğitmenlik yapmış filozof ve büyük teologdan çıkmış olması itibarıyla Batı`da, İslam ve Müslümanlara artan bir ilgi olduğuna işaret etmektedir.

İslam`ın hâkim olduğu, farklı şekillerde ifadesini bulan ve gün geçtikçe artan bu sosyal ilgi, çoğunlukla olumsuz bir şekilde ifadesini buluyor. Bunun nedeni ise; korku, nefret, cehalet ve Batı`da gelişen İslami yapının, yıllardır elde ettiği geleneksel desteği elinden almasından korkan İsrail`e olan sadakattir. Bununla birlikte İslam`a destek veren ve anlamaya çalışan sesler, İslam`ın insanın değerleri ve günlük uğraşılarıyla, maddi ve konforlu bir yaşamın getirileriyle uyum içinde, toplumun ahlaki ve ruhi değerlerinin dokusunu oluşturduğu laik yaşam tarzına alternatif bir medeniyet oluşturabilecek değerlere sahip olduğunun bilincindeler

Bu, tam anlamıyla birkaç sene önce piramidin zirvesindeki bir İngiliz şahsiyetin, İngiltere veliaht prensi Charles`ın Oxford`da yaptığı meşhur konferansında dile getirdiği şeydir. Filozof Başpiskopos Rowan Williams`ın yaptığı şey aynı yolda atılmış başka bir adımdır. (İslam`ın Batı`da tabiileştirilmesi, kendine has kurallarını korumasını savunmak hatta ondan istifade etmek yönünde atılmış bir adımdır bu.) Söz konusu adım, içerden aşırılık yanlısı ve terörist cemaatlerce, dışardan siyonist lobiler ve ırkçı radikallerle tehdit edilen gelişme yolundaki bu yapıya, daha çok destek sağlayacak bir adımdır.

Şu farklılık dikkate değer: Batılılar, para ve aile meselelerinde laik aklın aciz kaldığı sorunları çözmede İslam`ın sahip olduğu yasaları ortaya çıkarmak ve ondan faydalanmaya çağırmak için çaba sarf ederken bazı düşmanlarının hatta davetçilerinin yaymaya çalıştığı şeriat görüntüsü, yanlış yerde ceza uygulamaları üzerinde yoğunlaşıyor. Bunlar ve diğerleri, gönül rahatlığıyla benimsemek için Batı`dan gelen şeriat uygulamalarını mı bekleyecekler? Örnek olarak; bugün başka Batılı ülkelerin, izinden gitmek için yarıştığı Batı`daki ilk İslam bankasının tanınması bir yana, şeriat kurallarına uygun olarak muamelelerde bulunmak için bir kapı açmayan İngiliz bankası da neredeyse yok gibi.

 

Bu makale Gülşen Topçu tarafından Dünya Bülteni için Türkçe`ye çevrilmiştir.

———————————-
Raşid El Gannuşi
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI