Barışın Yurdu’na Adalet ve Özgürlük Yakışır

0
171

Yard. Doç. Dr. Ramazan Yıldırım “Yeni Ortadoğu” denilen bölgenin varlığını, dünden bugüne tarihsel geçmişini irdeleyerek bugünkü tabloyu değerlendirdi.

Barışın Yurdu’na adalet ve özgürlük yakışır

Anadolu Platformu’nun 8. Anadolu Buluşmaları kapsamında düzenlediği “Değişen Dünya ve İslam” konulu sempozyumda, Ortadoğu’nun dünden bugüne siyasal süreci ve toplum yapısı konuşuldu. Yazar Ömer Altaş’ın moderatörlüğünü yaptığı “Yeni Ortadoğu” başlıklı oturuma konuşmacı olarak İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Ramazan Yıldırım ve Anadolu Ajansı Kahire Muhabiri Hamdi Yıldız katıldı.

“Değişen Dünya ve İslam” konulu 8. Anadolu Buluşmaları sempozyumunda “Yeni Ortadoğu” konusu ele alındı. Oturuma katılan İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ramazan Yıldırım “Yeni Ortadoğu” denilen bölgenin varlığını, dünden bugüne tarihsel geçmişini irdeleyerek bugünkü tabloyu değerlendirdi. Türkiye’de Mısır konusunda sayılı uzmanlardan olan Yıldırım, konuşmasında Mısır’ın toplum yapısına değindi. Oturumun diğer konuğu olan Anadolu Ajansı Kahire Muhabiri Hamdi Yıldız ise konuşmasında, El- Ezher Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarından itibaren 25 yıla dayanan Mısır deneyimlerini ve yaşanan olaylarda gözden kaçanları dinleyicilerle paylaştı.

İslamcı denilen hareketler dini değil siyasi hareketlerdi

Bu coğrafyanın semavi dinlerin yeryüzü ile buluştuğu yer olma özelliği taşıdığını belirten Dr. Ramazan Yıldırım, “Bu açıdan bütün bu kavgalar hep din üzerinden dile geldi. Önce bir ayrım yapmak istiyorum. Din ile dini yorumu ayırmalıyız. Din ilahi bir vahye dayalı ve sabittir. Dini yorum ise beşeri ve değişkendir” dedi. Siyaset bilimciler arasında tartışmalı bir kavram olmakla birlikte ifade olarak kullana geldiğimiz Ortadoğu bölgesinde Osmanlı hâkimiyetinin sona ermesinden sonra birliği sağlamaya aday birçok hareketin ortaya çıktığını belirten Yıldırım sözlerine şöyle devam etti: “Birinci Dünya Savaşı sonrası halktan kopuk iktidarlar işbaşına geldi. İslamcı olarak nitelendirilen hareketler de başladı ancak bunlar bana göre dini değil; iktidara talip olan dini hüviyetli siyasi hareketlerdi. Mısır’da kurulan Müslüman Kardeşler Cemaatini buna ilk örnek olarak verebiliriz. II. Dünya Savaşı sonrası çizilen sınırlar üzerinde emperyalizmin güç savaşı başladı. Burada bazı aktörler devre dışı kaldı, bazı aktörler de sahneye yeni girdi. Sömürgecilerle işbirliği yapan yapılar oldu. Mısır’a Nasır’ın idaresiyle Cumhuriyet, Nasırcı dalga; Irak ve Suriye’ye Baasçı dalga geldi. Bu arada 1948’de İsrail’in temel güvenliği esas alınarak siyasi yapı tesis edildi. Bu ikinci dönem, 1. dönemde ortaya çıkan İslamcı hareketlerin baskı altında kaldığı bir dönemdir. 21. yy’ın sonlarında başlayan üçüncü dönemde ise; Doğu bloğunun çöküşü, Afganistan, İran’da olanları görüyoruz. İran- Irak Savaşı, Amerika’nın bölgedeki politikaları vs. Bu dönemde İslamcı dediğimiz hareketlerde de farklı yapılar ortaya çıktı. Baskıcı güçlere karşı El Kaide silahlı mücadeleye girdi. Mısır’da 2007 yılında Kifaye diye bir hareket başladı.”

Gençler Ortadoğu’nun geleceğini temsil ediyor

Batı’nın gençleri sosyal paylaşım sitelerinde organize ettiği iddiasına, milyonların aylarca bir meydanda tutulamayacağı şeklinde karşılık veren İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Ramazan Yıldırım, 2011’e gelindiğinde bunun böyle olmadığının görüldüğüne dikkat çekti. Yıldırım “Bu gençlerin korku duvarları yoktu. Korku duvarını aştılar. Burada iki sahne vardı: 1) Orta yaşlı bir Tunuslu ‘yaşlandık’ diye, diğeri ise ‘Bin Ali kaçtı’ diye bağırıyordu. Yaşlı Ortadoğulu ümitsizliği, genç ise Ortadoğu’nun geleceğini temsil ediyordu” diye ifade ettiği Tunus halkının ‘Bize hükmeden insanları devirdik, yarın karnımız da doyacak belki” demeye başladığını söyledi.

 Mısır’daki onurlu damar sokaklara döküldü

Tahrir Meydanı’nda ise Mübarek rejiminden rahatsız olan herkesin yer aldığını; ancak Kıptilerin bir kısmının ve yüzde 25 oranında Mısırlı’nın evlerinden çıkmadığını söyleyen Yıldırım, 30 Temmuz’da ise bu grupların Mursi’ye karşı başlatılan harekette sokağa çıktığına dikkat çekti. Mısır’ın sorunlarına bugünden yarına çözüm getirmenin mümkün olmadığını vurgulayan Yıldırım, bu arada koalisyonun Mısır’da varlığını devam ettirdiğini belirtti. Medya ve geleneksel bürokrasideki yargının darbe yaptığını ifade eden Dr. Ramazan Yıldırım, önemli bir konuya dikkat çekti: Mısır’daki onurlu damara. Bu damarın sokaklara döküldüğünü ve bu damarın 50 gün süren bu hareketi sürdüreceğine kimsenin inanmadığını belirtti. Yıldırım, “Ancak bu darbeyi yapanlar kesin kararını verdi. 14 Ağustos’taki katliamı gerçekleştirdiler. Resmi olarak bin, gayri resmi olarak 2 binin üzerinde insan öldürüldü. Buna rağmen direnişin devam ettiğini görüyoruz” dedi.

Tunus ve Libya’daki devrim süreci

Tunus’taki devrim sürecine  ve Libya’ya da değinen Yıldırım şunları söyledi;

“Tunus bu devrim sürecinde en şanslı ülke. Tunus’un iki özelliği var. Bu süreci iyi yöneten Raşid Gannuşi gibi bir lideri var. Seküler bir yapı var. Gannuşi bu coğrafyayı iyi tanımış. Gannuşi, yapılan seçimlerde Nahda Partisi birinci parti olmasına rağmen ikinci partiye hükümeti kurma görevini, üçüncü partiye de Meclis Başkanlığını verdi. Libya’da ise Batı’nın çok büyük operasyonları oldu. Onlara rağmen orada da süreç iyi gidiyor. Kimse altın tepside iktidarı sunmaz. Allah’tan umut ediyorum ki bu coğrafya Darüs’selam coğrafyasıdır. Yani “Barışın Yurdu” demektir. Barışın, adaletin, özgürlüğün olduğu bir coğrafya olmasını dilerim. Burada bir depreme şahit oluyoruz şu anda. İnşallah son olur.”

Türkiye’nin dünyaya ben de varım dediği bir dönemde ortaya çıktılar

Sempozyumda konuşmacı olarak yer alan Anadolu Ajansı Kahire Muhabiri Hamdi Yıldız, 25 yıldır yaşadığı Mısır’dan izlenimlerini ve tecrübelerini dinleyenlerle paylaştı. Birilerinin Mısır’da bu planı çalıştığını ve uyguladığını söyleyen Yıldız, “Sandık yüzde 71 ile seçti ancak ben Mısır’da İslamcılığın rakamlar üzerinden güçlü olmadığını düşünüyorum. Müslüman Kardeşlerin çoğunluğunda olan bir meclis ortaya çıktı. Selefilerin ortaya çıkmasını kimse beklemiyordu. Türkiye’nin dünyaya ben de varım dediği bir dönemde ortaya çıktılar” dedi.

Din üzerinden analizi doğru bulmuyorum

Din üzerinden bölgeye dair analizlerin yapılmasını doğru bulmadığını ifade eden İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Ramazan Yıldırım, Mısır dindarlığı ile ilgili konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Temerrüt hareketinin Kahire’de başlattığı gösteriyi izledim. Kıptiler, başkaları var, Müslüman Mısırlılar var. Din üzerinden analizi doğru bulmuyorum. Yoksa en fazla Kur’an’ın okunduğu yer Mısır. Ancak dindarlığın çok yaşanmadığı yer. İki tablo çıkıyor karşımıza: Hz. Musa tablosu. Cinayet işleyen tek Peygamber Mısır’da yaşamıştır. İkinci tablo: Bazı tarihçiler der ki; Hz. Ömer, Mısır’ın fethedilmesine o yıl karşı çıkmıştır. Çünkü Mısır’ı fethedecek bir avuç Müslüman’ın, binlerce yıllık geleneği, yapısı olan Mısır içerisinde eriyip yok olmasını istememektedir. Buna rağmen Müslümanlar orada Kıptilerle değil ayrı bir yerde yaşadılar. Mısır İslamlaştı, İslam da Mısırlılaştı. İslam da kendine özgü bir karaktere kavuştu.”

Yüzyıllık yapıların çatırdamasına şahit oluyoruz

Yıldırım bölgede süreç devam ederken dikkat edilmesi gereken hususları da vurguladığı konuşmasının son bölümünde, “Yüzyıllık yapıların çatırdamasına şahit oluyoruz. Bu süreç tayin edilirken bize de bir şey düşüyor. Din dili üzerinden konuşmamak gerekiyor. Mezhepçilik çıkıyor karşımıza. Biz mezhepçilik yapmayız. Ülkelerin politikalarını eleştirelim. Zalimin dini yok. Bu coğrafyada yayılmak/ yapılmak istenen Şii- Sünni karşıtlığını kullanmış oluruz. Bizim coğrafyamızda mezhepçilik yok. İran’da aşırı siyasallaştırılmış Şiilik var, siyasallaştırılmış Suudi Selefiliği var” sözlerine yer verdi.

Programın sonunda WHY İslam Temsilcisi Musa Bangura’ya Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ramazan Kayan tarafından bir plaket takdim edildi.