Barış cemresi önce yüreklere düşmeli – (Yusuf Tosun)

0
159

Geçtiğimiz hafta sonu (7-8 Mart) tarih boyunca Mezopotamya havzasının gözde yerleşim bölgelerinden biri olan Diyarbakır’da iki uzun gün geçirdim. Nam-ı meşhur Diyar-ı Bekr ya da Amid, Amidi…

Suya, havaya, toprağa düşen cemrelerin etkisiyle olsa gerek buralarda bahar kendini erken hissettirmiş. Güneşin kaçamak bakışlarla yansıdığı Mart ayının ılık günleri yani. Bahar yavaş yavaş arza konuşlanıyor. Ama asıl bahar gönüllerde yaşanıyor. Dördüncü cemre barış olarak yüreklere düşmüş buralarda. Diyarbakır’da kiminle konuşsan Dolmabahçe açıklamasıyla birlikte barış sürecinin meydana getirdiği umut cümleleri dökülüyor dudaklarından. Tek bir istekleri var; “Allah’ın insana verdiği ne hak varsa sadece onları istiyoruz.” Yani insanca yaşamak… Evet, bu kadar! Başkaca bir talepleri yok. İnsanın insanca yaşama talebi…

İsmini M.Ö 1500-1350 tarihlerinde bir dünya imparatorluğuna dönüşen Kürt Devletinden alan Mitanni Otelde “Kürt Meselesine İslami Çözüm” çalıştayıyla bir ilk yaşandı. Öteden beri bu coğrafyanın asli unsuru olan İslam ekseninde “Kürt Meselesi” enine boyuna masaya yatırıldı. Sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar yoğun bir beyin fırtınası yaşandı. Anadolu Platformu, Memur-Sen ve Mustazaflar Derneği’nin de yer aldığı yaklaşık 3500 STK’nın desteğini alan 400 civarında İslami sivil toplum kuruluşlarından, cemaat ve camialardan, medrese âlimlerinden, manevi önderlerden oluşan yaklaşık 600 delegenin katılımıyla hınça hınç dolu bir salonda gerçekleşti ve “Kürt meselesinin çözümü, kalıcı barışın sağlanması ve çözüm sürecinin daha sağlıklı biçimde sürdürülmesi için atılması gereken adımlar” çerçevesinde 28 maddelik sonuç bildirgesi kamuoyuyla paylaşıldı.

Hemen ifade etmek gerekir ki; sonuç bildirgesinde 8. ve 14. Maddelerde yer alan “üçüncü göz” ve “HDP dışındaki siyasi partilerin de” sürece katkı sunmaları çok önemli hususular olup altını çizmek lazım:

8-Süreç tüm provokatif saldırılara rağmen toplumsal destek sayesinde devam etmektedir. Defalarca provokasyonlarla sabote edilen çözüm sürecinin şeffaf bir şekilde ve sağlıklı bir zeminde ilerleyebilmesi için “üçüncü göz” gibi devletle silahlı yapılar arasında hakemlik yapabilecek, süreci sekteye uğratanı, sözünü tutmayanı deşifre ederek sürece olumlu müdahalelerde bulunacak, “toplumsal güvene sahip kişilerden ve siyasi parti temsilcilerinden oluşan bir heyet yapısı” tesis edilmeli ve sürece dâhil edilmelidir.

14-Siyasi sahada, Devlet sadece HDP ile değil, başta HÜDA PAR olmak üzere, HAK PAR ve bölgede etkin olan diğer siyasi partilerle de sorunun çözümü noktasında görüşmeli ve onların da çözüme katkı sunmaları sağlanmalıdır.

İşin doğrusu bir buçuk günde yaklaşık yirmi saat yapılan son derece kıymetli ve ciddi konuşma, tartışma, panel, istişareler ile Türkiye'deki İslami çevrelerin mozaiği mahiyetinde oluşan tablo kıyaslandığında ikinci seçeneğin ağır bastığı rahatlıkla söylenebilir. Birlik, beraberlik tablosu görülmeye değerdi doğrusu. Son derece disiplinli ve ciddi bir ortam… Bütün konuşmalar ve oturumlar pür dikkat dinlendi ve kullanılan bütün kelimeler ve kurulan bütün cümleler yürekten aktı adeta. Yeter ki otuz yılı aşkındır akan kardeş kanı dursun, kaos bitsin, bölge halkı inancının gereği insanca bir yaşam sürsün ve her tarafa barış ve huzur hakim olsun. Temennimiz; bu platformun sivil bir inisiyatifolarak geliştirilip devam etmesi…

Böyle bir atmosferin ilk olmasının önemi; bölgenin hatta Türkiye’nin İslamileşmesinde ciddi emekleri olan cemaat ve kanaat önderleriyle birlikte sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin de yer aldığı ortak bir platformda bir araya gelmiş olmalarıydı hiç şüphesiz. Yıllardır özlenen bir tablo. Belki de ilk defa böylesi bir ölçekte İslami duyarlığa sahip çevreler Kürt Meselesi üzerine kafa yoruyor, çözüm üretmeye çalışıyorlardı. Yani ortada bir vahdet söz konusu. Her şeye rağmen zararın neresinden dönülürse kardır misali bu girişime ön ayak olanların alnından öpmek lazım.

Türkiye'de ideolojik dalgalanmanın zirve yaptığı 1980'li yıllarda hızla kitapevleri çevresinde kümelenen İslami çevreler arasında kalın duvarlar, keskin sınırlar vardı. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'da bu tarz yapılanmaların çoğunlukta olduğu söylenebilir. O yıllarda ve sonraki yıllarda gelişip büyüyen bu İslami çevrelerin kendi aralarında sağlıklı bir iletişim zemininin olmamasından mütevellit doğan sorunlar zamanla kronik bir hal aldı ve düşmanca tavırlar peyda oldu. İşte Kürt Meselesi de bu ara boşlukta hem Doğudan hem de batıdan aynı minval üzere gelişip boy gösteren İslami çevrelerin ilgisizlik ve iletişimsizliklerinden kaynaklı bir sorun olup sonraları adeta bir canavara dönüştü. O yıllarda konuya yeterli duyarlılık gösterilip sahiplenme gerçekleşmiş olunabilseydi, belki de bugün böylesi vahim bir tablo olmayacaktı. 28 Şubat, Müslüman çevrelere mermerden bir tokat gibi geldi. Suratlar darmadağın oldu! Ancak iş işten geçmişti ve atı alan Üsküdar'ı çoktan geride bırakmıştı. 1980 öncesi ve sonraki yılların bu görünmeyen çalışmaları ve toprağa atılan tohumların kar, fırtına ve dondan kurtulabilenleri 2000'li yıllarda ancak meyveye durdular. 2000'li Yılların siyasi iklimi bu yürüyüşün oluşturduğu zeminde zamanın ruhunu da doğru okuyarak -ama çıtayı daha altlara, fakat sağlam zemine çekerek- yeni bir umut doğurdu. İşte bu umut AK Parti üzerinden hala varlığını muhafaza ediyor.

Unutulmamalıdır ki Kürt Meselesi; Kemalist rejimin üretmiş olduğu bir sorundur. Yüzyıllarca içinde farklı din, dil ve ırktan insanları barındırıp kardeşçe bir yaşam ortamı oluşturan Osmanlıyı tek tipleştirme çalışmasının sonucu oluşan sorunlardan biridir bu mesele. En büyük zararını ise bölge halkı çekmiştir ve halen de çekmeye devam etmektedir. Kürt meselesi öyle bir hal almıştır ki; İslami çözümlerin dışında başka bir çıkar yol kalmamıştır. Bu arada çözümden kastımız sadece silahların bırakılması meselesi de değildir. Topyekün bölge halkının sosyal, siyasal, gelenek görenek ve dini haklarının iade edilmesidir. Yani bir insana tanınan bütün hakların tekrar iade edilmesi meselesidir. İslami çözüm derken de aslında insani çözümü kastediyoruz. Bu yönüyle Kürt meselesi ümmetin meselesidir ve çözüm de orada aranmalıdır.

Kürt meselesi ile ilgili verilen mücadele ve iyi niyetler neticesinde barış süreci umutla sona doğru gidiyor. Bu sevindirici bir durumdur. Bir proje olarak yıllardır bölge halkı üzerinde oynanan oyunların artık sonuna gelindi ve sorun çözüm aşamasındadır. Hükümetin kararlı adımları takdire şayandır. Ancak olayı sadece silah bırakma olarak görmeyip bölge halkının toptan refahını hesaba katmak durumundayız. Bu nedenle bölgede yer alan bütün denge ve dinamikleri çözüm sürecinin bir parçası olarak görmek lazım. Geç kalınmış olsa da İslami hassasiyete sahip cemaatlerin yayınladıkları sonuç bildirgesi çerçevesinde sorumluluk alması ve sürecin bir parçası olması gerekir.

Unutulmamalıdır ki; Barış Süreci sadece PKK ile Devlet arasında silahların bırakılması esasına dayalı bir süreç değildir. Sadece Kürtlerin de barışı değildir. Şiddetin bitmesi, kan akmasının önüne geçilmesi de sadece barış olarak değerlendirilemez. Barış; kardeşliğin ikamesi, adaletin uygulanması ve insanca yaşamın sağlanmasıdır. Bu nedenle yaşanan barış sürecini bir fırsat olarak görmek gerekir. Bu süreci bir başlangıç olarak görüp söz konusu zeminin iyileşmesi ve zenginleşmesinin sağlanması asıl barış olacaktır.

Bu çalıştay da gösterdi ki; aslında bölgede çalışan STK, cemaat, cemiyet ve diğer İslami yapılanmaların birlikte yapmaları gereken çok şey vardır. Bunun için de öncelikle birlikte konuşmayı, birbirlerini dinlemeyi, tartışmayı bir araya gelmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bölge halkı zaten dünden bu yana bu birlikteliği perçinlercesine yaşıyor. Ancak toplum öncü gruplarının bu güzel birlikteliğe katkı sağlamaları gerekir. Şartlar aslında hazır. İş lokomotiflerde. Lakin şimdiye kadar Müslüman çevrelerin de vazifeyi yeterince yerine getirememelerinden mütevellit sorunlar yaşanmaktadır günümüzde.

Sözün özü; ilk önce olması gereken, barış tohumunun önce kendi yüreklerimize ekilmesidir. İçimizde yer etmeden yapılacak barış, barış değildir. Yani önce barışı kendi içimizde yeşertmeliyiz. Elbette barış herkes için ama önce kendimiz için olmalı. Bu durumu bağnazlık olarak değil, asli bir görev olarak yerine getirmeliyiz.

———————————-

Yusuf Tosun

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI