Bağdat Demiryolu’ndan İstanbul Havalimanı’na

0
203

Osmanlı Devleti’nin tarih olmasının üzerinden yüz yıl geçti. Coğrafyamız bu süreçte büyük dönüşümlere, değişimlere sahne oldu. Devletler kurulup, devletler yıkıldı; üstüne ikinci bir dünya savaşı yaşandı ama hala I. Dünya Savaşı’nın gölgesinden çıkamadı. Bugün Türkiye dahil, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan problemlerin büyük çoğunluğunun kaynağı o meş’um Büyük Savaş’tır.

Savaşı Osmanlı Devleti için sonlandıran Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan sonra İstanbul’da tartışılan ve ardından Anadolu’da başlatılan Milli Mücadele neticesinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, kısa zamanda nispeten Büyük Savaş’ın travmasından kurtuldu. Bu sayede eski Osmanlı Coğrafyası’nda istikrarı yakalayabilen yegane ülke oldu. Türkiye’nin diğer Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine göre gerek altyapı ve gerekse sahip olduğu imkan ve avantajların elbette bu sürecin oluşmasına büyük katkılar sağladı.

OSMANLI COĞRAFYASINDA BÜYÜK REKABET

Oysa savaşın çıkış nedeni Anadolu’dan ziyade Osmanlı Devleti’nin fiilen Toroslar’dan Basra Körfezi’ne ve oradan Yemen’e kadar egemen olduğu topraklar ile fiilen elinden çıkan ama hukuken Osmanlı toprağı kabul edilen Mısır ve Libya coğrafyaları idi.

Bu geniş coğrafya savaştan önceki yüzyıl boyunca Batılıların hedefi ve at koşturdukları saha olmuştu. Batılı devletler bu coğrafyada kıyasıya bir rekabete girmişti. Osmanlı Devleti kıt imkanları ile bazen savaşarak bazen de büyük bir diplomasi mücadelesiyle bu rekabetin doğuracağı sonuçları ortadan kaldırmaya çalıştı ama istediği sonucu alamadı. Sonunda büyük kayıpların yaşandığı, bir taraftan kahramanların diğer taraftan ihanetlerin ortaya çıktığı Büyük Savaş’a girmek zorunda kaldı.

Bana anlamsız gelen “Osmanlı Savaşa katılmasaydı, tarafsız kalsaydı ne oldurdu?” tartışmaları çok yapıldı. Oysa dünyayı yeniden şekillendiren o büyük savaş, ne bir günde çıktı ne de zannedildiği gibi Osmanlı Genelkurmayı da o savaşa katılmaya bir kaç dakikada karar verdi?

Tarihi yeniden okumak ve ondan dersler çıkarmak zorundayız. Hele yüz yıl sonra hala o savaşın gölgesi üzerimizde iken buna daha fazla mecburuz. Daha da ötesini söyleyeyim: Yüz yıl önce biten savaşa girerken alınan kararın sorumluluğu hala Türkiye’nin omuzlarındadır. Bu yüzden Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki her gelişme Türkiye’yi ilgilendirmektedir. Tıpkı bu coğrafyalarda menfaatlerini tüketmemiş devletlerin Türkiye’deki her gelişme ile ilgilendikleri gibi. Bunun için bugün Türkiye, diğer milletlerden daha fazla tarih okumaya muhtaçtır.

YENİ ULUSLARARASI REKABET: İSTANBUL HAVALİMANI

Mondros mütarekesinden beş yıl sonra 29 Ekim’de, Türkiye Cumhuriyeti kurularak, “devlet-i ebed müddet” kesintiye uğramadan, Cumhuriyet ile “ilelebet” yaşatılma kararlılığı ve iradesi ortaya konuldu. Yüz yıl sonra yine o mütareke yıl dönümünün bir gün öncesinde dünyadaki ulaşım trafiğini yeniden şekillendirecek İstanbul Havalimanı açılarak aynı ruh sergilendi.

İstanbul Havalimanı’nın açılmasının iktisadi sonuçları bir yana büyük siyasi sonuçları olacağı daha inşaatın başladığı günden itibaren ortaya çıkmıştı. İnşa sürecinde dünyada yaşanan kulisler, Türkiye’nin çekilmeye çalışıldığı mecralar ve özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde Türkiye’nin imajını zedelemeye dönük faaliyetler hepimizin gözü önünde cereyan etti. Ama havaalanının açılışından önce ‘konu Suriye olsa da’ bu projeye muhalif Almanya’nın Fransa ve Rusya ile birlikte Türkiye’nin yanında poz vermesi dikkatleri çekti. Tıpkı Büyük Savaşa giden süreçte yaşanan bloklaşmalar gibi dünya yeniden Türkiye üzerinden bloklara ayrıştı.

ABD’nin İstanbul’daki dörtlü zirve hakkındaki düşük profilli açıklamaları telaşının en bariz göstergesidir. ABD kendisini Büyük Savaş öncesindeki Almanya’nın konumunda hissetmektedir. En büyük müttefiki İngiltere’nin bile desteğinden mahrumdur. Sahip olduğu gücün artık etkili olmadığı ve Birinci Dünya Savaşında sonra Wilson Prensipleri ile elde ettiği sempatiyi II. Dünya Savaşından sonra Ortadoğu’da filli hegemonyaya çevirmesinin bugün sancılarını yaşamaktadır.

Bütün bu göstergeler son yüzyılın tarihini yeniden ama çok dikkatli okunmamızı zorunlu hale getirmektedir. Birinci Dünya Savaşı’nın çıkış süreci olan on dokuzuncu yüzyılın son çeyreği ile yirminci yüzyılın başları yeniden dikkatlice ele alınmalıdır.

Özellikle II. Abdülhamid’in Almanlar ile ittifakının en önemli sonucu hatta I. Dünya Savaşı’nın sebebi olan Bağdat Demiryolu projesi hatırlanmalıdır. Bu projenin uluslararası rekabette oynadığı rol ve savaşa giden süreçteki etkileri bir kere daha okunmadan İstanbul Havalimanı’nın yakın gelecekte meydana getireceği siyasi etkilerin anlaşılması mümkün değildir. Aynı şekilde Bağdat Demiryolu’nun projesinin tahrik ettiği İngiliz ve Fransız hatta Rus rekabeti karşısında İttihatçıların 1913 ve 1914 yıllarında İngilizler ile yapmak zorunda kaldıkları anlaşmalar ve verdikleri diplomasi mücadelesi irdelenmeden son yüz yılı da anlamak imkânsızdır.

Mondros Mütarekesi’nin 100. yıldönümünden bir gün önce; 29 Ekim’de açılan İstanbul Havalimanı’nın doğuracağı siyasi sonuçları anlamanın rehberi kuşkusuz Bağdat Demiryolu projesinin tarihidir.

Zekeriya Kurşun / Yeni Şafak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.