Baasçıların son kozu – (Akif Emre)

0
121

Bu mezhep gerilimin özellikle tırmandırılmasıyla Suriye üzerinden bölgenin ateşe atılmasının mı amaçlandığı sorusu akla geliyor. Ne Avrupa`nın ne Amerika`nın fiilen elini ateşe sokmak gibi bir niyetinin olmadığı açıkça

Suriye`deki gelişmeler nerdeyse geri dönüşü olmayan bir noktaya doğru ilerliyor. Beşşar Esad babasının işlediği katliam boyutuna doğru yaklaşıyor. Bu arada olayların nasıl başladığını unuttuk yahut geri planda kaldı. İlk gösteriler başladığında Baas rejiminin bu tür karşılık vereceğini herkes tahmin ediyordu; buna rağmen adeta olaylar hızla tırmandırıldı. Şu an için haklı-haksız tartışmasından daha önemli olan; devlet eliyle işlenen, toplu infaza dönüşmeye başlayan cinayetlerin ve intikam duygusuyla harekete geçen silahlı grupların Suriye`yi bir iç savaşa sürükleme riskinin her zamankinden daha yüksek oluşu. Orada çıkacak bir iç savaşın kesinlikle Suriye ile sınırlı kalmayacağını tahmin etmek zor değil. Suriye`deki ateşin bölgeye sıçraması, etnik ve mezhebi bir ateş çemberinin her yanımızı kuşatması anlamına gelir.

Bu mezhep gerilimin özellikle tırmandırılmasıyla Suriye üzerinden bölgenin ateşe atılmasının mı amaçlandığı sorusu akla geliyor. Ne Avrupa`nın ne Amerika`nın fiilen elini ateşe sokmak gibi bir niyetinin olmadığı açıkça belli olduğu halde Türkiye`nin teşvik, övgü ile itekleneceği bir çatışmanın ne getireceği sorusu her zamankinden daha anlamlı hale geldi. Dahası Türkiye`nin itileceği bir çatışmanın hedefi ve aynı zamanda meşrulaştırıcı argümanı işlevi gören “mezhep kışkırtıcılığına” kimler adına sürüklendiğimizi birilerinin yüksek sesle dillendirmesi gerekiyor.

Önceki gün Malatya Kürecik`e yerleşen Amerikan askerlerinin temsil ettiği sembolik değer taşıdığı askeri konumdan daha sarsıcı. Mezhep eksenli bir sıcak çatışmanın en önemli unsuru haline gelen bu üsteki askerler bize, bölgenin kimler adına savaşa itilmek istendiğinin en iyi göstergesidir.

Suriye laiklik kartını oynayacak!

Bir yanda Batılıların demokrasi ve özgürlük adına Suriye`ye baskı uygularken bu konuda ne kadar samimi olduklarını ortaya çıkaracak turnosal kağıdı ise laiklik meselesidir. Jeopolitik ve jeostratejik hesaplar bir yana Suriye`nin Batı karşısında elde tuttuğu en önemli kozlardan biri laiklik vurgusudur. Muhtemelen bu zamana kadar Suriye rejimi karşısında sessiz kalınmasının gerekçelerinden biri de bu konudur.

Amerika`nın ve Avrupa`nın kendi iç sorunları ve üstelik Rusya ve Çin`in muhalefeti bir yana hala hiçbir kayda değer baskı ve yaptırım uygulanmıyorsa bunun temel gerekçelerinden biri Suriye`deki yönetimin kendine mahsus laik karakteri ve rejim çöktükten sonra nasıl bir yönetimin başa geçeceğinin henüz netlik kazanmamış olmasıdır.

Laiklik kartını her fırsatta kullanan Baas yönetimi bunu sadece Suriyeli muhaliflere ve özellikle Müslüman Kardeşler`e karşı değil AKP hükümetine karşı da kullanacağını gösterdi. Nitekim Dışişleri Bakanı Muallim yaptığı zehir zemberek açıklamada, Türkiye ile ilişkilerin Müslüman Kardeşler yüzünden koptuğunu, Türkiye ile aralarında laikliğe bakış farkı olduğunu söyleyerek laikliğe vurgu yapan beyanlarda bulunmuş.

“Bizim Müslüman Kardeşler`e bakışımız farklı. Türk hükümeti ile ideolojik farklılığımız var” diyen Suriyeli bakan Muallim Türk hükümetini de Müslüman Kardeşler üzerinden açığa düşürmek isteyen bir dil kullanıyor. Böylelikle “aşırı dinci” Müslüman Kardeşlere karşı laik Baas yönetimine razı olan Batı`nın karşısında elini güçlendirirken aynı zamanda tam bu hassas konudan dolayı Türkiye`yi müttefikleri nezdinde köşeye sıkıştırmaya çalışıyor.

Müslüman Kardeşler`in olaylar başlamadan önce genel af çıkarılıp yasal şartlarda siyaset yapmalarının önünü açacak bir düzenleme yapılması konusunda Türkiye`den yeterince destek görmedikleri yönünde şikayetleri vardı. Kaldı ki böyle bir sürecin önü açılsaydı süreç başka türlü olabilir miydi? Gelinen noktada bundan o kadar da emin olmamızı sağlayacak işaretler görünmüyor.

Bu yönde bir çıkarsama yapmamızı gerektiren önemli birkaç husus var: İlki, sanılanın aksine muhalefet içinde Müslüman Kardeşler`in çok etkin olmadığı. Paralel düşünen ama örgütsel ve hiyerarşi olarak İhvan`la ilişkisi olmayan bir yapı var. Zaten İhvan`ın 1982`de yediği darbeden sonra Suriye içinde gücü nerdeyse kalmamıştı. Bu nedenle Müslüman Kardeşler argümanı çok tutarlı değil.

Bir başka çıkarsama da, bölgede iş tutuş tarzına bakarak Batının Baas tarzı yönetim istemediği gibi kontrol dışı bir İslamcı iktidar da istemeyeceği. Liberal, Batıcı hatta eski Baas işbirlikçileriyle dengelenmiş ve zaman içinde “ehlileştirilmiş” İslami tonda bir yönetime razı olabilirler. Arap Baharı`nın gerçekleştiği ülkelerde denendiği gibi…

Bir başka önemli husus, eğer bölgeye dair bir dizayn söz konusu ise bunun gerekçelerini üretmenin hiç de zor olmayacağıdır. Nitekim olayların özellikle tırmandırılarak adeta Batı`nın kurtarıcı elini uzatmasını bekler ve her şeye razı hale getirilmek istendiğinin işaretleri hiç de az değil.

Tüm bunlar bölgedeki gelişmeleri etkilemeye yönelik bölge dışı faktörlere dair bir analiz. Ancak bölgenin kendi dinamiklerinin etkin olmadığı, bölge ülkelerinin inisiyatifinin hiç olmadığı anlamına gelmiyor. Kısa vadede bölgenin kendi dinamiğini provoke eden bir müdahale olduğunu belirtmek gerekir. Tesellimiz, bu coğrafyanın kendi imkanlarını keşfedip kullandığı anda tüm planların ters dönebileceğine olan umudumuzdur.

 Yenişafak

———————————-
Akif Emre
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI