Artan eşitsizlikten aile değerlerinin çöküşünü sorumlu tutmak – (Paul KRUGMAN)

0
184

Murray’nin ‘Parçalanış’ içeriğinde ne yaptığını anlayabilmek için, şöyle bir benzetme yapalım: Bir sosyal bilimci körfez kıyısında bir kasabaya gider. Görür ki denize nazır evlerin hepsi parçalanmış ve yıkılmıştır. Eskiden bu evlerde yaşayanlar

Yazar Murray’nin kitabı tartışma konusu. Kitaba göre mavi yakalı beyazların sorunu aile değerlerinin çöküşü. Evlilik oranları, erkeklerde çalışma azalmış ama durum gerçekten kötü mü?

Sağ kesimdeki bütün entelektüeller (ya da sözde entelektüeller) Charles Murray’nin kitabını konuşuyor. Bu kitaba göre mavi yakalı beyazların sorunu… aile değerlerinin çöküşü.

Belki de son dürüst muhafazakar olan David Frum, geçenlerde The Daily Beast için kitabın harika bir eleştirisini yazdı. Diyor ki:

“Murray’nin ‘Parçalanış’ içeriğinde ne yaptığını anlayabilmek için, şöyle bir benzetme yapalım: Bir sosyal bilimci körfez kıyısında bir kasabaya gider. Görür ki denize nazır evlerin hepsi parçalanmış ve yıkılmıştır. Eskiden bu evlerde yaşayanlar şimdi çadırlarda ve karavanlarda yaşamaktadır.

Sosyal bilimci bir rapor yazar: ‘Eldeki kanıtlar açıkça gösteriyor ki, evlerde yaşamak çocuklar ve aileler için çadırlarda ve karavanlarda yaşamaktan daha iyidir. Deniz kenarında yaşayan insanlar çocuklarını sorumsuz bir şekilde kabul edilemez koşullarda yaşatıyorlar.’

Bu raporu yayınladığında biri der ki: ‘İyi de, burada geçen hafta fırtına çıkmıştı.’ Sosyal bilimci omuz silker: Ben iskan üzerine çalışıyorum, meteoroloji üzerine değil.” The New Republic yazarı Alec MacGills ise, 6 Şubat günü internette yayınlanan yazısında Murray’nin bizzat bir sanayi kentinde büyüdüğüne dikkat çekiyor. Maytag şirketi mavi yakalı işçilere istihdam sağlıyordu; ta ki, fabrikayı kapatıp faaliyetlerini Meksika’ya nakledene dek.

“Murray’nin bakış açısına göre” demiş MacGills “İşçi sınıfı, mensuplarının (özellikle erkek olanların) iyi bir gelir elde etmesini engelleyen ekonomik değişimlerden çok, 1960 çalkantılarının getirdiği endüstrileşme ve toplum değerlerindeki gerilemeden zarar görmüş.”

Şöyle devam ediyor: “O zaman, Murray ve eşitsizliği açıklamak için onun teorilerini kullananlara sorulacak soru çok belli: Büyüdüğü Newton’da (Iowa) yaşayan insanlar işçi sınıfından komşuları sağduyularını yitirdikleri için mi göç ettiler? Cevap bundan daha basit olabilir.”

Analitik bir açıdan bakarsak, şu sıralar alt sınıfların ahlaklarında gerçekleştiği varsayılan gerilemeye odaklanmak için çok tuhaf bir dönem. 60’lı yıllardayken, neden tırmanıştaki ekonomi geniş tabanlı dağılan kazançlar getirmesine karşın sosyal sorunlar artıyor diye sormak gene bir şekilde mantıklıydı (sosyolog William Julius Wilson ‘When Work Disappears: The World of the New Urban Poor’ ‘İstihdam Yok Olunca: Yeni Şehirli Fakirin Dünyası’ adlı kitabında iç kısımlardaki şehirlerde istihdamın yok yolduğunu ve bunun bu şehirlerden çıkışı olmayan kesimler kapsamında sosyal sorunlara yol açtığını açıklamıştı).

Ancak şu anda mavi yakalı işçileri geride bırakmış bir ekonomimiz var; içinde bulundukları kötü durumu açıklamak için neden toplumsal değerlere başvuralım ki?

Ve eğer sosyal çürüme, diyelim ki, gelir dağılımda en alltan üçüncü sıradaki beyazlar arasında bir gerçeklikse, bu Wilson’ı haklı çıkarmaz mı; ekonomik fırsatların yokluğu toplumsal karmaşayı beslemez mi? Birdenbire çıkıp da ahlaki değerlerden bahsetmek politik bakımdan tabii ki anlamlı; özellikle de dikkatleri en üst seviyedekilerin gelirleri konusundan uzaklaştırmak için.

Sosyal çöküşün garip bir çeşidi

Murray’nin kitabını ve işçi sınıfı mensubu beyazlar arasındaki ahlaki çöküşe dair o kadar yorumu okurken düşünmeden edemedim: Durum gerçekten bu kadar kötü mü? Tamam, evlilik oranları büyük oranda düşmüş, çalışma yaşındaki erkeler arasında iş gücüne katılım oranı da düşük (gerçi retoriğin ima ettiği kadar değil) ama genelde söylenen bu trendlerin büyük toplumsal problemlere yol açtığı. Açıyorlar mı?

Charles Murray’nin çalışmasındaki en büyük eksikliklerden biri toplumsal çöküşün geleneksel göstergelerinden biri olan çocuk yaşta hamilelikten hiç ba
hsetmemesi. Neden? Çünkü Ulusal sağlık İstatistikleri verilerine göre önemli oranda azaldı.

Ve tabii suç oranına da bakmak lazım. Tırmanıyor olmalı, değil mi? Hayır, Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre öyle değil.

O zaman şöyle düşünelim: Belki geleneksel değerler işçi sınıfı mensubu beyazlar açısından gözden düşüyor olabilir ama belki de bu değerler iyi bir toplum yapısı için muhafazakarların inanmamızı istediği kadar gerekli değildir.

ARKA PLAN: EŞİTSİZLİK

Yeni aykırı bir kitap

Lİberter eğitmen ve yazar Charles Murray, yeni kitabında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki beyazların ekonomik, kültürel ve coğrafi durumlara göre iki gruba ayrıldıkları iddiasında bulunuyor. ‘Coming Apart: The State of White America, 1960-2010’ (Parçalanış: Beyaz Amerika’nın Durumu, 1960-2010) adlı kitapta Murray, işçi sınıfı mensubu beyazların dindar ve prensipli insanlar olduklarına dair alışageldik muhafazakar kabulün yanlış olduğunu söylüyor. Aslında, üst sınıflara mensup ‘yeni elitler’ ortaya çıkmış; bunlar aileye önem veren, kiliseye giden, çok çalışan ve zeki kişiler. Diğer taraftan çalışma yaşındaki mavi yakalıların yaşadığı bölgelere baktığımızda rutin şekilde evlilik dışı doğumlar ve işgücüne katılımda düşüş görüyoruz; ayrıca daha az dindarlar ve aileye verdikleri önem daha az. Bunun sonucu olarak, Murray Amerika’nın ‘dikişlerinin attığı’ uyarısında bulunuyor. Kitabın New York Times’ta yayınlanan eleştirisinde Nicholas Confessore, Murray’nin gördüğü problemin ‘yeni üst sınıfın Fransız peyniri yemesi veya Obama’ya oy vermesi değil, söyledikleriyle yaptıklarının bir olmasına yönelik inançlarını kaybetmeleri ve onun yerine bir ‘ekümenik iyilik’ itikatını benimsemeleri’ olduğunu söylüyor.

6 Şubat’ta Murray’nin Ulusal Halk Radyosu’nda yayınlanan röportajında yazar, üst-orta düzey Amerikalılar için genişleyen uçurumu aşmanın tek yolunun “eleştirel olmayan bakış açılarını bir kenara bırakıp söyledikleriyle yaptıklarının bir olmasını sağlamaya başlamaları” olduğunu söyledi. Uzmanlar arasında kitabın iddiaları üzerine parti görüşlerine pek de uymayan tartışmalar başladı. Kitaba dair beş bölümden oluşan bir eleştiri yazan muhafazakar yorumcu David Frum’a göre: “Murray’nin alttaki yüzde 80 ile hiç işi yok çünkü en sıkı tutunduğu fikri o yüzde 80’lik kesimin kötü kaderlerini hak ettikleri yönünde.” Murray’yi eleştirenler veri toplama metodlarını ve kitabındaki bazı analizlerde eksiklikleri de sorguluyorlar. Confessore “İşçi sınıfının tembel olduğunu öğrenecek ancak sendikaların çöküşüne veya sosyal haklar olmadan yarı zamanlı çalışmaya dayanan hizmet ekonomisinin yükselişinden bahsedildiğini pek göremeyeceksiniz” diye yazmış.

Muhafazakarlar ekonomi tartışmasını çarpıtıyorlar

Şu günlerdeki gelişmeler Amerikan sağının işine gelmiyor: Beklenenden daha iyi çıkan istihdam raporu ve hem Kongre’nin bütçe dairesinin araştırması hem de Mitt Romney’nin adaylığı sayesinde eşitsizliğe odaklanan yeni bir bakış açısı. Şimdi ne yapmalı? Cevap, ortaya bir takım düzmece rakam atıp bazılarının tutmasını ümit etmek ya da en azından kafa karışıklığı yaratabilmeyi ummak.

Önce ay başında yayınlanan istihdam raporunu ele alalım: Olağan şüphelilerin hepsi İşgücü İstatistikleri Bürosu’nun (BLS) rutin nüfus düzenlemesine rakamlarla oynandığı iddiasıyla saldırdı. İşin aslı şu: BLS işsizlik tahminlerini aylık araştırmalara dayanarak yapıyor. BLS bunu işsizlik oranına çevirmek içinse çalışabilecek nüfus oranına dair tahmin yürütüyor ancak bu tahmin yılda bir yani her Ocak ayında yenilenir ve genel toplamda bir iniş veya çıkış görülür; bu da hiçbir şey ifade etmez.

Bush döneminde, nüfus rakamlarında yansıması görülen büyük istihdam artışlarına dair bir sürü düzmece iddiada bulunulurdu. Şimdi Rush Limbaugh, Fox News vb kaynaklar düşüşün bir şekilde sahte hesaplara dayandığını iddia ediyorlar. Bu zamanında da doğru değildi, hala değil. Bunu gerçekten sıkıcı yapan şey ise, defalarca çürütülmüş olmasına karşın hala aynı düzmece iddiada ısrar ediyor olmaları.

Şimdi, eşitsizliğe dair inkarlara gelelim. Nüfus genelinde gelir da
ğılımını ölçen Gini rakamları 1990’ların başından beri pek değişmedi. Ancak New York Magazine yazarı Jon Chait’e bakarsak, neden böyle olduğunu gayet iyi biliyoruz: Çünkü ankete dayalı Gini analizleri üst gelir tabakasını sabit bir sınırın üstü olarak kabul ediyor ve aslında gelir artışındaki esas büyük sıçrama bu üst tabakada gerçekleşmiş durumda. Chait 3 Şubat’ta bir internet yazısında “Nüfus Departmanı zenginlerin gelirlerine dair detaylı bilgi toplamadığı için eşitsizliği araştıranlar çok zengin kesimin gelirlerindeki değişimi incelemek istediklerinde başka yerlere bakıyorlar” diye yazmış. Etrafınıza bakın yeter. New York’un pahalı semtlerinde söyle bir gezinin ve bana deyin ki eşitsizlik artmadı. Tabii bir de vergi geliri verilerine bakın. Vergi Dairesi’nin (IRS) bize gelir paylarına dair ne dediğini gösteren grafiğe bakalım.

Fark ettiyseniz, artış nerdeyse tamamen en tepedeki yüzde 1’de gerçekleşmiş. En tepedeki yüzde 10’un ikinci yarısında dahi hareket yok. Bu bize bir kere daha yüzde 1’in yüzde 99’a karşı olduğunu gösteriyor, tepedeki yüzde 20’nin alt sınıflara karşı olması değil. Ayrıca, evet, veriler eşitsizlikte kararlı bir artış olduğunu da gösteriyor. Ha, Chait bize bir de olağan şüphelilerin klasik “Amerikan zenginleri diğer ülkelerin zenginlerinden çok vergi veriyor” kartını tekrar oynadıklarını hatırlatmış. Evet öyle; çünkü Amerikan zenginleri çok, çok daha zenginler.

Bu tiplerin yeni hileler de keşfedebildiklerini görmek bir açıdan ferahlatıcı. California Üniversitesi’nden Ekonomi Profesörü Brad DeLong geçenlerde Wall Street Journal’in bir iddiasını yakalamış: Oranlara bakınca federal devlet memurları özel sektör çalışanlarına göre yüzde 2 oranında daha çok maaş ve yüzde 48 oranında daha çok sosyal yardım aldıklarından yüzde 50 fazla kazanıyorlarmış. DeLong blog’unda 4 Şubat’ta “Bu insanların borazanı ellerinden bırakmalarına yol açacak bir şey söylemeleri veya yapmalarına imkan yok, değil mi?” diye sormuş. Burada önemli olan şu ki, bu düzmece rakamlar otoriteymiş gibi görünen kaynaklardan geliyor: Büyük bir organizasyon olan Fox News, Wall Street Journal’ın makale sayfası ve Amerikan Girişim Enstitüsü. Benzer düzeyde istatistiki sahtekarlığı, misali The Nation, Washington Monthly veya Ekonomik Politika Enstitüsü’nden bekleyemezsiniz. Sağ ve sol simetrik değil derken, anlatmaya çalıştığım da bu. Her kanaatten insan yalan söyler ama sağda solda emsali olmayan kurumsal bir yalan mekanizması mevcut.

 Star


———————————-
Paul KRUGMAN
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Paul KRUGMAN”]