Arap dünyası ve gelecek tartışması – (Beril Dedeoğlu)

0
79

Abant Platformu’nun Gaziantep’te gerçekleştirdiği toplantısının başlığı ‘Arap Baharı’ndan Sonra Ortadoğu’nun Geleceği ve Türkiye idi. ABD ve bazı Avrupa ülkelerinden,

Abant Platformu’nun Gaziantep’te gerçekleştirdiği toplantısının başlığı ‘Arap Baharı’ndan Sonra Ortadoğu’nun Geleceği ve Türkiye idi. ABD ve bazı Avrupa ülkelerinden, İsrail’den ve Arap ülkelerinden gelen katılımcılarla iki gün boyunca yoğun tartışmalar yapıldı; öğretici ve düşündürücü fikirler karşı karşıya geldi.

Bu tartışmaların bütününe bakıldığına, bazı genel saptamaların yapılması olanaklı. Anlaşıldığı kadarıyla Ortadoğu ülkelerinde, en azından bazı kesimlerde, dünyanın küresel dinamiklerini görme eğilimi bulunmuyor. Sömürgeci Batı ve onun işbirlikçisi İsrail bir tarafta bulunuyor, mazlum ve sömürülmüş Arap dünyası öte tarafta. Her Ortadoğu ülkesinin kendi iç dinamiğinin ve olası gelişmeleri farklı yaşayacağının altı çizilirken bile bu iki dünyalı yapıya göndermeler olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. Bu durumda değil çok oyunculu ve karmaşık karşılıklı bağımlılıkların olduğu bir dünyada yaşadığımız, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin etkileri bile gözden kaçıyor.

Yeni dünyayı anlama sorunu

Dünyayı Doğu-Batı dengesi içinden görme eğiliminin, geçmişle hesaplaşmaya olan ihtiyacı gösterdiğine kuşku yok. Bu çok büyük ve o oranda da zor. Zira otoriter yönetimler, fakirlik, birlik olamama hallerinin nedenleri sıralanırken bile, hala kabahat ‘dış güçler’de görülüyor. Bu eğilim, gerek durum analizi yapılırken gerekse gelecek hakkında fikir egzersizi yapılırken konuların başka oyuncular üzerinden tartışılmasına yol açıyor. Bu çerçevede en geleneksel kurbanın Türkiye olduğu söylenebilir. Türkiye’nin doğulu mu yoksa batılı mı olduğunu, rejimini, yapısı ya da tarihini ele alanlar bir yandan kendi ülkelerini tartışıyorlar, öte yandan batı’yı. Kendilerine soramadıkları ‘doğulu musun batılı mı’ sorusunu Türkiye’ye soruyorlar, ikisinden birinin seçilmesi lazımmış gibi bir dil kullanıyorlar.

Batı ve doğu bir bütünmüş gibi yapılan ayrımlar gerçeği yansıtmıyor, dolayısıyla anlatımlar bazı tutarsızlıklar sergiliyor. Avrupa’daki grevlerin Arap devrimlerinden etkilendiğini ileri sürenler bile, gerçeği ne oranda doğru okuyorlar bilinemese de, en azından küreselleşmeye işaret etmiş oluyorlar; ama fark etmeden.

Yeniden varolma sorunu

Her bir Arap ülkesinde devrim ve değişim sürecinin farklı gelişeceği konusunda uzlaşan katılımcılar, bu farklılığın hangi dinamiklere bağlı olacağı konusunda aydınlatıcı olamıyorlar. Farklı oyuncuların olduğunu, yine üçüncü ülkeler üzerinden tartışınca, aynanın içe tutulması konusunda şüpheler oluşuyor. Öz eleştirinin yapılmadığı, yapılamadığı durumlarda neler olabileceğini bilen bir ülkede yaşıyoruz. Arap ülkelerinde de bu yönde bir sıkıntı olduğu anlaşılıyor ve bu sıkıntı, içe dönük çözüm arayışlarını güçlendiriyor.

İçe dönük çözüm arayışlarının dışa karşı kuşkuculuğu beslediği aşikar. Türkiye’nin yeni emperyalist heveslere kalkıştığını, Batının-artık hangileriyse- eski sömürgeci davranışlarını sürdürdüklerini, komşu ülkelere de güven olamayacağını ima eden bakışların Ortadoğu’da umut verecek bir geleceğe işaret etmediği söylenebilir.

Tüm konferans boyunca en az kullanılan sözcüklerin küreselleşme, insani değerler, uluslararası hak ve özgürlük belgeleri ile ‘işbirliği’ sözcükleri olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. Devrimlerin birbiri ardına birbirlerinden etkilenerek ve cesaret alarak yaşandığı gerçeği bile, yeniden yapılanma süreçlerinde de mekanizmanın böyle işleyebileceğini düşündürmüyor.

Anlaşılan o ki, Ortadoğu ülkeleri henüz korkularını üzerinden atamamış durumdalar, bu da güvensizliklerin sürmesine yol açıyor. Güven inşasında Türkiye’den, ama daha çok Türkiye vatandaşlarından beklenti bulunduğu söylenebilir.

 Star


———————————-
Beril Dedeoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI