Arap baharının en büyük kaybedeni: İsrail – (Muhammed Naim)

0
86

Arap baharının ikinci yıl dönümünde Tel Aviv`deki siyasi çevreler, İsrail başbakanı Benyamin Netanyahu`nun ileri görüşlü olduğuna vurgu yaparak, başbakanın, Ortadoğu`da hüküm süren totaliter ve diktatöryal rejimlerin devrildiği

İsrail kendisini Arap baharının en büyük kaybedeni olarak görüyor. İsrailli uzmanlar Arap ülkelerinde yaşanan devrimlerin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen Batı`nın dört gözle beklediği demokratik atılımların gerçekleşmediğini, insan hak ve hürriyetlerine olan saldırıların yanı sıra, devrim sahibi ülkelerin ekonomik krizden kurtulamaması yüzünden İsrail`in eşi görülmemiş bir stratejik tehditle karşı karşıya kaldığını iddia ediyor.

Arap baharının ikinci yıl dönümünde Tel Aviv`deki siyasi çevreler, İsrail başbakanı Benyamin Netanyahu`nun ileri görüşlü olduğuna vurgu yaparak, başbakanın, Ortadoğu`da hüküm süren totaliter ve diktatöryal rejimlerin devrildiği ülkelerde istikrar ve güvenliğin yeniden sağlanması için yeni bir iklim yaratılacağına inanan ABD başkanı Barak Obama ve Avrupalı liderlerin bakış açılarının aksine genel olarak bahar rüzgârlarına dair kötümserliğinde haklı çıktığını söylüyorlar.

Batı`nın Demokrasi Kurma Emelleri

Aynı çevreler Netanyahu`nun kötümserliğinin yerinde olduğuna ve bölgenin devrimden bu yana başına gelen yakın gerçeklere de işaret ediyorlar. Uzmanlar, ayrıca, Batı`nın halk üzerinde demokrasi kurma heyecanı içinde olduğunu ancak umut ile gerçekler arasında büyük bir boşluk ortaya çıktığını kaydediyorlar.

İsrail Haaretz gazetesi Tunus ve Mısır hakkında hazırladığı uzun bir raporda “Mısır ve Tunus ilk defa seçimlere şahit oldu. Ancak yine de çözümü zor problemler iyileştirilmediği sürece seçimlerin yeniden yapılması olasılıkları üzerine bazı şüpheler var. Bu şüpheler genelde; istikrarsızlık, ekonomik kriz ve İslami hareketlerin rahatsız edici bir şekilde büyümesi etrafında toplanıyor” diyor.

Şüphesiz, üzerinde konuşulan krizler, Batı tarafında ateşlenen ve Arap halklarını sürükleyen “bahar” kavramıyla büyük ölçüde tezat teşkil etti. İsrailli gözlemciler ise sonbahar rüzgârlarını taşıyan bu mevsimin oluşturduğu iklim yüzünden, İsrail hükümetinin alternatif İslami sistemlerle barış anlaşması yapmanın zor olduğunu vurguluyorlar. Çünkü birçok İslami sistem Yahudi devletini açık ve net bir şekilde düşmanları olarak görüyor.

İsrailli yazar Jelly Kohen, başbakan Benyamin Netanyahu`nun sonuna kadar haklı olduğunu iddia ediyor. Netanyahu Tunus devriminin patlamasından ve Mısır lideri Hüsnü Mübarek`in günlerini saymaya başlamasından bir buçuk ay sonra 31 Ocak 2011`de, İsrail`in Ortadoğu`da “Arap Baharı” olarak adlandırılan gelişmeler nedeniyle oluşacak istikrarsızlıktan çok fazla etkileneceğini söylemişti. Bunun yanı sıra Netanyahu Alman müsteşar Angela Merkel ile ortaklaşa yaptığı basın toplantısında: ` İslami hareketler kaçınılmaz alternatifler olarak karşımızda` diyerek Mısır`da yükselen İslami hareketlerden dolayı duyduğu endişeyi ortaya koymuştu. Başbakanın düşüncesine göre, Mısır da diğer Arap ülkeleri gibi hızlı bir dönüşüm yaşayacak ancak orada da ne Batı`nın beklediği gibi ne de Arap halklarının hayal ettiği gibi bir demokrasi gerçekleşecek. Netanyahu`nun takdirine göre, İslami sistemler insan haklarını ihlal edecek, demokrasinin yerleşmesine izin vermeyecek ve barış için büyük bir tehlike oluşturacak!

Mısırda şu an yaşanan siyasi gerçekliğin ortaya çıkardığı kanıtlar, Netanyahu`nun Arap baharının geleceği hakkındaki kötümser düşüncelerini onaylar nitelikte. Selefi İslamcı partiler geçen parlamento seçimlerinde seçmenlerin en az dörtte birinin oyunu elde etmeyi başardı. Muhammed Mursi ise uzun vadede tüm yetkileri kendinde topladığını açıkladı.

Devrimci kitlelerin baskısı

Mısır siyasetinin gerçekleri üzerine okuma yapan İsrailli yazar, Netanyahu`nun açıklamalarından on gün sonra devrimci kitlelerin baskısının bir sonucu olarak Hüsnü Mübarek yönetiminin devrildiğini, Amerika ve Avrupalıların bu gidişi demokrasi yolunda çok önemli bir adım olarak nitelendirdiğini belirtiyor. Suriye`deki iç savaşla ilgili olarak ise, İsrail hükümeti konumunu koruyor. Suriye`de silahlı muhaliflere uzanacak herhangi bir yardım elinin veya müdahalenin gözlemciler ve hatta Suriye halkının gözünde silahlı muhaliflerin İsrail için çalışan gruplar olduğu izlenimini verecek. Bu ise Suriye rejimine mutlak bir güç vererek ivme kazandıracak ve ömrünün daha da uzamasına sebep olacak. İsrail`in bölgedeki stratejik konumunu kaydırma fikri göz önüne alındığında Suriye sınırının da Mısır sınırından bir farkı yok. İsrail`in stratejik ve teknolojik açıdan kendisine komşu olan ülkelerin ordularına karşı caydırıcı bir dengeye sahip olmasından sonra, ufukta yeni oyuncular görünmeye başladı. Bu oyuncular, İsrail`e göre, devletleri temsil etmiyorlar ama örgütleri somutlaştırıyorlar. Daha sonra başarısız devletlerin bölgelerine sızıp silahlı tatbikatlar düzenliyorlar. Tıpkı Sina`da ve güney Suriye`de olduğu gibi… Bu örgütler önce içinde bulundukları ülkeyi tedricen ele geçirmeye çalışıyorlar daha sonra da kuvvetlerini İsrail`e karşı yönlendiriyorlar. Güçleri sınırlı da olsa çatışmaları şiddetli olabiliyor ve geri püskürtmek çok kolay olmuyor.

İsrail`in özel avantajları

İsrail`in Arap baharı gerçekleri, bölgeye yansımaları ve ülkenin stratejik konumuna etkisiyle ilgili olarak çizdiği bu portreye rağmen, uzmanlar, hükümetin hala, sahip olduğu özel avantajlardan yararlandığını söylüyorlar. Siyasi çevreler bunu yüksek sesle dile getirmeseler de bu avantajlar, İsrail`in düşüşünü engelleyecek ve bir sürprizle karşılaşmamasını sağlayacak. Yani Mısırın 6 Ekim 1973`te İsrail`e yaptığı kötü sürpriz en azından önümüzdeki birkaç yıl daha tekrarlanmayacak.

Esad ordusu ise art
ık dökülmeye başladı. Suriye rejimi, halkına karşı katliam yapıyor, iyi bir düzeneği olmadığından dolayı ıstırap çekiyor, komutanları ve askerleri saflarından birer birer ayrılıyor ve kaderi gittikçe belirsizleşmeye başlıyor. Yani İsrail`e göre, Suriye ordusu İsrail hükümetine tek bir kelime bile söyleyecek durumda değil.

Hamas`a gelince, İsrail`e göre Hamas, Mısır`daki siyasi gelişmelerden yararlandı. Rejim Hamas`ın ideolojisiyle doğdu, örgütün İsrail`e olan silahlı eylemlerini- belki de gizlice- destekledi. Bu yüzden Hamas buna dayanarak Gazze şeridine düzenlenen “Bulut Sütunu” operasyonunda İsrail`in güneyine füzeler gönderdi. Ancak Mısır`ın İhvan hükümeti Hamas`a olan desteğiyle ilgili olarak dikkate değer bir şekilde tereddütlü ifadeler kullanmaya başladı. Özellikle de İhvan`ın önemli liderlerinden iş adamı Hayrat Şatır`ın “Mısır, İsrail ile silahlı çatışmanın içine çekmeye çalışan Hamas`a yanıt vermeyecektir” sözlerinin yanı sıra Mısır hükümetinin Amerika`dan gelen ekonomik yardımın kesilmesi söz konusu olduğundan, bunun kendisine pahalıya patlayacağını fark etmesi ilişkileri başka bir yöne çekmeye başladı.

Kaynak: Elaph
Dünya Bülteni için tercüme eden: Tuba Yıldız

 

———————————-
Muhammed Naim
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI