Arap baharından Avrupa baharına! – (Beril Dedeoğlu)

0
88

Bu dalganın Tunus’taki haliyle Yemen’deki halini benzetmek çok kolay değil. Bununla birlikte bir isyan dalgasının tüm Arap dünyasını etkisi altına aldığı inkar edilemez. Fitili Filistin’de yanan bu ateşin bugün aleve dönüşmesi ise küresel ekonomik ve siyasal krizle yakından bağlantılı.

Toplumun ötekileşmiş, ötelenmiş, banliyölere itilmiş kesimlerinin sokaklara ilk döküldüğü yer Arap dünyasında Tunus’tu. Gelir adaletsizliği, kötü yönetim, şeffaf olmayan ekonomi ve siyaset ilişkileri ile otoriterliğin birleşmesi, tahammül sınırının aşılmasına yol açmıştı. İki kutuplu dönemin dengeleri ve korkuları da söz konusu olmadığından, küresel dinamikler toplumların örgütlenmesinin yolunu açmış ve sınır aşan biçimde hızla yakın coğrafyalara yayılmıştı.

Bu dalganın Tunus’taki haliyle Yemen’deki halini benzetmek çok kolay değil. Bununla birlikte bir isyan dalgasının tüm Arap dünyasını etkisi altına aldığı inkar edilemez. Fitili Filistin’de yanan bu ateşin bugün aleve dönüşmesi ise küresel ekonomik ve siyasal krizle yakından bağlantılı.

Avrupa’daki dalga

Avrupa ülkelerinde ise fitil Fransa’da tutuşmuştu. Sarkozy’nin bir grup serseri diye nitelediği banliyö gençleri, uygulanmakta olan ekonomi politikalarını ve esasen sonradan vatandaşlık kazanan Araplara ve Müslümanlara uygulanan ayrımcılığı protesto için sokaklara dökülmüşlerdi. Ne yazık ki bu protesto “söz”le değil şiddetle yapılmış, ortalık yakıp yıkılarak savaş alanına döndürülmüştü.

Çok geçmeden benzer bir durum Yunanistan’da yaşandı, oradaki fark konunun banliyö ya da sonradan vatandaşlık kazananlarla ilgili olmamasıydı. Ancak işini-aşını yitirenlerle ilgiliydi ve orada da ne yazık ki sadece grevler ve “söz”lü protestolar yapılmadı. Vitrinler kırıldı, araçlar yakıldı, molotof kokteylleri havalarda uçuştu. İspanya’da ise tepki ve protestoların konusu yine ekonomiydi, ancak buradaki sivil hareket şiddete başvurmak yerine “söz”ü tercih etti.

Bu gelişmelerin ardından Birleşik Krallık başbakanını şoka sokan savaş sahneleri yaşandı.  Cameron, Sarkozy’yi hatırlatırcasına “çete-soyguncu” işi dediği kişilere karşı sert önlemler aldı. Banliyölerde yaşayan ve öteki olan gençler, burada da şiddet göstermekten çekinmemişlerdi. Son olarak Almanya’da yaşananların da bunlardan farkı yok; banliyö çocukları “merkezi” yakıp yıkma girişimi içindeler.

Kimin baharı

Liderler, isyanları “çapulcuların işi” olarak gördükçe nefret artıyor, nefret arttıkça şiddet büyüyor, şiddet büyüdükçe “karşı şiddet”in dozu yükseliyor. İsyancılar bir sendika ya da parti eylemi gibi eylem yapmıyor ve bu formel yapılar gibi örgütlenmiyorlar. Siyasal muhatapları yok, zira bugüne kadar bunun için uygun bir zemin hazırlanmamış. Sosyal ve ekonomik düzeyde karşılaşılan bu duruma kimse Avrupa’da “bahar” ismini takmayı düşünmüyor; Fransa’da siyahi bir cumhurbaşkanı, Almanya’da Müslüman bir Şansölye ya da Britanya’da Hintli bir başbakan olabileceğini aklına bile getirmiyor.

Arap direnişlerine ise “bahar” deniyor. Zira ayaklanan kesimlerin otoriter yapıları yıkacağı ve yerine kesin kes demokratik yapıları kuracakları varsayılıyor. Tabi bu demokrasi Avrupa’nınki gibi olacak değil; kendilerine yetecek kadar olsun yeter diye düşünülüyor. Bu arada Avrupalı liderler yeni Arap yönetimleri için “ellerinden geleni” yapacaklarını açıklayarak iyi kalpliliklerini de gösteriyorlar. Tıpkı Somali’ye gösterdikleri ilgi gibi.

“Kendi himmet bir dede nerde kaldı başkasına yardım ede” diye bir söz vardır. Ama tabi yardımdan kast edilen bizlerin anladığı anlamda değilse, o zaman başka

Star Gazete

———————————-
Beril Dedeoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI