Arap Baharı Batılılaşmaya bir tepkiydi

0
149

İç savaşın başladığı günden bu yana Suriye’de neler olup bitti. Suriye’de son durum nedir? Sorularımızı kamuoyunun yakından tanıdığı ve bölgeyi çok iyi tanıyan gazeteci Turan Kışlakçı’ya sorduk

Suriye’de yaşanan iç savaşta 90 bine yakın insan hunharca katledildi, 1 buçuk milyona yakın kişi yurtlarından kaçarak komşu ülkelere sığındı. Halkına bomba yağdırmaktan çekinmeyen Esed rejimi her geçen gün katliamlarına bir yenisini daha ekliyor. Tam bir insanlık dramının yaşandığı Suriye, şehirleriyle, evleriyle insanlarıyla vahşetin kucağından insanoğlunun vicdanına bakıyor.

Suriye halkının tepesine yüzlerce bomba yağarken Türkiye bu olup bitenlere bigane kalmadı. Türkiye hem siyasi kanadıyla hem de sivil toplum kuruluşlarıyla yanı başındaki komşusu için belki de tarihinin en büyük yardım kampanyalarından birini başlatmış oldu. Dünya ise bu olup bitenlere hala sessizliğini koruyor. Peki İç savaşın başladığı günden bu yana Suriye’de neler olup bitti. Suriye’de son durum nedir? Sorularımızı kamuoyunun yakından tanıdığı ve bölgeyi çok iyi tanıyan gazeteci Turan Kışlakçı’ya sorduk.

İşte Turan Kışlakçı ile yaptığımız röportaj:

Soru: Özellikle Suriye konusunu yakından takip eden birisiniz. Bir de sizin ağzınızdan dinleyelim. Suriye’de son durum nedir?

Turan Kışlakçı: Gelinen noktada 3 yılda 90 bine yakın insan hayatını kaybetti. 250 binden fazla tutuklu, 100 binden fazla kayıp, 1 milyon 300 binden fazla Suriye dışına kaçmış olan mülteci ve ülke içinde de yerinden ayrılıp başka şehirlere yerleşen milyonlarca mülteci bulunuyor.

Ülkenin hemen hemen yüzde 70’i muhaliflerin elinde. Muhaliflerle Esad güçleri arasındaki çatışmalar Şam ve sahil bölgelerinde yoğunlaşmış durumda. Hemen her gün Esad güçlerinin hava saldırılarında 100’ün üzerinde insan hayatını kaybediyor.

Esad güçlerinin hava ve kara saldırılarından dolayı ülkenin büyük bir bölümü harabe hale dönüşmüş durumda. Ülke tam bir enkazı andırıyor. Hava saldırılarından yerleşim yerlerinin yanı sıra ibadethaneler de payını aldı. Birçok cami ve kilise yerle bir edildi. Bugüne değin 500’den fazla cami hasar gördü.

S: Beşar Esed’i diğer diktatörlere kıyasladığımızda daha güçlü görünüyor ve hala yıkılmadı. Bu Esad’ın ordusunun gücünden mi kaynaklanıyor yoksa başka etkenler mi var?

T.K.- Esad rejimi fiilen ayakta olsa bile Baas rejimi ile birlikte tarihin sahifelerinde yerini aldı. Hâlihazırda ayakta oluşu veya varlığı tamamen dış güçlerin ona verdiği destekten kaynaklanıyor. Düşünün 1979 yılında Afganistan’da savaş başladığında aslında daha ilk günden Afganistan’daki rejim çökmüştü. Fakat Rusya Afgan rejimi adına 10 yıl Afgan halkıyla savaştı ve ülkeyi harabeye çevirdi.

S: Suriye’de yaşanan olaylar Arap baharının bir parçası. Devrimin gerçekleştiği ülkelerdeki rejimler yıkılırken Esed rejimi hala ayakta. Esed rejiminin diğerlerinden farkı nedir?

T.K.- Mısır Devlet Başkanı Mübarek de, Tunus Devlet Başkanı Bin Ali de ve Yemen Devlet Başkanı Salih de halkını katletmiş olsaydı bugüne dek ayakta kalabilirlerdi. Esad daha ilk günden halkını katletmeye karar vermişti. Çünkü bu rejimin genlerinde katliam ile halkı bastırmak ana unsurlardan biri. Bunun yanı sıra Esad rejimini diğer ülkelerden ayıran unsurlardan biri ülkenin tamamen bir muhaberat ülkesi olmasıydı. 13’e yakın istihbarat birimi olan Esad rejimi, bir gangster görünümü veriyordu.

S: Esed’i ayakta tutmaya çalışanlar kimler nasıl bir kombinezon oluşturuyorlar?

T.K.- Esed’i ayakta tutmaya çalışan devletler var, o devletlerin harekete geçirdiği birimler var ve birimlerin sahip olduğu düşünceler var. Genel anlamıyla baktığınızda Esad’ı ayakta tutmaya çalışanlar eski statükonun sürmesini isteyen diktatörler, eski elitler, bölgenin gerçek halkından uzak ideolojiler ve bazı azınlıklar adına hareket eden gruplar gelmektedir. Bunların tümünün tek hedefi var: Sykes=Picot ve Henry Kissinger’in soğuk savaş sonrası ortaya koyduğu yerleşik düzenin devam etmesi. Çünkü bunlardan nemalanan bir teba ve devletler ortaya çıktı. Hâlihazırdaki değişim onları çok korkutuyor. Yıllardır dışladıkları çoğunlukların veya bölgenin gerçek sahiplerinin mallarına ortak olmasını istemiyorlar…

S: Suriye şehirlerinde manzara nedir?

T.K.- Suriye’deki manzaralar çok ürkütücü. Tıpkı Hiroşima ve Nagazaki’yi andırıyor. Üstad Mehmed Akif Ersoy’a “Şark’ı gezdin oralarda neler gördün” diye sorulduğunda verdiği cevap bugün Suriye’yi de tasvir ediyor:

“Harâb iller, serilmiş hânümanlar, başsız ümmetler,

Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, yolcusuz yollar,

Bükülmüş beller, incelmiş boyunlar, kaynamaz kanlar,

Düşünmez başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar;..”

Veya Suriyeli ünlü şair Hayrettin ez Zirikli’nin Cezayir için yazmış olduğu şiiri Suriye’ye uyarlar isek şöyle diyebiliriz:

Yanıyor Suriye ateşler içinde

Alevler sarmış her yeri çepecevre

Her tarafta ayak baş gövde

Parçalanmış cesetler saçılmış yere

Gözler arıyor var mı bir yer diye

Akmayan, donmuş kan lekeleriyle

Halk tutunamadan düştü yere

Hemen dönüverdi bir tutam küle

S: Ülkeyi terk edenlerin sayısı milyonlara ulaştı, onların durumu nedir?

T.K.- Mart 2011’den bugüne kadar Esad rejiminin sürekli artan askeri saldırıları sonucu çok sayıda Suriyeli ülke dışına kaçtı. Suriyeli mültecilerin büyük bir kısmını Suriye’ye komşu ülkeler ağırlamaktadır. Türkiye, Ürdün, Lübnan ve Irak’ın yanı sıra mültecilerin bir kısma Kuzey Afrika ülkelerine dağılmışlardır. BM rakamlarına göre, yurtdışındaki mülteci sayısı 1,5 milyona ulaşmak üzere. Ülke içinde de milyonlarca kişi yerinden ve yurdundan başka yerlere göçmüştür. Kış şartlarını çok kötü şartlarda geçiren mülteciler ciddi gıda ve su sıkıntısı çekmektedir. Mülteciler, en rahat ettikleri ülke Türkiye’dir. Diğer ülkelerde çok zor şartlarda yaşamaktadırlar. Yaz ayının gelmesiyle birlikte su sıkıntısından kaynaklanan hastalıkların artması beklenmektedir. Yine BM rakamlarına göre, 5 milyon Suriyeli yardım muhtaç durumdadır.

S: 70 bin kişi öldü? Türk ve dünya basınının ekseriyeti bunu muhaliflerle Esed’in savaşı diye yansıtıyor. Bu ölenler sivil mi?

T.K.- Medyamızdaki kafa karışıklığının nedenlerden biri de bu. Bir tiran veya zalim halkını katlederken ordudan ayrılanların halk ile birlikte kendisini savunmasını iyi bir şekilde analiz etmeden “mezhep savaşı” ve “iç savaş” diye tanımlanması diktatör Esad rejimine verilmiş aslında en büyük desteklerden biriydi. Esad rejimi, daha ilk günden beri taarruz helikopterleri, MIG savaş uçakları ve tank ile tüm şehirleri bombalayıp yerle bir etti. Son zamanlarda Scud füzeleri kullanmaya başladı. Düşmanınıza bile atarken on kez düşünmeniz gereken bombaları ve füzeleri Esad rejimi halkının üzerine yağmur gibi boşalttı. Sadece bir ay içinde 100’e yakın Scud füzesiyle şehirleri vurup, binlerce insanı katletti.

Ölenlerin çoğu sivil. Suriyeli sivil toplum örgütleri günlük olarak, kaç kişinin öldüğünü, bunların adı, vuruldukları yer, şehir ve mekânlarını çok detaylı bir şekilde tutmaktadır. Tabi bunlar resmi rakamlar. Ancak ordudan ayrılan askerlerle yaptığımız görüşmeler ülkede birçok toplu mezarın olduğunu ve ölen insan sayısının 300 binden fazla olduğunu ortaya koyuyor. Esad sonrası yaşanan katliamların boyutu daha bir ortaya çıkacaktır.

S: Suriye muhalefetine gelirsek, muhaliflerin arasında bir ayrılık söz konusu mu? Eğer muhaliflerin arasında bir ayrılık varsa birleşmeleri mümkün mü?

T.K.- Suriye muhalefeti 45 yıldır baskı altındaydı. Hem içeride hem de dışarıda. Arap halklarının ayaklanması sonrası onlar da bir umut görerek ayaklandı. Muhalifler birçok farklı görüşten gruptan oluşuyor. Aralarında farklılıkların ve bazen sıkıntıların olması normal tabi. Ancak bu ayrılıkların ciddi bir sıkıntı oluşturacağını düşünmüyorum. Suriye halkını Irak halkıyla kıyasladığımızda daha bir bilinçli bir halktır ve oynanan onca oyuna rağmen muhalifler arasında büyük sıkıntılara sebep olacak ciddi bir ayrılık yaşanmadı. Siyasi ayrılıklar var. Bunların da olması doğal. İleride bunlar arasına fitne çıkarmak isteyen devletler dâhil olmaz ise rahatlıkla çözüleceğini düşünüyorum.

S: Suriye’deki Hristiyanlar neden hala sessiz. Bekle gör politikası mı izliyorlar?

T.K.- Suriye’deki Hristiyanlar da aslında Esad rejiminden çok zulüm görmüş bir grup. Yıllarca işkence görmüş olan “Salyangoz” romanın yazarı bir Hristiyan, Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı George Sabra yıllarca Esad zindanlarında kalmış bir Hristiyan. Hristiyan küçük bir azınlık grup olmalarından dolayı sessiz kalmayı yeğledi. Ama direnişçiler arasında ve siyasi muhalifler arasında da azımsanmayacak oradan Hristiyanların olduğu bir gerçek. Bu arada, şunu da hatırlatmakta fayda var: Esad rejimi Hristiyanlar başta olmak üzere tüm azınlıkları çoğunluk olan Sünniler ile korkutup, onların iktidarı ele geçirmeleri halinde onları kıyımdan geçireceği korkusunu yaymasına rağmen azınlıkların ileri görüşlü şahsiyetleri muhalefete katılmaktan çekinmedi.

S: Suriye’de Muhalifler genellikle hangi dünya görüşündeler. İslamcıların oranı nedir?

T.K.- Suriye muhalefeti arasında her görüşten ve etnik-dini yapıdan insan görebilirsiniz. Sünni, Hristiyan, Nusayri, Dürzi, Laik, Liberal ve solcu grupları bulabilirsiniz.

Arap Baharı sonrası Arap ülkelerinde İslamcılığın yükselişi birçok kişiyi şaşırttı. Hakikatte Arap âlemini yakında tanıyanları bu değişim şaşırtmadı. Çünkü batının (ABD ve Rusya) soğuk savaş döneminde diktatörleri ayakta tutmasının en büyük nedenlerinden biri de İslami yükselişin önünü kesmek ve İsrail’in güvenliğini sağlamaktı.

Müslüman dünyanın ünlü düşünürlerinden İbn Haldun “Araplar, dini bir formda olmadıkça asla kendi iktidarlarını kuramayacaklardır” sözüyle aslında Arap dünyasında halk ayaklanmaları sonrası İslamcıların yükselişini çok iyi özetlemektedir. Dışarıdan her hangi bir müdahale olmadıkça İslamcılar bu coğrafyada hep çoğunlukta olacaklardır.

S: Batının İslamcı muhaliflere karşın laik muhalifler eğittiği haberleri gelmişti. Bunu nasıl okumak gerekiyor?

T.K.- ABD de, Rusya da İslamcılar yerine laiklerle iş tutmayı elbette yeğleyeceklerdir. Fakat batı bu değişimler sonrası artık şunu çok iyi görecektir, “batılılaştırmadan kurtulmayı” hedefleyen bölge halkları bir daha batıyı bir çıkış olarak görmeyeceklerdir. Batıda bunun mukabilinde bölge halklarını tamamen kaybetmektense onlarla anlaşma yolunu tercih edecektir.

S: Genel olarak şunu sorayım: Suriye’de Esed sonrası yeni sistem ne olacak?

T.K.- Daha önceki dönemden daha adil bir dönemin olacağı şüphesiz. Artık herkesin kendini ifade edeceği ve seçimlerin yapılacağı bir döneme girecek. Her devrimde olduğu gibi ilk ayların sıkıntılı geçmesi tabi. Lakin Suriye halkının kısa sürede tüm sıkıntılarını atlatacağını ve ileride de sosyal adalet eksenli yeni bir politik fikrin ortaya çıkacağını düşünüyorum.

S: Esed gittikten sonra Rusya, Türkiye, İran, ABD kendi menfaatlerini gözeten ortak bir yapıda buluşabilir mi?

T.K.- Devletleri bir yapıda tutan şey ortak çıkarlardır. Suriye’de Ortadoğu’nun giriş kapısı kabul edildiği için birçok ülkenin çıkarlarının burada birleştiğini düşünüyorum. Bugün her ne kadar bazı devletlerarasında ciddi çıkar çatışmalar yaşansa da daha sonraki dönemde tüm tarafların ortak bir zeminde buluşacağı ihtimali çok yüksek görünüyor.

S: Suriye olayına Türk basının yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk Basını Suriye’ye yeterince sahip çıkıyor mu?

T.K.- Maalesef daha ilk günden beri basınımız olayları yeterli düzeyde irdelemedi ve tahlil edemedi. Bunun yerine ortalığa şüpheler yayarak insanların zihinleri bulandırıldı. Irak ve Afganistan örnekleri ile Suriye gerçeği karıştırıldı. Tabi bunun asıl nedenlerinden biri dış politika uzmanlarımızın ve Arap dünyasının yeterli derecede bilinmemesine bağlıyorum.

HABER10/ İsmail Uslu