Ana Sayfa Kategoriler Dosyalar Arakan Müslümanlarının yalnızlığı

Arakan Müslümanlarının yalnızlığı

0
Arakan Müslümanlarının yalnızlığı

Bölgedeki gelişmeleri yakından takip eden Mehmet Özay, “Arakan’a Çözüm olmak” adlı Arakan raporunu Dübam için hazırladı.

Güneydoğu Asya ülkelerinden Myanmar’da yaşayan Arakanlı Müslümanların maruz kaldığı zulüm, baskı, insan hakları ihlalleri ile ilgili haberler son bir aydır dünya medyasında sık sık duymaya başladık.

Eski adıyla Burma olan Myanmar’da Arakanlı Müslümanlar 600 yüzyıl önce bölgenin gerçek hâkimi iken bugün toplam nüfusun yalnızca yüzde 5’ini oluşturmaktalar. Yüzlerce yıl etnik temizliğe, sindirme, din değiştirme, baskı politikalarına rağmen hala varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar.

Geçen aylarda gerçekleştirilen Myanmar’daki seçimlerde batılılar tarafından demokrasi kraliçesi ilan edilen Suu Kyi’nin büyük bir oy farkıyla seçilmesi, Arakanlı Müslümanların kaderlerinde olumlu değişiklikler gerçekleşeceği izlenimini ortaya çıkarmıştı. Fakat son bir ayda Budistlerin Arakanlı Müslümanlara yaptığı katliamlar bütün hızıyla devam etti. Yüzlerce Arakanlı Müslüman öldürüldü, binlercesi komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı.

Bölgedeki gelişmeleri yakından takip eden Mehmet Özay, “Arakan’a Çözüm olmak” adlı Arakan raporunu DÜBAM için hazırladı. Özay, raporunda; Arakan’ın tarihi sürecini, bölgenin etnik ve dini yapısını tahlil ederek Arakanlı Müslümanların yaşadığı sorunların nedenlerini ortaya koymaya çalıştı. Sorunun çözümünde nasıl hareket edilmesi, nasıl bir yol haritası benimsenmesi noktasında çözüm önerileri sunarak Müslüman ülkelerin çözüme sahip çıkması gerektiği üzerinde durdu.

Dünya Bülteni / DÜBAM

Arakan Raporunun Tam Metni İçin Tıklayın

Konu ile alakalı Akif Emre’nin Yenişafak Gazetesinde yazdığı makaleyide sizlere sunuyoruz

Arakanlılar neyimiz olur?

Akif Emre / Yenişafak

Bir üniversite öğrenci yurduna gelen misafir gençlerin bulunduğu odanın kapsını araladığım o anı hiç unutmuyorum. Esmer tenli çehrelerinde, umuda açılmış siyah gözlerin mahcup ama merakla ışıldayışı… “Arakan’dan gelenler siz misiniz?” sorusunu sorduğumda ilk tepkileri şaşırtıcıydı. “Arakan! Nereden biliyorsunuz bu ismi?” Arakan ismini, varlığını, bağlısı oldukları İslam’ı yok sayan, kolonyalizmin mirası bir ulus-devletin hiçliğe mahkum ettiği bir azınlığın temsilcileriydiler.

Aradan yıllar geçtikten sonra bir zamanlar Birmanya dediğimiz, daha sonra İngilizceden bozma Burma dediğimiz şimdilerde ise telaffuzunda bile güçlük çektiğimiz Myanmar ismine alışmaya çalıştığımız ülkenin Arakan bölgesindeki Müslümanlarla ilgili haberler geliyor. Yüz binleri mülteci olarak Bangladeş’e sığınan, ana vatanlarında baskı ve asimilasyona karşı direnmeye çalışan Müslümanların çileli hayatları daha kaç nesil devam edecek? En küçük sorun karşısında toplu katliamlara uğrayan bu Müslümanlar, Budist-Müslüman çatışması altında makulleştirilen kitlesel kıyımlarda korunaksız, savunmasız oldukları kadar sığınaksızlar da. Bangladeş son günlerde evlerini terk eden yüz bine yakın Arakan Müslümanının ülkesine geçmesini engellemeye çalışıyor. Gerekçe ise, yeterince mülteci ile zaten başının dertte oluşu…

Öte yandan devlet politikası olarak sürekli baskıya maruz kalırken Müslümanlıkları doğrudan hedef haline gelen Arakanlı Müslümanlar, ayrıca Budist çoğunluğun dini fanatizminin tehdidi altındalar.

İsim meselesi açılmışken; Arakanlı Müslümanlar, farklı etnik ve dini kimlikleri inkar edildiği için hem sosyal olarak hem siyasal ve ekonomik anlamda tam bir dışlanmaya tabi tutuluyorlar. Arakan ismini bile kullanmak her türlü belayı davet etmek anlamına geliyor!

Aslında Arakanlı Müslümanlar, Birmanya’nın Kuzeybatı sahil şeridinin bin mil kadar kısmını oluşturan bölgenin yerlisi ve Rohingalar olarak bilinir. Tarihsel olarak Müslüman bölgesi olan Arakan, daha çok Hindistan’ın Doğu kanadını oluşturur. Erken dönemde İslam Medeniyetine dahil olan bölge, Bengal Sultanlığı ile yakın ilişkileri olan bağımsız bir sultanlık olarak özgün bir tarihe ve kültüre sahip. Arakan ismi bile doğrudan İslam kültürü ile alakalı; “rükn” kelimesinden geliyor.

1825ile 1947 arasında geçen İngiliz sömürge idaresinin bitimiyle iyice azınlık durumuna düşen, Budistlerin açlık katliamına maruz kalan Rohinga Müslümanları modern ulus devletin tüm tekelci uygulamalarından nasibini aldı. Artık haritada bile yeri bilinmeyen,sahipsiz bir Müslüman azınlık olarak her anlamda sahipsiz.

Tüm bu bilgiler, aslında bir bilgisayar tuşu kadar yakın. Bir tıkla ulaşılan bu enformasyon “Arakanlılar bizim neyimiz olur?” sorusuna cevap vermez.

Türkiye’de İslami düşünüşün temel rükünlerinden biri ve kendisini sağ-milliyetçi-muhafazakarlıktan ayıran yanı, yeryüzünün tümüne ilgisini yoğunlaştırmasıdır. İslam ülküsünün ve insanlığın mazlumiyetine dair bir vicdanın diri tutulmasıdır.

DEVAMI

Arakan: Ümmetin yetim çocuğu

Nevzat Çiçek/ Timeturk

Filistin`i, Keşmir`i, Çeçenistan`ı, Afganistan`ı bilirdik zulüm coğrafyası olarak. Dualarımızda unuttuğumuz, varlığından habersiz olduğumuz Müslüman coğrafyasının yetimidir Arakan. Sistematik işkencenin, soykırımın, zulmün bir diğer adıdır.
Burma (Myanmar) askeri cuntasının insan kellelerinden kaleler diktiği, deprem gibi doğal bir afette bile dünyaya kapattığı kadersizlerin ülkesidir.

Arakan’da baba olmak, anne olmak, kardeş olmak dünyanın en çilekeş hayatını küçük yaşta sırtlamaktır. Evlenmenin bile Müslümanlar için neredeyse imkânsız hale getirildiği Myanmar’da Arakanlıların nüfuslarını yok etmek ve Budist inancı içinde eritmek için akla hayale gelmeyecek uygulamalar aralıksız devam ediyor.

Altı yüz yetmişli yıllarda Arap tüccarlar vasıtası ile Müslümanlıkla tanışan Arakanlılar, 1430 yaşadıkları coğrafyanın sultanları oldular. 1780 yılında İngilizlerin Burma’yı işgaliyle birlikte Arakanlıların da kaderi değişiyor. 1780 yılından 1947 yılına kadar İngiliz işgali arasında kalan Burma, 1948 yılında bağımsız oldu.

1942 yıllarında Budistler 100 bin Müslüman’ı İngilizlerin silahları ve göz yumması ile katletti.

Sultan 2. Abdülhamit bile Müslümanlarla, Budistler arasındaki savaşta Osmanlı askerini buraya gönderiyor. Bugün Arakan içerisinde “Türk nesli” dedikleri bir nesil ve Burma’nın içerisinde bir Osmanlı mezarlığı olduğu söyleniyor. Söyleniyor, çünkü Arakan dünyaya kapalı olduğu için Arakan, sınırındaki Bangladeş’te bunları Arakanlılardan öğreniyoruz.

1962 yılında Burma’da iş başına geçen askeri cunta, bugün Arakan’da soykırım uyguluyor. Yüz binlerce Arakanlı ülkelerinden uzak bir şekilde yaşamını idame ettirmeye çalışıyor, parçalanmış aileler kadar yetim çocukların sayısı da bir o kadar fazla…

Arakanlı yetimleri ve mültecileri İHH’nın yetim programı çerçevesine Bangladeş’te ziyaret ediyoruz.

Bangladeş’te Arakanlı olmak, çocuk olmak, hele hele yetim olmak bir başka; bakışı mahsun, yükü ağır, boynu bükük…

Omuzlarındaki yük, o kadar ağır ki… Öyle yerlerde yaşıyorlar ki, dünya hayatları açık hapishane gibi;

On beş metre kare bir ev düşünün. Dört tane kap, bir seccade, bir hasır ve dört beş parça giyecek. Yiyecek namına depolanmış hiçbir şey yok. Pirinç bile ufak tabakla satın alınıyor.

Bir anne ve iki de ufak çocuk. Sahabe hayatı yaşıyor gibiler, yokluk yakalarına öyle bir yapışmış ki, bırakmıyor, hayat bütün acımasızlığını onlara gösteriyor.

Dillerini, dinlerini, mutluluklarını yaşayamadıkları Arakan’da zorla koparılıp gönderilmişler. Kiminin babası Bengal Körfezinin sularına vermiş bedenini üç balık için, kiminin babası Budist Burma cuntasının ellerinde şehadeti tatmış, kiminin babası kayıp, kimisi ise babası var mıydı, yok muydu onu bile bilmiyor.

Anne çaresiz, “kim gelirse gelsin yeter ki çocuklarımı kurtarsın” diyor. Şeytan da istese verecek, melekte.

Birileri geliyor, Afrika’ya İncil verip toprak aldıkları gibi alıyorlar çocukları…

Kimi dindaş ama zevke sefaya vurmuş kendini, deve yarışları için çocukları koparıp uzak diyarlara götürüyorlar Arakanlı çocukları, kimi organ mafyası tarafından Hindistan’a kaçırılıyor.

Kimi ise Bangladeş’te henüz yedi yaşında olmasına rağmen kendisi gibi ufak kız çocuğuna hizmetçilik yapıyor. Hanımının boyunu aşan çantasını da o taşıyor.

Arakanlı yetimler büyüse bile dertleri bitmiyor, başlık parası biriktirmesi lazım; Burma’da, Pakistan’da, Bangladeş’te adet böyleymiş, kız başlık parasını erkeğe veriyor, biriktiremezse evlenemiyor. Kızlar biriktireceği başlık parasını düşünüyor. “Hazreti Ömer kız çocuklarını diri diri gömdüğünü söylemişti ya, bu başlık parası da bizi diri diri gömüyor” diyor yetim çaresiz ve umutsuz. Bir kurtuluş yolu arıyor.

Şeytanın askerleri pusuda. Çaresizliği çıkara dönüştürmekte ustalaşmışlar, köşe başlarını tutmuş bekliyor. Kimini fuhuşa, kimini kuma yapmaya uğraşıyorlar.

Arakanlı olmak başka, hele Arakanlı yetim olmak bambaşka, Muson yağmurları bir başka yağıyor kulübe gibi evlerine, bayramlar bir başka, annelerin ağlaması hepsinden başka.

Arakanlı bir yetime dokununca insan, yetim bıraktıklarını görüyor, bize yetmeyenin nelere yettiğini anlıyor.

Dünyanın bütün coğrafyalarında yetimler yetimdir, Arakan’da yetimler hem yetimdir, hem yasaklı hem de dünyanın bütün çocuklarının ağabeyleridir. Onlar çocukluklarında yaşlanmıştır. Dokuz yaşında akranları gibi sokağa çıktığında, babasızlığı, vatansızlığı yanlarındadır.

Onların misketleri olmaz, topları da, arabaları da, onların sırtında bir sepet, sırtlarına vurulacak dünyaları beklerler. Anneleri bir buçuk dolar için gecesini gündüzüne katarken, onlar eve ayda nasıl 30 dolar götürebileceğinin derdindedirler. Aç kalmamak için gereken 30 dolar.

Arakanlı yetimlere kimse masal okumaz, onlar yaşamın bütün gerçekliliğinin masalı kaldıramayacağını bilirler, onlar hayatın kendileri için uzatmaları oynattığını söylerler. Ufacık elleriyle size bir sarıldılar mı, anlarsınız sizi nasıl bırakmak istemediklerini.

Arakanlı yetimler bir başka okur Kur’an’ı Kerimi, onunla dertleşir, bir başka sahiplenir. Okurken bir gözyaşı döker ki, vicdana getirir sizi…

Bir başka namaz kıldırırlar size. Asaletlidirler, çok gülmezler, ciddiyeti, hayatın onlar için şakaya gelir yanı olmadıklarını bildiklerinden sahiplenirler.

Arakanlı yetimler, “siz bize yardım edin, biz size dua edelim” diyorlar… Sıra sizde! Bir Arakanlı yetimin başını okşayın… (Arşiv)