AÖB ve Eğitim Sisteminin Geleceği

0
538

Anadolu Öğrenci Birliği İstanbul Koordinatörlüğü ‘Eğitim Sistemi’ üzerine bir rapor hazırladı. Anadolu Öğrenci Birliği’nin hazırlamış olduğu raporu sizlerle paylaşıyoruz.

MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİ MİLLİ OLMALI

 Mevcut Milli Eğitim Sistemi Üzerine:

Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Sisteminin şekillenmeye başlamış olduğu yıllar 1920’li ve 1930’lu yıllardır. Bu yıllardan sonra yapılan hemen hemen tüm değişiklik, iyileştirme ve zıddı olan her şeyin aslında bir yama mahiyetinde olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir.

Milli Eğitim Sisteminin şekillenmeye başladığı bu yıllarda, dünyada yeni bir düzen kurulmakla beraber aynı şekilde bazı düşünce akımları günün tabiriyle ‘moda’ idi.

Bu düşünce sistemleri: Faşizm, Nazizm ve Komünizmdi. Mezkur yıllarda yapılmaya çalışılan yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni Eğitim Sistemi çalışmaları aslında o günün moda akımlarının etkisi altında kalmış daha sonraki yıllarda Kemalist bir söylem ile iyice Milli olmaktan çıkıp modaya uymuştur.

Tıpkı 1930’lu yıllarda inşa edilmeye çalışılan eğitim sisteminin kendi öz değerlerinden kopması sorunu, her darbe sonrası dönem gibi 28 Şubat olarak bilinen post-modern darbe süreci sonrasında yeniden kendi değerlerini karşısına almış ve yine kendi öz, milli ve manevi değerlerinin zıddı bir takım adımlar Eğitim Sisteminin sözde iyileştirilmesi için atılmıştır. Açıkça söylemek gerekirse 28 Şubat süreci 1930’lu yıllara dönüşün tam olarak adıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli gücü şuan eğitiminin içinde bulunan 16 milyonluk genç nüfusudur bu sayı rakibi olan hiçbir ülkede bulunmamakla birlikte tam anlamıyla geleceğinin garantisidir. Ama nasıl bir garanti?

Eğer bu nüfus kendi öz değerleri ile örülmüş ve günün diliyle konuşan bir eğitim sistemi ile yetiştirilirse geleceğin büyük ve güçlü Türkiye’si kurulur umulurki bu ülke dünyaya da iyi ve güzeli getirir.

Ama bu 16 milyon mevcut eğitim sistemi ile yetiştirilirse bu nüfus saatli bir bombadan başka bir şey olmayacaktır ki bu saatli bombanın saati dahi bozuktur.

Anadolu Talebe Birliği olarak hazırladığımız bu raporda geleceğimizi şekillendirecek olan bu neslin nasıl en güzel şekilde yetiştirebileceğine katkıda bulunmaya çalıştığımız bu kısa çalışmayı dikkatinize sunuyoruz.

Ve diyoruz ki bir ülkenin kaderini olumlu veya olumsuz değiştirmek mi istiyorsunuz? Eğitim sistemini değiştirin yeter…

 Milli Eğitim Kendi Medeniyetinden Bihaber:

Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Sistemi’nin en büyük sorunu kendi medeniyetiyle kopuk olmasıdır. Bunun en büyük nedeni yenilen bir devletin çözümü kendisini yeneni taklitte bulmasıdır. Bu konuda Cemil Meriç’in sömürülenin sömüreni taklit tesbiti, ona benzeme isteğinin dahi bir sömürü mekanizması olduğu önemli bir gerçektir.

Tarihteki sayısız örneği ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin bunu yapması yani kendi medeniyetine yabancı, kendi öz değerleri ile çelişki içinde bulunan bir eğitim sistemini taklit edişi Türkiye Eğitim Sistemi’nin en önemli sorunudur.

Türkiye Milli Eğitim Sistemi geçmişte de şu an içinde batı merkezli ve batı standartlıdır.  Zaten başlangıcından bugüne kadar hep batıdan yapılan tercümelerle ve taklit sonucu ortaya çıkan bu eğitim sistemi ‘biz’e pek de benzemeyen, daha çok bir batılıya benzeyen kişiler oluşturuyor.

Evet görünüş bakımından da bu böyledir tam bir batılı gibi görünmeye çalışan onu taklit eden bizim insanlarımız… Görünüş böyledir ama ya daha tehlikelisi:

Bir batılı gibi inşa edilmiş zihinler…

Bu konuda en doğru çözüm mevcut eğitim sistemine artık yama işlememektedir zaten yama yapmak da çok gereksizdir. Bu toprakların evlatları ‘neyi kaybettikleri’ hatırlamalı, kendi öz değerlerine, tarihine, medeniyet mirasına dönmeli ve mevcut eğitim sistemini tutup geri dönüşü olmayan bir çöpe atmalı. Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Osmanlılar eğitim yönüyle masaya yatırılmalı ve yeni yepyeni, bir medeniyet mirasından oluşturulan ve fakat ‘asrın diline taşınmış ‘ bir Milli Eğitim Sistemi inşa ve belki ihya edilmelidir.

Milli Eğitim Tek Tipçi Bir İnsan yetiştiriyor:

Geçmişten günümüze Milli Eğitim Müfredatları belki faşizmden mülhem bir tarzda tek tipçi, çeşitçilikten uzak bir insan, bir görünüş, bir zihin yetiştiriyor. Bu önceleri ‘Cumhuriyet Kadını’, ‘Cumhuriyet Erkeği’ tarzından özetlenirken değişen dünyaya ayak uydurmaya çalışan Türkiye darbe dönemlerindeki geri dönüşler hariç bu soruna dair yamalar yapmış ancak yamalar o kadar çok olmuşki artık içinden çıkılmaz bir hale gelmiştir ve bu yırtıklarla dolu yamalı elbisenin rengi gök kuşağına dönmüştür.

İnsanın fıtratına ters bu eğitim sistemi çeşitçilik ve fıtrata uygunluğu hedefleyen bir hale getirilmelidir. İnsanın tabii farklılıkları önemsenmelidir.

Açıkça söylemek gerekirse geçmişten bugüne gelen bu tek tipçi eğitim sistemi ideolojiye kurşun asker yetiştirmek gibi bir şeydir ve hatta öyledir…

Sosyal devlet olmak farklılıkları sınırlamayı getirmez, farklılıkları korumayı gerektirir, sosyal devletin önemli özelliklerinden biri de budur belki direkt olarak devletin en önemli görevlerinden biri farklılıkları korumaktır demek doğru olacaktır.

Ancak bugüne kadar farklılıklar korunmadığı gibi farklılıklar inkar edilmiş hatta eğitim sistemi aracılığı ile törpülenmeye çalışılmıştır.

Farklılıkların korunmamasının sonuçlarından biri de hiç şüphesiz özgür düşüncenin gelişmemesi, gelişememesidir. Devlet, eğitim sistemi aracılığı ile kendisinin istediği gibi düşünen bireyler yetiştirmiş ve bu bireyler gerçek olandan adeta koparılmıştır ve bir eğitim sistemi ile bir korku devleti oluşturulmuştur, dışa açık olmayan, kendi kabuğuna gömülü, komşularını düşman olarak gören insanların bu duruma gelmesinin gerçek nedeni hiç şüphesiz eğitim sisteminden kaynaklanmaktadır.

Sözde özgür eğitime en fazla önemi veren İngiltere ve ABD eğitim sistemlerini eleştiren ve bizim gibi bu kurşun asker yetiştirme fikrine kaşı çıkan özgür eğitimi önceleyen üç filmi aslında eğitimcilerimiz izlemelidir: Patch Adams, Ölü Ozanlar Derneği, namı diyar: Kaptan Kaptanım ve Pink Floyd Duvar…

Biz de bir rapor hazırlanırken uyulması gereken temayülleri bu film tavsiyeleri ile yıkmaya çalışıp sözlerimize devam edelim.

Faklılıkları korumak için Milli Eğitim kendini yeniden oluştururken bu ülkeyi oluşturan tüm unsurları dikkate almalı: Din, dil, ırk taassubuna girmemeli…

Aynı şekilde her insanın bir olmadığı gerçeği ile farklı yetenekteki, zekadaki gençlere yönelik eğitim tarzları, müfredatları oluşturulmalıdır.

       Meslek liseleri üniversiteyi kazanma ihtimali az olan başarısız öğrencilerin tercih ettiği bir yer olma hüviyetinden çıkarılmalı, yetenek sınavları, yetenek testleri ile öğrenci alımı yapan bir hale getirilmeli hatta buna yönelik olarak bu okullar liseden başlamamalı ilköğretimin ikinci devresinden yani 6. sınıftan itibaren başlamalıdır.

       Türkiye Cumhuriyeti devleti şuana kadar üstün zekalı öğrencilerine dair hiçbir çalışma yapmamış iki üniversitede bu konu hakkında prototip bölümler açmış ama buradan mezun olan üniversite öğrencilerini sınıf öğretmeni yaparak bu konuyla aslında çok da ilgilenmediğini ortaya koymuştur. Hollanda, ABD, İsrail gibi ülkeler üstün zekalı öğrencilerine dair durumu bir devlet politikası haline getirmiştir ancak Türkiye Cumhuriyeti’nde hala bu konuda bir müfredat olmadığı gibi, bir kaç enstitü ve özel girişimcinin kaynakları tamamen batı kaynaklı olup bire bir tercümeden ibarettir hatta bu eğitimde kullanılan aletler, oyuncuklar dahi yurt dışından ithal edilmektedir. Bu konuda acilen Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili üniversitelerin bölümleri bizim topraklarımıza uygun ve taklitten uzak bir müfredat hazırlamalıdır.

       Ayrıca üstün zekalı öğrencilerin 12-13 yaşlarında dahi üniversite eğitimi almalarına olanak sağlanmalıdır.

       Eğitim sisteminde farklılıkları bitiren önemli nedenlerden biri de her öğrenciye aynı kaynaktan ve aynı şekilde eğitim verilmesidir. Bu konuda çocuğun daha okul öncesinden görsel veya işitsel eğitimden hangisine yatkın olduğu tesbit edilmeli ve ilerleyen eğitim yıllarında buna göre bir yol izlenilmelidir.

       Anadilde eğitim sorunu gibi bir sorun olmamalı ve isteyen herkes istediği dilde eğitim almalıdır.

       Üniversite sınavında farklılıkları öldürmeye yönelik oluşturulan katsayı denilen durum ortadan kaldırılmalı ve yeteneğine göre, kabiliyetine göre insanlar alacakları puan doğrultusunda doğru üniversitelere ve doğru bölümlere yönlendirilmelidir.

       Türkiye Cumhuriyeti devletinde eşit eğitim verildiği söyleniyor ancak sınavlarda eşitlik yok ve sınavlar ideolojik çatışmaların eseri olarak ortaya çıkan birer enkaz yığını halinde bulunmaktadır. Biran önce tüm sınav sistemi insanın tabiatını önceleyen bir hale getirilmeli sadece bilgiye değil yeteneğe de dayalı bir hal almalıdır hatta yetenek bilgiden daha öncelikli bir hale getirilmelidir.

       Mevcut sınav sistemi öğrenci için tam bir stres mekanizması, biz büyük Türkiye’nin hayalini kururken stres ile büyümüş zihinlerin bunu yapabileceğine gerçekten inanabiliyor muyuz? Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çok doğru bir tesbiti vardı: ‘ Çocuklar sokağa çıksın ve orada oynasın’, bu tesbite bir ekleme yapmak gerekir, devlet de sınav sistemiyle buna engel olmamalıdır.

       Aynı minvalde 3 Mart 1924’de yürürlüğe sokulan Tevhid-i Tedrisat kanunu yürürlükten tamamen kaldırılmalı. İsteyen herkes istediği şekilde eğitim almalıdır. Bu yasa farklılıkların ortaya çıkmasındaki en büyük engellerden biridir.

Milli Eğitim sisteminin ana hedefi farklılıkları koruyan özgür eğitimi ve özgür düşünceyi hedefleyen geleceğin ve insanın inşacısı bireyleri yetiştirmek olmalıdır.

 Eğitimde Özel Okullar Desteklenmeli:

Eğitim devlet elinden yavaş yavaş özel okullara doğru kaymalı, burda devlet sadece kontrol mekanizması görevini üstlenmelidir. Ayrıca özel okullarda okuyacak öğrencilerin ücretlerini devlet karşılamalıdır.

Bu noktada Osmanlı Vakıf sistemi de tekrardan ele alınmalıdır bunun nasıllığı sorusu tekrar gündem edilmeli ve asrın diline nasıl taşınılabilinir bunun çalışması yapılmalıdır.

 Eğitimciler Eğitilmeli:

Süre gelen eğitim sistemi ile yetişmiş ve şuan yeni nesilleri yetiştiren eğitimciler, ideolojilere kurşun asker yetiştirme fikri ile yetiştirildikleri için müfredatlardaki değişiklikler ne olursa olsun uygulama da bir değişiklik yapılamamaktadır. Bundan dolayı eğitimcilerin eğitimi bir an önce gündeme alınılmalı ama bunu yapacak kişilerin gerçekten özgür düşünceye inanmış kişiler olması için çaba sarf edilmelidir.

Eğitimcilerin dimağlarını tazelemeleri için sadece işitsel ve yazılı öğelerden yararlanılmalı, görselden özellikle sinemadan yararlanılmalıdır ki bu konuda ki bir önerimizi daha önce belirtmiştik.

İlköğretim ve ortaöğretim kurumlarındaki bu sorun aynı şekilde üniversitelerde yaşanmaktadır hatta üniversitelerdeki sorun daha büyüktür tam anlamıyla ideologlar (!) yeni kurşun askerleri yetiştirmekte ve üniversite bir eğitim, bilim ve özgür düşüncenin evi olma kimliğinden çıkıp bu ideolog hocalardan dolayı bir kışlaya dönüşmektedir.

Eğitim kurumlarında önemli olan kişilerin değil zihniyetlerin değişmesidir, bu değişimde kişisel değişim ve gelişim ile birlikte kurumsal değişim ve gelişimle ancak mümkündür.

Mevcut eğitimci neslin yerini alacak ve doğru bir şekilde yetiştirilmesi gereken bir eğitimci yeni neslin gerekliliği ise şarttır.

Biraz ağır olmakla birlikte şu tesbiti dikkate almak gerekir: Büyük Türkiye’yi inşa edecek nesiller, küçük beyinlerle ile yetişemez.

Sürü ve sürüyü idare eden çoban mantığı bir an önce terk edilmeli ve bu necip toprakların evlatlarına hakkettikleri değer verilmelidir.

 Milli Eğitimin Felsefesi ve Yönetici Kadroların Zihinleri:

Eğitimci kadroların yeniden inşa edilmesi ve yeni bir eğitimci kadronun yetiştirilmesi için önemli şartlarından birisi de bu konuyla ilgili bakan, bakan danışmanları, müsteşarların da bu zihinsel alt yapıya sahip insanlar olmasıdır.

Ayrıca Milli Eğitim’in kendine özgü bir felsefesi yoktur ve batının eğitim felsefesi ile yoluna devam etmektedir. Milli Eğitim kendi felsefesini oluşturmalı ve eğitime bakışını kendi öz değerleri ile açıklığa kavuşturmalıdır.

 Eğitimde Bürokrasi ve Kırtasiye Sorunu:

Eğitimciler öğrencilere nasıl ders anlatacağından çok hazırlayacakları raporları düşünüyorlar. Raporlar genellikle güzel oluyor, müdür beğeniyor müfettiş beğeniyor lakin eğitimde ölçmenin kriteri bu mudur sorusu zihnimizi altüst eden bir sorudur. Bundan dolayı bu gibi eğitimciye yük olan teferruattan ve kolaycılıktan vazgeçilmelidir.