AÖB Gaziantep Şubesinden 28 Şubat Paneli

0
126

Anadolu Öğrenci Birliği Gaziantep Şubesi 28 post modern darbesini anlatan bir panel düzenledi.

Anadolu Öğrenci Birliği Gaziantep Şubesi 28 post modern darbesini genç nesillere anlatmak için bir panel düzenledi.

01 Mar Cumartesi günü Bülbülzade Vakfı Sosyal Tesisleri Davut Özgül Konferans salonunda yapılan panele Öğretmen Komisyonu Başkanı M.Hıdır Akaslan ve İmam Hatip Komisyonu Başkanı İbrahim Özmantar panelist olarak katıldılar. Geceye Ortaöğretim ve Yüksek Öğretim Komisyonundan çok sayıda öğrenci katıldı.

28 Şubat Post-Modern Darbesi Bir Süreçtir

Programın açılış konuşmasını yapan İmam Hatip Komisyonu Başkanı İbrahim Özmantar 28 Şubatı genç nesillere aktarmanın önemine değinerek konuşmasını şöyle sürdürdü; “Bu günkü program tamamen size ithaf edilmiştir. Çünkü siz daha çok gençken, bir kısmınız henüz emekleme aşamasındayken bu topraklarda bir kere daha eli silah tutanlar, bir kere daha makam sahibi olanlar, bir kere daha egemenliği yalnız kendi ellerinde tutmak isteyenler, bir kere daha sermayeye hükmetmek isteyenlerin hükümranlık savaşına sahne olmuştu. Ama bu çok ahlak dışı, çok despotça, çok gayri demokratik ve çok kötü yöntemlerle gerçekleştirildi. 1997’nin 28 Şubatında bu ülkedeki Müslüman kesimin ve İslami Camianın varlığını tamamen ortadan kaldırmak amacıyla, bu ülkenin yerli insanlarının sermayesini yok etmek amacıyla, bu toprakların birikimlerini tamamen altüst etmek amacıyla askeri vesayet bir kere daha devreye girerek seçilmiş meşru hükümeti devirdi. Yaşanan bütün bu süreç o günden sonra 28 Şubat süreci olarak adlandırıldı ve öyle tanındı. 28 Şubat sureci ülkemizdeki diğer darbe girişimlerinden farklı olarak çok farklı bir toplum mühendisliği ile hayat buldu. Onun için buna bir isim verildi; post modern darbe. Zira 1960’da başlayan Türkiye Cumhuriyeti darbe süreci 1962’de, 1963’de, 1971’de, 1980’de biraz daha farklı olarak 1993’de bizim bildiğimiz yöntemlerle tekrar etti. Ama 1997’ye geldiğimizde öyle bir darbe yöntemiyle karşılaştık ki buna darbeye muhatap olan herkes o anda bir anlam veremedi. Ve zannedildi ki bu darbe yapılması gereken bir darbeydi, hak bir darbeydi, gerekçeleri hukuki idi, yapılması gerekiyordu. Ancak bu post modern darbe medyatik bir dalgayla, bir kamuoyu oluşturma çabasıyla, bir vizyon, bir hayal, bir simülasyon geliştirmeyle şişirilmiş bir bahaneler yığınıyla gerçeklerin üzerini yalan maskesiyle örterek yapılmış çirkin bir ihtilal girişimi olduğu açık seçik ortaya çıktı. Bugün burada bütün bu söylemlerin ötesinde size o günün gazete manşetleri, o günün kahramanları, o günün hainleri, o günün mağdurları, o günün figüranlarını hep beraber izleyeceğiz. Amacımız sizin gibi genç neslin 28 Şubatla ilgili bütün meselelere vukufiyetini temin etmek. Biz bu sürecin içerisinde yer aldığımız için herkesin bu işi bildiğini zannediyoruz. Bazı isimlerin tanınmadığını duyunca yadırgıyoruz. Ama siz çok haklısınız, çünkü siz yeni doğduğunuzda bu memleketteki İslam davasını yok etmeye ant içmişlerdi. Olayı çok dramatize etmek istemiyorum ama o dönemde çok acılar çekildi. İki husustan bahsetmek istiyorum. Birinci husus ben 1996 yılında üniversiteden mezun oldum. 1997 yılında darbe olduğunda üniversiteden atılmış ve öğretmen olarak da işe alınmayan hiçbir şeye sahip olmayan bir insan olarak kapının önüne bırakıldım. Birçok arkadaşımız bu durumu yaşadı. Biz bu durumun bizzat içindeyiz. O zaman başörtülü Müslüman kadınlara gösterilen yoğun yaptırımları boykot etmek için Van’dan İstanbul’a bir insan zinciri oluşturulmuştu. O insan zincirinin içinde bulunmaktı tek suçumuz. İkinci bir olay daha anlatırsak belki olayın vahametinin daha iyi görürsünüz. 1999 yılında 28 Şubat’ın en buhranlı günlerinde ülkemizin doğu bölgesinde çok dindar çok küçük bir şehrinde görev yaparken çok samimi birkaç dostum geldi ve çok ciddi bir şey konuşacağız seninle dediler. Hocam sabahleyin namaza kalkıyorsunuz, lütfen sabahleyin sabah namazına kalktığınızda evinizin ışıklarını yakmayın dediler. Çünkü bu memlekette sabah namazı vaktinde ışığı yanan evler tek tek tespit ediliyordu. Böyle bir korku paranoyasının yaşandığı bir süreçti 28 Şubat süreci.”dedi.

28 Şubat Sürecinin Bir Benzeri Bugün Yine Sahnelenmeye Çalışılıyor

Öğretmen Komisyonu Başkanı M.Hıdır Akaslan’da; 28 Şubata kadar gelinen süreçte bizi 28 Şubata götüren olaylar zincirinden bahsederek; “28 Şubat sürecinde Türkiye’de bir toplum mühendisliği yapıldı, bir algı operasyonu yapıldı. İnsanların zihinleri, algıları farklı bir yöne kanalize edildi. Aradan 17 yıl geçti, bugün aynı oyun yeniden sahnelenmeye çalışılıyor. Aslında 28 Şubat sürecinde ne oldu? Bunu en iyi anlamanın yolunun şu günleri dikkatlice takip etmekten geçtiği kanaatindeyim. Şu an insanları algıları farklı bir takım operasyonlarla yönlendirilmeye çalışılıyorsa 28 Şubat sürecinde de benzer bir operasyon yapılmıştı aslında. O zaman bu operasyon tuttu, 28 Şubat sürecinde Türkiye’de ciddi anlamda vakıflar, dernekler, İslami kurum ve kuruluşlar tasfiye edildi. 28 Şubat darbesi denilmiyor, 28 Şubat süreci deniyor. Evet bu bir süreçti. Peki, 28 Şubat süreci hala devam ediyor mu? Ettirilmeye çalışılıyor. O zihniyet bu süreci bu günde sürdürmeye çalışıyor. Belki 17 Aralık darbe girişimini de bu haneye yazmak mümkün. Şimdi 28 Şubat darbe sürecini yaşatan insanlar, zihniyet hatalı, kabahatli, Türkiye’deki demokrasiyi kesintiye uğrattılar, insanların en temel hakları olan inanç özgürlüğüne müdahale edildi, insanların özgürlükleri ellerinden alındı, toplumun önemli bir kesimi mağdur edildi. Bütün bunları yapanlar ve yaşatanlar 28 Şubatçıların kendileriydi deyip de faturanın tamamını oraya kesmek, böyle bir okuma gerçekleştirirsek bu bizim kendi dünyamızda da özeleştiri yapmamıza engel oluyor. Biz İslami hareketler Türkiye’de Cumhuriyet kurulduğundan bu tarafa ne gibi mesafeler kat ettik, hangi kademelerden geçtik nasıl bir zihin kırılmasının içerisine düştük ki 28 Şubat sürecinde bizi böyle tongaya düşürdüler. Buradan nasıl bir ders çıkarmamız gerekiyor ki bundan sonra böyle bir akamete düşmememiz gerekir?

NATO’nun 1980 sonrasında kendisine bağlı ülkelerde bir örgütlenmesi oldu. Üye ülkeler içerisinde özellikle de milliyetçi muhafazakâr grupların üzerinde bir örgütlenme gerçekleştirelim, bu örgütlenme stratejik bir takım yerlerde bulunsun ve stratejik harp tekniğine uygun eğitim alsın, yarın o ülkede sosyalizm devrim yapma gibi bir aşamaya gelirse bu örgütün faaliyetleri ile bunun önünü kesmeye çalışalım dediler. İtalya’nın içerisinde, Türkiye’de ve birçok ülkede bu tür örgütlenmeye gidildiği belirtildi. İtalya’da deşifre olan bu yapıya Gladio dendi. Ama bunlar bir müddet sonra NATO’nun bu hedefinin de dışına çıkarak bulundukları ülkelerde mafyacılık yapmaya başladılar. NATO’nun Türkiye’ye sosyalizm gelmesin diye tercih ettiği örgüt, tercih ettiği yer ülkücülerdi. Bunlarda aynı İtalya’daki gibi benzer bir kırılma yaşadılar ve Türkiye’nin mafyasını oluşturdular. Peki, ne zaman deşifre oldular? Balıkesir’in Susurluk ilçesinde Abdullah Çatlı’nın bindiği arabanın kaza yapmasıyla deşifre oldular.

İslami kesimdeki hareketlilik, dinamizm 79’dan önce vardı. 1979 yılında bütün dünyayı etkileyen bir olay oldu. Bitişik komşumuz olan İran’da bir devrim gerçekleşti. Ayetullah Humeyni önderliğinde İran İslam İnkılâbı gerçekleştirildi. Bu yalnız Türkiye’yi etkilemedi. Dünyanın birçok ülkesinde yankı buldu. Birçok İslami cemaatler oluşturuldu, Müslümanlar bu süreçlerin sonunda 1997 yılına geldiler.” dedi.

Program soru cevap kısmının ardından sona erdi.