ANESİAD Üyeleri Filistin Gezisi Düzenledi

0
138

Anadolu Esnaf Sanayici ve İşadamları Derneği (ANESİAD), 4 Mart günü 49 üyeyle beraber Filistin gezisi düzenledi.

Anadolu Esnaf Sanayici ve İşadamları Derneği ANESİAD'dan yapılan açıklamada, gezi için fizibilite çalışması ve İstanbul’da Filistinli işadamları ile görüşmeler yapıldığı kaydedildi. Açıklamada, Filistin Türk İşadamları Derneği ile kardeşlik protokolü imzalandığı bilgisi yer alırken, çalışmalarda Genel Başkan Ali Kılavuz, Genel Sekreter Celal Eyinç ve Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Niyazi Dilek’in üstün gayret gösterdiği belirtildi. 

 

ANESİAD Fahri Üyesi Yunus Eren, geziyle ilgili şu izlenimlerde bulundu…

 

"Mescidi Aksa’ya girişte kapıda Filistinli elinde sadece telsiz olan güvenlik görevlilerine selam vererek giriyoruz. Biraz ilerleyince o muazzam yapıyı – Kubbetüssahra’yı- görüyoruz. O heyecanla kalbim yerinden çıkacak diyorum ama arkadaşların resim çekme talepleriyle teskin buluyorum. Akşam namazını eda ettikten sonra Peygamberimizin Miraca yükseldiği yer olarak bilinen Hacer-i Muallak’ın altındaki sinerjisi çok yüksek olan odaya giriyoruz. Bazı yerlerde anlatıldığı gibi havada durmuyor bu kutsal kaya.

 

Cemaatin azlığı dikkatimi çekiyor. Sonra İsrail’in buradaki Müslüman sayısını azaltmak için izlediği fütursuz politikalar aklıma geliyor. 780 km’lik sözümona bir ‘medeniyet (utanç) duvarı’ ördü, 430 tane polis noktası oluşturdu İsrail burada. İnsanları Mescid-i Aksa’dan ayırdı. Müslümanı müslümandan izole etti. Mescid-i Aksa’dan ezan-ı Muhammedi dinleyen çoğu Filistin’li duvarın gerisinde ve yıllardır mescide gelemiyor. Yakınlarını ziyaret edemiyor. Kendi ülkesinde, kendi şehrinde tutuklu gibi Filistin’li. Filistin devlet başkanı bile, İsrail kontrol noktalarından geçmeden ülkesine giremiyor, çıkamıyor.1967 yılında ivmelenen işgal sürecinde, yani 67’den bugüne toplam 750 bin Filistin’li tutuklanmış ve hala tutukevinde. İsrail’in bölgeye ilişkin emelleri bitmiyor. Filistin’e ayrılmış olan ve küçülmeye devam eden bir avuç toprağın içinde kutsal Kudüs var. Burası, tarihi boyunca Müslümanların garantörlüğünde barış ve huzura erebilmiş. Müslümanlar burayı siyaseten yönettiği zamanlar, Kudüs, ilahî bir şehir olarak esenlik yurduydu. Şimdi gözyaşının, kanın ve zulmün şehri. İsrail, sahiplerinin de desteğiyle alabildiğine şımarmış, küstahça davranıyor. İsrail’in işlediği insanlık ve savaş suçları bir gün mutlaka yargı konusu olacaktır. İsrail’lilerin yüzde 60’ı asker. İsrail’lilerin yüzde 15’i dindar. Yüzde 60’ı laik. Yüzde 25’i ateist. Fakat yüzde 60’ı Yahudileri üstün ırk olarak görüyor. Bu teolojik önyargıya bazı ateistler ve laikler de inanıyor. Silah, terör ve katliam…İsrail denince bugün akla bunlar geliyor.

 

Bu düşüncelerle otele döndüğümde Kudüslü Müslüman işadamları ile ANESİAD üyeleri çeşitli iş görüşmeleri yaptığını gördüm. İşimiz zamanımızdan çoktu, işimize bakıp buradaki Müslüman işadamlarına her türlü desteği sağlamalıydık.

Sabah namazında Mesci-i Aksa bir başka güzeldi. Yıllardır zulüm altında yaşayan bu insanların namazı nasıl tadil-i erkânıyla, bilinçle ve huşu ile eda ettiklerini gördük. Seher vaktinde ellerimizi açıp dualar ettik.

 

Kahvaltıdan sonra Beytlahim şehrinde Hz. İsa’nın doğduğu yer olarak bilinen mağaranın üstüne inşa edilen Kutsal Doğuş Kilisesi’ni ziyaret ettik.

Oradan El Halil şehrine geçtik. Halilurrahman Camisine giderken buradaki dükkanların çoğunun çıkan olaylardan dolayı kapalı olduğunu gördük. İsrail askerlerinin kontrolündeki turnikelerden teker teker geçtik. Askerle kısa süreli bir tartışma da oldu. Caminin minberi Mescidi Aksada olduğu gibi Selahattin Eyyubi tarafından yaptırılmış. Mescidi Aksadakini Yahudi askerleri 1967 de yakmış ama buradaki duruyor. Camide Hz. İbrahim ve Sare’nin, Hz. İshak ve eşi Rebecca’nın, Hz. Yakup ve eşi Leia’nın ve de Hz. Yusuf’un kabri bulunuyor. Halilurrahman Camii muhteşem. Fakat tatsız bir sürpriz sizi bekliyor. 1994 Ramazan ayı’nda camide,, fanatik bir Yahudi doktor, namaz esnasında girerek cemaate ateş açmış ve yirmi yedi kişiyi şehid etmiş, dörtyüze yakın kişiyi yaralamış. Orada cemaat tarafından öldürülmüş. İsrail hükumeti, adam için deli raporu tanzim etmiş, yargısal bir sorun yaşanmasın diye. Bunun üzerine, bunu bahane eden İsrail, mescidi kapatmış. Bir süre de açmamış. Açtığında ise, mescidin bir kısmının sinagog yapıldığı görülmüş. Ezanın okunduğu yerde o tarafta kalmış. Ezan okunması İsrailli askerin keyfine kalmış. Camiden şehrin merkezine gidiyoruz. Burada Filistinli İş Adamları Forumu üyeleriyle görüşüp, El Halil Ticaret Odasını ziyaret ediyoruz. Çok verimli görüşmeler yapılıyor ve ticaret alanında köprüler kurmaya devam ediyoruz. Royal Firmasını ziyaretimizde umutlanıyor ve imkan oluşturulduğunda nasıl üretim yapacaklarını müşahede ediyoruz.

Sabah namazını yine Mescidi Aksa’da kıldıktan sonra, Dünya tarihinin en eski şehirlerinden olan Eriha’ya hareket ediyoruz. Emevi hükümdarlarından Ebu Hişam’ın saray kalıntılarını görüyoruz. Deniz seviyesinin 400 metre aşağısında bulunan Lut Gölü (Ölü Deniz)’ nü seyreyleyip; Musa Nebi Makamına gittik. Burada sembolik bir mezar ve külliye yaptırmış Selahaddin Eyyubi. Tekrar Kudüs yolundayız…

Cuma günü sabahı Mescidi Aksa bir başka güzeldi. Cuma namazı öncesi Eski Kudüs’ü dolaştık. Çile Yolu’nda ilerledik. Kıyamet Kilisesine geldik. Hristiyanlar bu Kilise’de Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğine inanırlar. En Kutsal kiliseleridir. Selahattin Eyyubi, Kudüs’ü fethettiğinde ibadet serbestliği uygulamış ama, kiliseye bitişik bir binanın üst katına mescit yaptırmış, hakimiyetini ifade etmek için. Selahattin’i tekrardan okumak gerektiğinin farkına vardım. Büyük bir strateji ve taktik ustasıydı. O’nun ufkuna yetişebilir, Selahattinler yetiştirebilirsek ancak Kudüs özgür olurdu… Cuma Namazı Mescidi Aksa’da bir başka güzel ve anlamlıydı. Her Müslümanın ömründe en az bir kere Mescidi Aksa’da namaz kılması gerekirdi. Mekke ve Medine’nin manevi havası ne kadar var ise burada da siyasi bir hava vardı. İnsanı dingin tutuyordu, dinç tutuyordu. Tarih boyu Kudüs’e hakim olan devletler aynı zamanda Dünyayı da yönetmişti. Sadece orada bulunmamız bile büyük bir anlam ifade ediyordu. Cuma namazı küçük de olsa Filistinlilerin İsraili protestolarına şahitlik ettik… Peygamberimizin İsra olayında ilk geldiği varsayılan Burak Mescidi’ni ziyaret ettikten sonra, Kudüs Sokaklarında dolaştık. Türkiyeli olduğumuzu öğrenince Filistinlilerin tutumunu görmeliydiniz. Bizi o kadar çok seviyorlar ve kardeş görüyorlar ki, Zaten Filistin sokaklarında bir Türkiyelinin varolması onların kendilerini güçlü hissetmesi için yeter sebep. Sadece buraya gelin, diyorlar. Sizden başka bir şey istemiyoruz. Kudüs’e gelin. Kudüs’te gönlümüz ve özümüz kabarmış bir halde, gözlerimiz yaşlı dolaştık. Her sokakta Kanuni’den, Hz. Ömer’den, Selahaddin’den, Abdulhamid ve Abdulaziz’den, Yeni Türkiye’den, Tika’dan bir iz var. Bir eser karşılıyor sizi her adımda.

 

Burak (Ağlama) Duvarı’nın bulunduğu alana gittik. Yahudilerin en kutsal mekanı burası. Bu Duvarı Süleyman Mabedini’nin temelleri sayıyorlar ve bu temeller üzerine Mescidi Aksa’yı yıkarak, mabedi tekrar yapmak için iğneyle kuyu kazıyorlar adeta; ağlayarak dua ediyorlar o zamana kavuşalım diye… Ama Duvarın tam karşısında bir Müslümanın evini astronomik bir fiyat verildiği halde satmaması Yahudilerin bu emellerine kavuşamama düşüncesini artırdı bende. Filistinliler her şeye rağmen topraklarını satmıyorlar, ülkemizdeki yanlış yerleşmiş bu anlayışı ortadan kaldırmak gerekdi… Hz. Davut’un rürbesini ve Hz. İsa’nın son akşam yemeğini yediği yer olarak bilinen yeri ziyaret ettikten sonra otelimize dönüyoruz.

 

Ayrılık vakti yaklaşıyor… Programımızın son günü, Selman-ı Farisi ve Rabiatül Adeviyye Makamlarını ziyaret ettikten sonra, Zeytin Dağı’na çıkıyoruz. Buradan Eski Kudüs şehri’nin manzarası muhteşem. Kudüs’ün terası burası. Rehberimiz Musa Bey tekrardan hatırlatıyor bize eski Kudüste gördüğümüz yerleri. Bolca fotoğraf çektiriyoruz. Vadinin etekleri Yahudi mezarlarıyla dolu… Kıyamet koptuğunda sırat köprüsünden burada mezarı bulunanlar ilk geçecekmiş (!)… Ve Kudüse veda vakti… Kudüs’te bir şey daha öğrendik. İsrail, Filistin bölgesinde ücretsiz uyuşturucu madde dağıtıyor. İsrail bölgesinde uyuşturucunun her türü yasak. Filistin’de çocukları alıştırmak için böyle yapıyorlar.

 

Ülkede Yuhadilerle Filistinliler arasında inanılmaz bir gelir dağılımı eşitsizliği söz konusu. Bir İsrail’linin yıllık geliri, 35 bin dolarken, bir Filistin’lininki sadece 2 bin dolar. Vergiler son derece ağır. Gittikçe de ağırlaştırılıyor. Filistin’liler ekonomik baskı altında inliyor. Yoksulluk derinleşiyor ve yaygınlaşıyor. Filistinliler, gittikçe ağırlaştırılan ekonomik koşullarla ülkelerini terke zorlanıyor. Herşeye rağmen Filistinliler direniyor. Ama Filistin ve Kudüs sadece Filistinlilerin sadece Arapların meselesi değil, ümmetin meselesi. Rahmetli İmam Humeyni’yi hatırlıyorum… Her Müslüman bir kova su dökse İsrail sele gider…

 

Kudüs’e tekrar gelmek üzere Kudüs’ten ayrılarak Yafa’ya hareket ediyoruz. Yafa, bir liman kenti. Sahili ve turizmi canlı. Bakımlı bir yer. Onbeş bin Müslüman yaşıyormuş burada azınlık durumunda. Eski Yafa tamamen Osmanlı izlerini taşıyor. Muratpaşa Külliyesi, Abdulhamid’in yaptırdığı saat kulesi, Osmanlı çeşmesi… Muratpaşa Camiinde öğle namazını cemaatle kıldıktan sonra iki arkadaşımız hareket vaktinde gelmediği için onları Yafa’da bırakıp Telaviv’e havalimanına hareket ediyoruz. Onlar da sonradan taksiyle havalimanına geldiler tabi.

Telaviv hava limanında, İsrail polisi tarafından sorgu-sualden sonra çoraplarımıza kadar aranıyoruz ve bıktıracak kadar bekletiliyoruz. Aslında İsrail polisi aciz, abartıldığı kadar bilgileri yok. Sadece görünenden yola çıkarak önlem alıyorlar. Çok da korkuyorlar. Her şeye ghüvenlik gözlüğünden bakıyorlar… İsraile lanetler okuyarak uçağımıza ilerliyoruz. Kudüs’ten Filistinden ayrılmanın hüznünü birkez daha yaşıyoruz. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescidi Aksa’yı her Müslümanın ziyaret etmesi gerektiğini birkez daha hatırlıyoruz."