Anadolu Platformu Van'da Kürt Çalıştayı Yaptı

0
158

Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu, içinde yaşadığı toplumu anlama çalışmalarını sürdürmektedir.Bu anlama çabaları çerçevesinde 6 Mart 2011 tarihinde Van Gökkuşağı Derneğinde bir toplantı gerçekleştirdi.

Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu, içinde yaşadığı toplumu anlama çalışmalarını sürdürmektedir.Bu anlama çabaları çerçevesinde 6 Mart 2011 tarihinde Van Gökkuşağı Derneğinde bir toplantı gerçekleştirdi. Gündem ve süreç değerlendirmesi içeren toplantıda ele alınan konular ve önerileri faydalanılması amacıyla değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz.

 

GÜNDEMLER

 

Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu, içinde yaşadığı toplumu anlama çalışmalarını sürdürmektedir. Neslin ıslahı ve arzın imarı konusunda dönemin sorunlarına çözüm bulmak ve yarınları daha yaşanılır kılacak projeleriyle geleceğe ışık tutacak çalışmalarını Türkiye’nin her yerinde sürdürmektedir. Bu düşüncelerle 06.03.2011 tarihinde Van’da Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi illerindeki üye kuruluş temsilcilerinin katılımlarıyla Kürt sorununun ve çözüm yollarının ele alındığı bir çalıştay düzenledi.

Çalışma, Anadolu Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı Turgay ALDEMİR’in oturum başkanlığında icra edildi. Aldemir yaptığı açılış konuşmasında; Platform’un yapısında bulunan bütün birimlerin konu ile ilgili yapılan rapor çalışmaları ile bilgilendirildiğini ve olayın değerlendirmesinin yapılıp çözüm yolları üretmek için çalışıldığını ifade etti. Düzenlenen bu çalıştayın da bu farkındalığın bir ürünü olduğunu, buradan alınacak sonuçların ve uygulama önerilerinin öncelikli olarak üye kuruluşların ve genelde güneyden kuzeye doğudan batıya kadar meselenin derinlemesine izah edileceğini ve ülke insanının konu ile ilgili duyarlığının artırılmasına katkıda bulunulacağını ifade ettiler.

Kürt meselesi ile ilgili olarak geç kalmışlığımızın farklı bir konu olduğunu göz önünde bulundurmamız gerekmektedir.

            Kürt halkının geçmişten bu güne semboller boyutunda bile kendilerini ifade etmeleri hususunda yaşanan sıkıntılar aşikar bir tarihi gerçekliktir. Meselenin çözümünde şiddet eğilimlerinin zarar verici etkisi de gözler önündedir. Bu konunun çözümü, sorunun doğru anlaşılması ve bu doğrultuda istikrarlı bir politikanın ortaya konulmasından geçmektedir. Bunun eksikliği meseleyi çözümlemek yerine olayı bir güvenlik sorununa taşımış ve çözümlenemeyecek bir derinliğe doğru sürüklemiştir. Bu bölgenin insanına uygulanan asimilasyon politikalarının temelinde de konuyu güvenlik sorunu olarak değerlendirmek bulunmaktadır.

            Sorunun, daha demokratik bir zeminde ele alınması için 80’li yılların başlarında Özal’ın bazı girişimleri olmuştur. Ancak yapılan bu girişimler halka yansıyan bir iyileşmeye dönüşmemiştir. 90 – 91’li yıllarda gerçekleşen gelişmeler şiddet eğilimlerini körüklemiştir. DYP – SHP Koalisyonu dönemindeki başarısız girişimler ise PKK’nın olayları terörize etmesi dolayısıyla sonuçsuz kalmıştır. Bu dönemden sonra çözüm için girişimler engellenmiş ve 20 yıl boyunca kayıplar, faili meçhuller, tehcirler yaşanmış, yer altı ve üstü zenginliklerimiz heba edilmiştir. Yaşananlar sorunun derinleşmesinde etkili olmuştur.

Son yıllarda Ak Parti’nin çözümü zamana yayarak attığı adımlar konuyu kapsamlı tartışılır kılmakla beraber bir taraftan da içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Çözüm; ifade özgürlüğü, örgütlenme, Kürtçe dil serbestisi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, yerel kültürün yaşatılması vb. tekliflerdir.

Gelinen noktada söylenecek tüm sözler söylendi; artık kararlı bir siyasi irade gösterme zamanıdır. Uluslar arası düzeyde çözülmesi gereken bir takım sorunların önünde engel olarak görüldüğü için değil; gerçekten bir sorun olduğu için çözümler geliştirilmelidir.

 

Örgütlü STK çalışmalarının irade beyanı bu yumak olmuş sorunun çözümüne olumlu anlamda katkı sağlayacaktır. STK’lar olarak Ya çözüm üretiriz ya da yapılan çözüme razı oluruz. Bunun için mutlaka irade beyan edip sorumluluk almalı ve bedel ödemeyi göze alarak çözüm yolları aramalıyız. Zamanında atılmayan adımlar bu sorunu Türkiye’nin imtihanına dönüştürür. Türkiye’ye yakışan tarihi misyonuna dönerek büyük devlet gibi davranıp sorunu çözmektir, dedi.

Bu ifadelerle yapılan açılış konuşmasından sonra katılımcı üyeler tek tek söz aldı. Daha sonra müzakerelere geçildi.

 

MÜZAKERELER  

 

Kürt sorunu çerçevesindeki çalıştayımızda platformumuz üyelerinin görüş ve düşünceleri özetle şu şekilde olmuştur:        

 

  • Öncelikle bugün konuşmakta olduğumuz bu sorununun ve benzeri sorunların yakın zamanda ortaya çıkan sorunlar olmadığı bilinmelidir. Bu sorunların uzun süreye dayalı arka planlarının olduğu göz önünde bulundurularak geniş bir perspektifte ele alınmalı ve bu doğrultuda çözüm önerileri getirilmelidir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika merkezli yaşanan sıcak gelişmeler de bu çerçevede değerlendirilirse daha doğru sonuçlara ulaşmamız mümkün olacaktır.

En azından 19. ve 20. yüzyılın başındaki önemli siyasi gelişmeleri gözden geçirmemiz sorunu daha sağlıklı değerlendirmemizi sağlayacaktır. Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika ve Ortadoğu merkezli toprak kayıpları, Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan geri çekilmeler ve savaş sonrası yaşanan Anadolu coğrafyasının işgali, sorunun ortaya çıkma sürecine önemli katkılar yapmıştır.

Mondros sonrası İngilizlerin Anadolu toprakları üzerindeki politikaları bölgede kardeşi kardeşe düşman edecek sonuçlar doğurmuştur. Bu politikalar sonucu olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, ulus devlet anlayışından hareketle halkların kardeşliği anlayışından vaz geçirilmeye çalışılmış, farklı etnik kökenli vatandaşların asimile edilmesi politikaları başlatılmış ve azınlıkların asimilasyonu yahut sürgün edilmesi yönünde uygulamalar başlatılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Müslüman halklarla olan bağlarının koparılması için yenilik adı altında batılılaşma hareketleri gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan raporlar doğrultusunda yeni bir ulus yaratma politikalarının uygulanması nedeni ile ortaya çıkan Kürt sorunu 1930’lu yıllardan itibaren derinleşerek günümüze kadar gelmiş ve bu güne kadar da bu sorunu çözecek esaslı bir proje ve uygulama ortaya çıkmamıştır.

 

  • Bu sorun bizim sorunumuzdur. Sorunun çözümü konusunda sorumluluklarımıza vurgu yapmak bakımından böyle bir ifade kullanıyorum. Bölgede hem Kürtlerle hem de İslam’la ilgili sorunlar yaşanmıştır. Bölgede yaşayan bütün insanların kendini ifade edebilmesi için mesele insani boyutta ele alınmalıdır.

 

  • Konu Kardeşlik İçin Adalet Platformu toplantılarında da değerlendirilmektedir. Burada da belirtilen ortak kanaat Müslümanların bu konuda geç kalmışlığıdır. Sorun bu gün iki boyutlu bir hal almıştır. Bunların birisi PKK ve devletin politikalarıdır. İkincisi ise Kürtçülük yaftası nedeniyle Kürt meselesinin ele alınamamasıdır. Mesele daha toptancı bir yaklaşımla ümmet boyutundan ele alınmıştır. Bölge halkı bu söylemlerin çözüm için yeterli olmadığını ifade ediyor. Bu sorun insanların en tabii haklarını gündem edecek ve çözecek boyuta ulaşmamaktadır.

Bu sorunla ilgili sağlıklı bir söylem geliştiremediğimiz için bölge halkı PKK saflarına kaymakta, bu vesile ile dini, ahlaki ve kültürel alanda asimile ve dejenere olmalarına sebep olmaktadır. Bu alana ilgisizliğimiz aynı zamanda Kürt halkını manevi değerlerinden de uzaklaştırmaktadır.

 

  • Sorun devlet politikası bağlamında değişmelidir. Bu anlayışı kıracak yeni bir süreci başlatmamız lazım. Bu başlangıç yeni anayasa talebidir. Bölgede olmayan kişilerin olaya çarpık bakışını etkileyen algıyı değiştirmek gerekiyor. Sorun, Kürt sorunu değil Türk sorunu gibi görünüyor. Bunun için basın yayın kuruluşları değerlendirilebilir. Doğu insanı da kendi dilini, kültürünü, eğitimini kendi yapısına uygun olarak yaşamalı ve öğretmelidir. Bunu batı insanına anlatmak lazım.

Türkiye’de Kürtlerin en yoğun yaşadığı kentlerden biri de İstanbul’dur. Bunu bilerek batı insanının algısını değiştirecek bir çalışma yapılmalıdır.”

 

  • Duygusal olmamalıyız. 1900’lü yıllarda doğuda olduğu kadar batıda da insanlar zulüm görmüştür. Doğu halkı inançlı olmasına rağmen soruna inançsız kesim sahip çıktı. Bu bizim eksiğimiz. Mağlubiyet ruhunu bir tarafa bırakıp ilgisizliğimizi değil etkinliğimizin nasıl olduğunu tespit etmemiz lazım.

 

  • Kürt sorunu dış kaynaklı ve materyalist bir örgüt tarafından gündeme getirilince Müslümanlar resmi ideolojinin yanına itilmiştir. Bu süreç Müslümanların olaya ilgisiz kalmasını ve Kürt halkının hayal kırıklığına uğramasına neden olmuştur.

 

  • Bu sorunun Müslümanlar tarafından konuşulması iyi bir aşama ama pratik şeyler ortaya koymak lazım. Olayın tarafları var devlet ve PKK. Müslümanların olaya taraf olma tutukluğu aşılmalıdır. Biz kendi sözümüzü yükseltmediğimiz sürece bu taraflardan birine yaklaştırılırız. Olayı çözmek için dini referanslarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Mevcut yorumlamalar ve anlayışlar bugünü karşılamamaktadır. Bir arada yaşamanın ölçeklendirilmesi gerekmektedir. Yeni bir kavram çalışması yapılmalıdır. Bugünün sorunları dünün cümleleri ile ifadelendiremeyiz.

Kürt meselesi artık gündemimizde olduğuna göre meseleyi kendi tanımlamamızdan ele almamız gerekir. Mevcut tanımlamalar bizi tatmin etmemektedir. Bu konunun inanç boyutu ele alınmalıdır. Örneğin Kürtlerin inancı kız çocuğunu okutmuyor, gençleri rejimin okullarına göndermiyor. Buradaki insanların eğitimsizlik sorunu Kürdü Türk’e düşman edecek fitnelere zemin oluşturuyor. PKK üzerinden Kürt halkını vurma algısı yaygınlaşmaktadır. Bu algı Kürt halkını yanlış okumaktır. Bu sorunun diğer halklara doğru anlatılması gerekiyor. Duyarlı insanların öncelikli görevi budur. Kürt gençlerinin arasındaki yaygın kanaat, sorunun Türk ve Kürt halkları arasında olduğu anlayışıdır. Bu yanlış bir algının düzeltilmesi için hızlı ve doğru adımlar atmalıyız.

 

  • Meseleye özgürlükler ve stratejiler açısından bakmak lazım. Müslümanların da bir strateji belirlemesi gerekiyor. Batılı Müslümanların olaya ilgisiz kalmaları dolayısıyla yaşadıkları mahcubiyetin yanında, doğulu Müslümanlarda da seküler anlayışın hakimliği açısından bir mahcubiyeti yaşanmaktadır. Ben Müslüman bir kürdüm ve buradan hareketle stratejimi belirlemeliyim. Bizim üçüncü bir yol olarak tekliflerimiz olmalı. Kimliğimiz açısından tekliflerimizin uygulanabilirliğini belirlememiz lazım. Tekliflerin kağıt üzerinden eylem düzeyine geçirilmesi lazım.

 

  • Büyük binalara resim yapan ressamlar var, bu ressamlar ilk resme başlayınca küçük bir noktadan başlar; ilk bakanlar ne olduğunu anlamaz ve garip garip bakarlar ama resmin bütünü görülünce güzellik fark edilir. Bizim de resme bütüncül bakmamız lazım ancak resme bütüncül bakarken başlangıç noktasını gözden kaçırmamalıyız. PKK bölgeye hakim olursa bölgede zulüm sadece el değiştirmiş olacaktır. Doğru ne ise onu ifade etmekte çekingen olmamalıyız. Kendi dilimizle isteklerimizi sıralamalıyız.

 

  • Farklı etnik unsurlara bakışımızı sistem şekillendirmiştir. Bu kumpastan çıkamadığımız için özgün düşünce üretmekten korkuyoruz. Kürtlerin yaşadığı problemlerin biri de onur ve haysiyet problemidir. Kürt halkı PKK’ye indirgenemez ama PKK’nin konuyu sahiplenmesi nedeniyle halk açısından önemli bir etkiye sahiptir. Bu faktör Müslümanlar tarafından göz ardı edilmemelidir. Temel hak ve özgürlükler somut bir şekilde ifade edilmelidir. Ana dil eğitimi ayrıdır ana dilde eğitim ayrıdır. Bu ayrım göz önünde bulundurularak dil konusu çözülmeye çalışılmalıdır. Köylere Kürtçe isimlerin iadesi sağlanmalıdır. Basında Kürtleri rencide edici ifadelere karşı çıkmalıyız. Kürtçe basın ve yayın desteklenmelidir.

Bölge halkının Müslümanlara karşı bir güvensizliği vardır bu durumu bu güne kadar Müslümanların olayı kendi meseleleri olarak görmeyişi ve yapılan tanımlamanın, yaklaşımların realite ile uyuşmaması tetiklemektedir.

PKK’nın varlığı bölge halkı için tehdit olmasına rağmen, halkta; PKK bittiği an devlet 30’lu yılların devleti olur düşüncesi hakimdir. Bu gün var olan kazanımlar anayasal güvenceye dönüşmemiştir.

 

  • İnsanlar kendilerini doğru okurlarsa bireysel başarıyı, toplumlarını doğru okurlarsa toplumsal başarıyı yakalarlar. Hakkari’deki karışıklığın devam etmesinin bir proje olduğunu ve bunun rejimi de PKK’yı da beslediğini düşünmekteyim. Bu konuda yapılan çalıştaylara katılıyor ve destekliyoruz ama süreci etkileme noktasında Anadolu Platformu’nun bir proje geliştirmesi ve bölgede tanınır hale getirilmesi gerekiyor.

 

  • Ümmet, kardeşlik söylemleri ifade ediliyor ama pratik karşılıkları yok. Ülkenin doğusundan batısına zorunlu yaptırılan göçlerin asimilasyon için yapıldığına bizzat şahit olduk. Kürtçe dili için Ahmed-i Hani, Halid-i Bağdadi Şeyh Said vb. gibi kişilerin çalışmalarını örnek alarak medrese çalışmalarının güçlendirilmesi gerekiyor. AKP’ye Kürt meselesine hakim Müslüman danışmanlar önermeliyiz. AKP meseleyi yeterince doğru anlayamıyor.

Bir paradigma sorunu olduğu gerçek. İslam’ın adalet sistemine dayandırılan yeni bir paradigma oluşturulmalıdır.

 

  • Kürt halkının aşiret yapısına dayalı bir yaşamı var. Bu gerçek görülerek çalışmalar planlanmalıdır. İnsani anlayış ön plana çıkarılmalıdır. PKK sorunu mahalle temsilcikleri seviyesinde halka indirgemektedir. Bunu görerek çalışmalar yapmalıyız. Bedel ödesek de bu meseleyi çözüme kavuşturmak için güçlü bir duruş sergilemeliyiz.

 

 

 

SONUÇ

 

Sonuç olarak başkalarının başarısızlığını, yapıp ettiklerini konuşmak yerine nasıl bir çözüm getireceğimizi belirlememiz gerekiyor. Bu sorun bizim yalnız başımıza değil halkla; Türk ve Kürt halkıyla birlikte çözmemiz gereken bir sorundur. Halka rağmen değişik mahfillerde üretilen çözüm hareketlerinin nasıl sonuçlandığını görüyoruz…

 

Bu müzakerelerden çıkarılacak temel sonuçlar şunlardır:

 

  1. Kaybedilen güven ortamının yeniden tesis edilmesi için sadece Platform olarak değil; genel olarak bir blok halinde samimi ve duyarlı insanlardan yeni bir platfom oluşturmalı ve Türkiye’yi gezerek toplumsal bir bilinç oluşturulmalıdır.
  2. Etnik referanstan arındırılmış her türlü etnik grubu, dini, düşünceyi güvence altına alan, toplum ve bireylerin sosyo politik, ekonomik ve kültürel tüm hak ve özgürlüklerini konu alan bir toplumsal sözleşme çalışması yapılmalıdır. Bu çalışma da oluşturulacak yeni anayasa için teklif önerisi olarak sunulmalıdır.
  3. Türkiye genelinde Kürt sorununa dönük kapsamlı bir anket çalışması yaparak sorun haritası çıkarılmalıdır. Sorunların çözümünde de ilgili taraflarla işbirliği ve eş güdüm içerisinde çözüm yolları oluşturulmalıdır.
  4. Ana dil talepleri önemsenmeli ve ana dil önündeki engeller kaldırılmalıdır.
  5. Her türlü ayrıştırıcı ve tahkir edici dilden ve eylemlerden kaçınılmalıdır.
  6. Şiddet kimden gelirse gelsin kabul edilemez.
  7. Kürtlerin, Türklerin ve diğer etnik unsurların birlikte, huzur içinde yaşamalarını sağlayan temel unsurun İslam olduğu gerçeğinin kavranması için Kürt, Türk ve diğer etnik yapıların tarihinin ortak yanlarını gün yüzüne çıkaracak çalışmalar yapılmalı ve ortak manevi değerlerin yaygınlaştırılmasına öncelik verilmelidir. Bu topraklarda yaşayan insanların tamamının birbirlerini tamamlayan; birinin diğerine tercihinin mümkün olmadığı ortaya konulmalıdır.
  8. Bölge halkının faydasına olacak her türlü politika desteklenmelidir.

 

Konu ile ilgili müzakerelerden ve yapılacak çalışmaların belirlenmesinden sonra şu ifadeler ile çalıştay sona ermiştir:

Sorunun çözümünde Kürt halkının haysiyeti ve Türk halkının hassasiyetlerine dikkat edilmelidir. Eğer biz bu sorunu köklü bir geçmişimize bunca zenginliklerimize rağmen çözemezsek evimizin içi mesafesindeki bu sorunu başkaları çözecek ve biz yeni acılara duçar olacağız. Bunun için Türkiye’nin doğusundan batısına güneyinden kuzeyine vicdan sahibi her insanının çözüm için adım atması gerekir.

Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu da Türkiye’nin her tarafında faaliyet gösteren örgütlü yapısıyla bu derin sorunun çözümüne katkıda bulunacak ve tüm imkanlarını seferber edecektir.

 

 

 Anadolu Eğitim ve Davet Gönüllüleri Platformu