Anadolu Platformu 'Gençlik ve Gelecek' / Ferda Kürün

0
185

Geçtiğimiz hafta Sakarya’nın Akyazı İlçesi Kuzuluk Mevkii’nde Anadolu Platformu’nca düzenlenen beş günlük bir programa katıldım.
Anadolu Platformu’nun Kuzuluk’taki toplantısının ana teması “Gençlik ve Gelecek” idi. Programa, Türkiye’nin dört bir yanından gelen beş yüze yakın kişi içerisinde çeşitli dernek yöneticileri, STK’lar, akademisyenler ve illerinde çeşitli eğitim faaliyetleri yapan kişiler vardı.

Yazı ve düşünce alanında Türkiye’de hatırı sayılır yere sahip yazar ve araştırmacıların sunumları, katılımcılar açısından bilgi verici ve biliçlendirici nitelikteydi.

Organizasyon, eksiklerine rağmen katılımcıların çokluğu dikkate alındığında takdiri hakediyordu.

Orta yaşlıların çoğunlukta olduğu toplantılarda konuşulan gençlik konusu, şikâyetlerine bakılırsa, gençleri pek de tatmin etmedi. Haklıydılar da… Gençlere daha fazla söz verilmesi gerekirken mikrofon yine büyüklerin elindeydi. Şimdiki gençliğin fikir ve his dünyasını anlamak, yönelimlerini farkedebilmek ve geçirdiği dönüşümü tam olarak farkedebilmek için bile olsa gençleri dinlemek gerekirken büyüklerin birçoğu onlara laf anlatma ve nasihat etme telaşındaydılar. Gençlik yargılandı, zaman zamansa suçlandı. Neredeyse verilemeyen sorumlulukların hesabı bile sorulmaya çalışıldı.

Bazı kavramlar etrafında süren tartışmalara bakılırsa, yeni nesilin kavram dünyası birkaç kuşak öncesinin kavram dünyasından farklılaşmıştı. ‘Tağut’ kelimesine yabancı olan gençleri görmek ne kadar esef vericiyse bu ve benzeri kavramları haraç-mezat kullanan ‘nesli’ görmek de bir o kadar esef vericiydi. Bir de bunun yanına; ‘batıyla gündemimize giren modern kavramlara’ mal bulmuş mağribi gibi tutunup, bu kavramlara karşı daha mesafeli ve temkinli davranan gençlere ‘siz hâlâ orada mısınız?’ muamelesi yapan ‘tevbekârları’ eklemek gerekiyor.

Yani yine konuların ekserisi gençlerin günceline hitap edemedi. Çünkü soru ve sorunlarının içine girilemedi. Orada gençlerle paylaştığım eğitimle ilgili bir cümleyi aktarayım: “Fazla söz ve nasihat, itici ve bıktırıcı oluyor”muş. Ama bu toplantının en güzel yanı nesiller arası farklılıktaki açının epey geniş olduğunu eskilere göstermesi oldu.

“Çok söyleme arsız olur, aç koyma hırsız olur” atasözünü de hatırlamak mümkün.

Aslında bir şeyi seslendirmem gerekiyor. İnanın gençler; heyecanını yitirmiş büyükler ve eski kuşaktan kötü olmadıkları gibi epey de iyiler. Onların dünyalarında sözü şekillendirirseniz; neler neler konuşur neler neler yapabilirsiniz. Bana göre zor olan, statükocu büyüklerle iş yapmak ve söz paylaşmak… Ben, gençlerle beraber oldukça yenileniyor, heyecanlanıyor ve her dem yeniden diyorum. Ya meselesini tamamladığını zanneden, okumalarını sekteye uğratan ve geçmişin yarım yamalak mirası ile antikalaşmış düşüncelerini gençlere empoze etmeye çalışan büyüklere ne demeli? Gençlere; ‘hadi oradan, sen gelirken biz oradan dönüyorduk, daha senin yiyeceğin çok ekmek var’ ifadeleri telkin eden bakışlar terk edilmeli. Görüyorum ki gençlerin daha az dogmaları var, sormaktan korkmuyorlar ve sorguluyorlar. Böyle gençleri görmem beni ziyadesiyle memnun etti.

Eskiden öyleydi; bir taş oynasa altında ya Amerikan parmağı aranır, hatta camilerin minberlerinde ‘davut yıldızı’ görülür ve İsrail’e yorulurdu. Gençler bu rüyalarla yaşamıyorlar, görüyorum ki ‘yalancı’ değil sahici ve irâdi çağrılara daha fazla kulak kabartıyorlar. Benim açımdan bunları gözlemlemek güzeldi.

Gençlerin önüne tecrübelerimizi sermeli, düşünmelerini temin etmeli, onlara uyarılarda bulunmalı, en önemlisi de kendimiz OKUMAYA DEVAM ETMELİYİZ. Gençleri, değişen dünyayı, kronik korkularımızın yeni dünyadaki karşılıklarını ve kitapları okumalıyız. Çünkü Müslüman gençler aklediyor. Soruyor, sorguluyor. Gençlere de bir nasihatim; o eski jenerasyona kendinizi mahkûm etmeyin ama onları bir dinleyin. Ehil olanlarıyla istişare edin. Bilgi elde ediliyor ama ‘deneyim’ asla. Ama her çağın ve kişinin deneyimi mutlak değildir bunu da unutmamalı.

Onlar, göz aydınlığımız gençler, teknolojiyi bizden daha iyi kullanıyor, daha çabuk harekete geçiyor ve yorulmak nedir bilmiyorlar. Biraz zorlu da olsa ‘zamane gençliği’, zamanın büyüklerinden daha gayretliler. Tribünlerde oturmak değil sahada koşmak istiyorlar. Öyleyse onlara, eylemi mümkün olan yol haritaları çizelim. Aşılamaz dağlar mı var önlerinde tünel açmaları gerektiğini hatırlatalım, gerekirse biz açalım? Yeter ki göz aydınlığımız gençlerimizle beraber cennete giden yolda azimle, ilimle, fıkıhla, cesaretle, çözüm üreterek yürüyelim.

Beş gün boyunca ne güzel bir yürüyüştü Kuzuluk’taki yürüyüş. Emeği geçenlerden Allah razı olsun.

Zordur organizasyonlar. Hele bir de prensipleriniz, idealleriniz varsa… Onları realite kılmak istiyorsanız işiniz daha bir zorlaşır. Günün realitelerini sizin ideallerinize dönüştürmek. Zor da olsa bu işte azmetmektir aslolan. Tarihi, ideallerini realiteye kurban etmeyenler yazarlar, yaşadıkları dönemde anlaşılmayabilirler, ama tarih vefakârdır; cefakârların, fedakârların kıymetini bilir. 

Hareket halinde olmayı seven insanı, özelde genci, bir araya getirmek önemli bir iş. Ülkede alanında söz sahibi ‘fikir sahiplerini’ fikrin emekçisi okurlarıyla buluşturan organizasyonlardır önemli olan. Sorunların tartışıldığı, aciliyetine göre çözüm üreten organizasyonlardır gündeme hâkim olan.

Derununda bu endişelerin yattığına inandığım organizasyon sahiplerine teşekkür ediyorum. “Birlikten dirlik doğar.” Ülkenin dört bir yanından gelen kardeşlerimiz inşallah bu bereketi şehirlerine taşıyarak meyvelerini gelecek nesillere tattırırlar. İlim yürüyüşü; fıkıhla, cehd ve samimiyetle buluşunca ne de güzel, ne de verimli, ne de faydalı meyveler toplanıyor. Dallarımızın daim sağlıklı meyveye durması temennisiyle…

Malatyakarar