Anadolu Öğrenci Birliği’nden İnsanlık Tarihi Dersi

0
200

Anadolu Öğrenci Birliği, insanlık tarihi boyunca yaşamış peygamberlerin ve ders alınması gereken kavimlerin anlatıldığı 2 günlük bir kamp düzenleyerek öğrencileri aydınlattı.

Anadolu Öğrenci Birliği 29-30 Ekim (Cumartesi ve Pazar) günleri düzenlediği 2 günlük bir kamp ile insanlık serüveninde yaşamış peygamberleri ve ibret alınması gereken kavimlerini konu alan İnsanlık Tarihi Kampı–2 adlı bir sempozyumla öğrencileri aydınlattı. Konuşmacılarının çoğu üniversite öğrencisi olan bu kampın ilk gününden son gününe kadar ibretlik kavimlerin hikayelerinden günümüzde çıkarılması gereken dersleri de aktararak bir sentez oluşturdular.

 

Kampın ilk gün konuşmacıları Haydar Ali Şahin, Ammar Tutar, Yakup Çilesiz, Eren Özkaradeniz, Şaban Kuzu ve Murat Humartaş’tı.

 

İlk İnsan-İlk Eş-İlk Baba-İlk Peygamber

 

İlk günün ilk konuşmacısı olan Haydar Ali Şahin “İlk İnsan-İlk Eş-İlk Baba-İlk Peygamber” adlı konusuyla öğrencilere bilgi aktardı. Yaratılış ve Cennet’ten çıkarılış konusuna değinen konuşmacı Şahin, Hz. Âdem’in dünyaya nasıl ve neden gönderildiğini ve şeytanın nasıl insanlığa düşman olduğunu anlattı. Şahin; “ Allah Âdem’i çamurdan yarattı ve meleklerine ona secde etmesini istedi. Bütün melekler ona secde etti fakat biri dışında. O da şeytan’dı. Şeytan, Âdem’e secde etmeyerek Allah’a isyan etti ve insanları kendisine düşman yani rakip gördü. Şeytan asla ve asla Allah’ı dengi görmemiştir. O insanları kendisine rakip yani düşman görmüştür ve kıyamet gününe kadar Allah’tan izin istemiştir.” dedi. Şahin, “ Şeytan isyankârdır, ırkçıdır, mezhepçidir, ayrımcıdır, saptırıcıdır.” diyerek konuşmasını bitirdi.

 

İlk günün ikinci konuşmacısı Ammar Tutar “Ad kavmi” adlı konusuyla öğrencileri aydınlattı.  Ammar Tutar Hz. Hud’un yaşayışı ve kavmiyle ilgili çeşitli bilgiler verdi. Ammar Hud kavminin kendini yenilmez gördüğünü böbürlendiğini açıklayarak, “Hud kavmi kendilerinin yenilmez olduğunu düşünüyorlardı. Ama kimse Allah’tan güçlü değildir. Allah kendisine karşı böbürlenenin cezasını verir” dedi.

 

Yusuf olmak

 

Konuşmacıların üçüncüsü “ Semud Kavmi” adlı konusuyla Yakup Çilesiz oldu. Hz. Salih’in kavmi hakkında dinleyenleri aydınlattı.  Yakup Çilesiz’den sonraki konuşmacı “Hayâ Edep Makam ve Özlem” adlı konusuyla Eren Özkaradeniz Hz. Yusuf’un hayatını anlattı. Hz. Yusuf’un kuyuya atılışını ve kurtuluşunu, Mısır’da yaşadığı kölelik hayatını, zindan hayatını ve Mısır yöneticisi olduğu dönem hakkında konuştu. Yusuf ile Züleyha aşkı yoktur diyerek  “Züleyha ile Yusuf aşkı diye bir şey yoktur. Bir kadının tek taraflı şehveti vardır” diye devam etti. Özkaradeniz, Hz. Yusuf’un bütün bu olanlara karşı sadece ve sadece Allah’a sığındığını belirterek, “Yusuf olmak başkadır. Yusuf olmak asilliktir. Bir kadının teklifini ben Allah’tan korkarım diyerek reddeden kişidir Hz. Yusuf” diyerek konuşmasını bitirdi.

 

 

Kiliseye hapsedilmiş bir dindir Hıristiyanlık

 

“Allah’a Adanan Kadının çocuğu Hz. İsa” adlı konusuyla Şaban Kuzu sunumunu yaptı. Şaban Kuzu Hz. İsa peygamberin yaşadıklarını ve kavmini anlattı. Kuzu Hz. İsa’nın göklere çekilip çekilmemesi hakkında “Hz. İsa göğe çekildi mi çekilmedi mi çok önemli değil. Önemli olan Allah peygamberini öldürenlerin oyunlarını bozdu” dedi. Kuzu’nun diğer bir tespiti de Hristiyanlık üzerine oldu. Şaban Kuzu, “Kiliseye hapsedilmiş bir dindir Hıristiyanlık” diyerek sunuma son verdi.

 

Yürüyüşte Süreklilik

 

Günün son konuşmacısı Murat Humartaş “Hz. Yunus Yürüyüşte Süreklilik” başlıklı konuyu sundu. Humartaş, Hz. Yunus yürüyüşte süreklilik hakkındaki sunumunda önemli tespitlerde bulundu. Humartaş “Hz. Yunus bize sürekliliği hatırlatan, gevşemeyi, üzülmemeyi öğreten bir semboldür.” dedi. Murat Humartaş’ın bir diğer tespiti de Hz. Yunus’u yutan balık üzerine oldu. Balığın büyüklüğü cinsi türünün hiçbir önemi olmadığını söyleyerek “ Balığın türünün büyüklüğünün hiçbir önemi yok. O balık balinada olabilir yunusta olabilir hatta hatta hamside olabilir. Asıl önemli olan onu oraya koyan sonra alan güçtür yani Allah’tır.” diye konuşmasını sürdürdü. Murat Humartaş konuşmasını “Hazreti Yunus’un düştüğü deniz bizim için arz-ı küre,  onu yutan balık ise keza bize göre nefis, heva ve heveslerdir.” yaptığı benzetmeyle bitirdi.

 

İkinci Gün

 

İkinci günün konuşmacıları İbrahim Gülseven, Bilal Peker, Metin Azkaç, Rıdvan Eyyüpkoca ve Mustafa Doğan’dı.

 

Eyyub Sabrı

 

İkinci günün ilk sunumunu “Sabır ve Namazla Yardım İsteyen Kişi Hz. Eyyüp” konusuyla İbrahim Gülseven yaptı. Sabrın sembolü olan Hz. Eyyüp ve kavmi hakkında öğrencilere bilgi aktardı. Hz. Eyyüp’ün kurt hastalığına yakalandığının İslam kaynaklarında geçmediğini belirten Gülseven, “Hiçbir peygamber kendisinden tiksinilecek bir duruma düşmemiştir. Hz Eyyüp hakkındaki kurt hastalığı İslam’ın temel kaynaklarında yoktur” dedi.

 

Kral Peygamber

 

Günün ikinci konuşmacısı Bilal Peker, “ Bir Kral Bir Peygamber Hz. Süleyman” adlı sunumu gerçekleştirdi. Peker, Hz. Süleyman’ın bütün canlı varlıklara konuşan adil bir hükümdar olduğunu söyledi ve karınca hikâyesini anlattı. Peker “ Peygamberleri, kral ve kul peygamberler olarak ayırıyoruz. Hz. Süleyman’da kral peygamberlerdendi. Hz. Süleyman’a bütün canlıların dillerinden anlama ve emrine rüzgâr bahşedilmişti Yüce Allah tarafından. Hz. Süleyman çok görkemli orduya sahipti. Yine de bu gücüne rağmen Allah’a şükretmekten geri durmazdı. Hz. Süleyman kimseye haksız yere zulüm etmez, ceza vermezdi. Bir gün sefere çıkan Hz. Süleyman ve ordusu süratle gelirlerken karıncaların korkup kendi aralarında Süleyman’ın ordusunun geldiğini bizi yanlışlıkla ezmezin diye yuvalarımıza kaçalım diyerek yuvalarına kaçtığını duyunca tebessüm etmiştir. Süleyman karıncalara, korkmayın size zarar vermeyiz dedi.”

 

Sina’da Kırk Yıl

 

Üçüncü konuşmacı “Firavuna Hakkı Anlatan Peygamber Hz. Musa” adlı sunumuyla. Metin Azkaç’tı. Azkaç Hz. Musa’nın mucizelerinden bahsettiği sunumunda 40 yıllık çöl hayatını da anlattı. Azkaç, “ İsrailoğulları Firavunun zulmünden kaçarak Hz Musa’nın peşinden gittiler. Çölde su bulamayıp, şiddetli bir susuzluğa kapıldılar. Gelip Musa (a.s.)’a sitem ve şikâyette bulundular. Allah, Musa (a.s)’a, asasını taşa vurmasını emretti. Vurunca taşın 12 yerinden su fışkırdı. Her Yahudi kabilesine bir göze düşüyordu. Onlar bu gözelerden kana kana içtiler, susuzluklarını giderdiler. Allah Teala İsrailoğulları’na, gökten kudret helvası ve bıldırcın eti de gönderdi. Fakat İsrailoğulları’nın o ikiyüzlülükleri, bütün bu nimetlere rağmen, kendini burada da ortaya çıkardı. Bir tek yemekle yetinemeyeceklerini söyleyip bizim için Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiği sebze, kabak, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin dediler. Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, orada şüphesiz istediğiniz vardır” demişti. Allah burada kendilerinin çabalayıp bir şeyler yapmasını istiyordu. Çalışıp kendi yiyeceklerini kendilerinin kazanmasını istiyordu. Emek olmadan yemek olmaz.” dedi.

 

Yeryüzünün en alçak yerinde en alçak insanlar

 

Günün diğer konuşmacısı “Hoşgörü mü? Tahammül mü? Hz. Lut” adlı konusuyla Rıdvan Eyyüpkoca oldu. Lut kavminin sapkınlık içinde olduğunu anlatan Eyyüpkoca, “ Lut kavmi tam bir sapkınlık içindeydi. Kendilerine helal olan kadınlara ilgi duymuyor hemcinsleri olan erkeklere ilgi duyuyorlardı. Lut peygamber onlara helal olanın kadınlar olduğunu söylüyor fakat kavmi onu umursamıyordu. Kavmin helak olacağını haber vermek için Lut peygambere misafir olarak gelen meleklere dahi sarkıntılık etmişler ve Lut’a misafirleri onlara vermeleri için baskı yapmışlardır. Kavim tam bir sapkınlık içindedir. Allah bu sapkınlıktan dolayı şehrin altını üstüne getirerek, üstlerine sıcak balcık yağdırdı. Kavmi böyle helak etti. Bu kavmin helakı ibretliktir.” dedi. Rıdvan Eyyüpkoca Lut gölü’nün yapısı hakkında da bilgi verdi ve İsrail’i kast ederek bir tespitte bulundu. Eyyüpkoca “ Lut gölü Akdeniz’in tam 800 metre altındadır. Yeryüzünün en alçak yeri orasıdır. Bir tarafı 800 metre alçak ve uçurumken diğer tarafı 15 20 metre yüksekliktedir. Ve ilginçtir ki dünya’nın en alçak yerinde en alçak insanlar var.” dedi.

 

Günün ve kampın son sunumunu “ Bir Küçük Taşın Gücü Hz. Davut” adlı konusuyla Mustafa Doğan yaptı. Mustafa Doğan Hz. Davut’un daha 10 yaşlarındayken cesur olduğunu söyleyerek, “Tâlût’un ordusunda Davud (a.s.) bulunuyordu. Davud (a.s.), Hz. Yakub’un neslinden idi. İsrailoğulları’ndan olan Davud, daha küçük yaşta bir delikanlı iken, hak davanın amansız düşmanı, zorba ve güçlü ordulara sahip olan Calut ile yaptığı mücadeleyi kazanmış ve bu savaşta Câlût’u sapan taşıyla öldürmüştü. Bu olayda Allah’a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasıl yendiği gösterilmektedir.”dedi.