Anadolu Öğrenci Birliği Cuma Sohbetleri

0
159

Anadolu Öğrenci Birliği kız öğrencileri, her hafta Cuma günü düzenlediği programlarda, farklı üniversitelerden davet ettikleri arkadaşlarıyla bir araya geliyor.

En son yapılan yoğun katılımlı “Cuma Sohbeti” programına Anadolu Platformu Genel Sekreteri Hüseyin ÖZHAZAR konuk oldu. Konuşmasının başında Anadolu Öğrenci Birliği ve çalışmalarından bahseden ÖZHAZAR: “Anadolu Platformu bünyesinde faaliyetler yapan Anadolu Öğrenci Birliği şu an Türkiye’nin 53 üniversitesinde çalışmalarını sürdürmektedir. Öğrenci Birliği’nin hedefinde öncelikle Türkiye’deki tüm üniversite, fakülte ve yurtlarda daha doğrusu üniversite öğrencilerinin bulunduğu her mekanda çalışma yapmaktır. Bu hedefle birlikte Türkiye’nin hinterlandında bulunan coğrafyalarda da bu çalışmaları yürütmektir.” dedi.

ÖZHAZAR konuşmasında şunlara değindi: “Misak-ı Milli denildiğinde bugünkü sınırlar akla geliyor. Hâlbuki biz Misak-ı Milli’yi böyle anlamıyoruz. 28 Ocak 1920’de ifade edildiği gibi bizim Misak-ı Millimiz “Anasır-ı Osmaniye ve Memalik-i İslamiye’dir. Kısa vadede Osmanlı beldelerinin tamamı ve İslam coğrafyası bizim milli sınırlarımızdır. Anadolu Öğrenci Birliği de bu milli sınırlar içinde ve dışında çalışma yapmayı hedeflemektedir.”

Bu ifadeler sonrasında ÖZHAZAR, bu dinin sadece erkeklere ait olmadığını ve kadınların da çalışmaların içinde olması gerektiğini belirterek, kadınların ve kızların yaptığı çalışmalardan büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti. Anadolu Platformu’nun da aile merkezli bir yapılanma olarak yola çıktığını; bu yapılanma içerisinde kadın ve erkeklerin birlikte, bir sorumluluğu kuşandığını; bu yönüyle Platform’un örnek bir davranış sergilediğini söyledi.

Ardından, Türkiye’nin ve bölgemizin çok özel bir dönemden geçtiğini anlattı: “1912 yılı, Osmanlı’nın Balkanlardan çekildiği yıldır. 100 yıl önce bizler Balkanlardan tarihte eşine az rastlanabilecek bir dramla çekildik. I Balkan Savaşı sonunda 1912 yılında Londra Antlaşması yapıldığında, tüm Balkan coğrafyasının yüzde ellisi Müslüman’dı. 1914-1918 yılları arasında Arabistan, Yemen, Filistin, Lübnan, Ürdün, Suriye, Irak ve Kafkasya’nın bir kısmını kaybettik. Elimizde kala kala bu coğrafya kaldı. Bu topraklarda da çok zor dönemlerden geçtik. Örneğin, 1925-1929 yılları arasında yürürlükte kalan Takrir-i Sükun Yasası’nda kişinin cezalandırılması için suç işlemesi gerekmiyordu. İleride suç işleme ihtimali olan herkesi cezalandırma yoluna gittiler. İskilipli Atıf Hoca’nın yaşadıklarına bakalım. 1924’te Frenk Mukallitliği ve Şapka diye bir kitap yazdı. 1925’te Şapka Kanunu çıktı. Ama kitabında şapka kanununa ters düşen yazılar olduğunu iddia ederek, tedbir amaçlı ve kanun gereği hapse atıldı ve idam edildi. Hâlbuki kitabı Şapka Kanunu çıkmadan önce yazmıştı. Müslümanları ve halkın duyarlığını temsil eden insanlar 1923, 1925, 1926 ve 1930 yıllarında gerçekleştirilen operasyonlarla saf dışı edildi ve etkisiz hale getirildiler. Tam bir kıyım dönemiydi bu. Bu coğrafyanın ve İslam dünyasının çok önemli değerleri birer birer kıyıma uğradı. Darağaçları ve zindanlar duyarlı yürekler için çalıştırıldı.

Akif 1924’te ülkeyi terk etti… 12 yıl Mısır’da çok güç koşullar altında yaşadı. Vatan hasretiyle… El Ezher’de Türkoloji Bölümü’nde dersler verdi. Akif tam bir mücadele adamıdır, dava adamıdır. Hayatını bu davaya adamıştır. Teşkilat-ı Mahsusa üyesidir. İslam dünyasını adım adım gezerek insanlara İslam davasını anlatmıştır. Bugün Akiflere ne çok ihtiyacımız var…

Elmalılı evine çekilirken, Said-i Nursi sıfırdan başlamayı, Şeyh Said kıyam etmeyi birçok insan ise işbirliği yapma yolunu tercih etti.

1930-40 arası ise devlet, yeni bir ulus yaratma ideali doğrultusunda kıyım ve asimilasyon çalışmalarını yürüttü. 1935’te İnönü’nün hazırladığı “Doğu Raporu”nun iyi okunması lazım. Doğudaki insanların nasıl asimile edilmeye çalışıldığını; bugün yaşadığımız can yakıcı sorunların kaynağının hangi zihniyet olduğunu orada göreceksiniz. 1938’de Dersim ili Sabiha Gökçen’in de pilotluğunu yaptığı uçaklarla bombalandı. Geriye kalanlar mağaralara doldurulup gazlarla yok edilmeye çalışıldı.”

Hüseyin Özhazar, Türkiye’nin yakın geçmişinde yaşanan acı olayların fotoğrafını çekerek bizlere anlattı. Daha sonra kendi öğrencilik döneminin özelliklerinden ve çeşitli sıkıntı ve zorluklara göğüs geren üniversite gençlerinden bahsetti. Bu sebeplerden şu an elimizde olanın kıymetini bilmemiz gerektiğini söyledi ve hepsinden önemlisi “Yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar mücadelemize devam edeceğiz”  dedi.

Bulunduğumuz yerlerde insanları İslam’la tanıştırmak gibi bir sorumluluğumuz olduğunu söyleyen Özhazar şöyle devam etti: “Etrafımızdaki insanlara şefkat ve merhametle bakmalıyız. Onlara karşı önyargılı olmamalı ve onların da bize karşı önyargılı olmasına sebep olacak davranışlar sergilememeliyiz.

Bizler de birbirimizle yardımlaşmalı, ekipler oluşturmalıyız. Ekip; birbirine benzeyen insanların bir araya geldiği yapılar, demek değildir. Farklı insanların bir araya gelme iradesi ortaya koyması ile ekipler ortaya çıkar. Peygamber Efendimizin etrafındaki insanlara bakarsak; Abdurrahman bin Avf zengin… Osman bin Afvan yumuşak huuylu… Tam tersine Ebuzer hiç kimseye eyvallah demeyen biri… Halid bin Velid savaş dahisi…  Abdullah bin Mesud ilim sahibi… Ammar, Süheyb, Musab, Hamza, Ali, Ömer… Farklılıkların bir araya geldiği bir ekip. Bu ekipler İslam’ı ve insanlığı yeryüzüne taşıdı…

Bu toplumda ne varsa biz oyuz. Çünkü bu ülkenin sahibi biziz. Bu toprakların hamuru İslam’la yoğrulmuştur. İslam’dan başkasına yar olmayacaktır.

Bu ülkede kim varsa biz onlarla birlikteyiz. Bu coğrafyada ortaya koyacağımız her şey yankısını dünyada bulacaktır. İstanbul Balkanların, Kafkasların, Ortadoğu’nun ve Dünya’nın başkentidir. Bu tarihi ve coğrafi özellik bizlere özel bir sorumluluk yüklemektedir.”

Ve bir ‘Cuma Sohbeti’ daha bizlere yeni ufuklar açmakla kalmadı aynı zamanda sıcak bir kardeşlik ortamı sağladı. Nice ‘Cuma Sohbetleri’nde buluşmak üzere…