Amerikan gücünün sınırları – (Tony KARON)

0
130

Eski Başkan Yardımcısı Madeleine Albright, 1990’lardaki Balkan Savaşları sırasında Genelkurmay Başkanı Colin Powell’a, “Eğer kullanamıyorsak, sürekli bahsettiğiniz şu üstün askeri güce sahip olmanın ne anlamı var” diye

Eski Başkan Yardımcısı Madeleine Albright, 1990’lardaki Balkan Savaşları sırasında Genelkurmay Başkanı Colin Powell’a, “Eğer kullanamıyorsak, sürekli bahsettiğiniz şu üstün askeri güce sahip olmanın ne anlamı var” diye iyi bir soru sormuştu. Irak bu soruya son derece anlamlı bir yanıt. Son Amerikan askeri de Bağdat’ı terk ederken, Iraklılar’a da ABD işgali sayesinde Saddam Hüseyin’in diktatörlüğünden ‘kurtulmanın’ maliyetini hesaplamak kaldı. Acımasız bir diktatör gitti ama Irak’a dokuz yıllık bir savaşa, iç kargaşaya, teröre ve yüzbinden fazla Iraklı’nın öldüğü, milyonlarcasının yerinden sürüldüğü, alt yapının yok edildiği (su ve elektrik hala sorunlu) ve ülkenin sosyal dokusunun paramparça olduğu bir işgale mal oldu.

Bu kazanın Amerika’ya bedeli de yüksek oldu: Ülkede dönüp duran 1.5 milyon Amerikan askerinden 4 bin 487 tanesi öldürüldü ve on binlercesi sakat bırakan fiziksel ve ruhsal yaralar aldı. Savaşın ABD’ye maliyeti 1 trilyon doları buldu. Bazı ekonomistler, dünyanın en pahalı sağlık sistemlerinden birinde sakat kalanların bakımı gibi uzun dönemli maliyetler katıldığında, bunun 3 trilyon dolara çıkabileceğine inanıyorlar. Bu tutar, eski Başkan George W. Bush’un zengin azınlığı ödüllendiren büyük vergi indirimiyle vazgeçtiği devlet geliriyle aynı. Travmalar yaşayan on binlerce askerin, uğruna kendilerini feda ettikleri, ancak çoğu için herhangi bir iş imkanı olmayan ülkelerine dönmeleri ise durumu daha travmatik hale getiriyor. Irak ve Afganistan gazileri arasında işsizlik oranı, Amerika ortalamasının 3 puan üzerinde, yani %12’den fazla.

Ancak Irak’ta yaşanan bütün dehşete ve fedakarlığa rağmen, Amerikan güçlerinin geride bıraktığı Irak istikrarsız ve tehlikeli, etnik, siyasi ve mezhepsel fay hatları hiç olmadığı kadar yarık. Ve reelpolitik açıdan tarafsız bir şekilde değerlendirmek gerekirse, bu devasa bir stratejik hataydı: ABD işgaliyle yaratılan Irak’ın, Amerika’nın genişletilmiş Ortadoğu politikasıyla hiçbir ilgisi yok. Irak’ın seçilmiş hükümeti bir kukla olmamasına rağmen, Tahran’a Washington’a olduğundan daha yakın.

***

İran’ın stratejik pozisyonu, en tehlikeli düşmanı Saddam Hüseyin’in ortadan kaldırılmasıyla daha da kuvvetlenmiş oldu ve Tahran, Şii çoğunlukla olan siyasi ve dinsel bağlarını kullanarak Irak demokrasisinin Bağdat’ta dostane bir hükümeti işbaşına getirmesini sağladı. Şiiler arası anlaşmazlıkların İran’ın aleyhine olan unsurların güç kazanmasına yol açabileceği her durumda Tahran, arabulucu olarak duruma müdahil oldu.

Amacı Ortadoğu’yu ABD’nin amaçlarına daha uyumlu bir bölge haline getirmek olan bu işgal, dramatik bir şekilde ABD’nin etkisinin zayıflamasıyla sonuçlandı. İsteklerini Irak’ta güç yoluyla empoze edemeyen Amerika doğal olarak, dostlarını ikna etme ve düşmanlarını korkutma yeteneklerini de kaybetti. Ortadoğu’da geçen yıl yaşananlara bakan hiç kimse bölgedeki Amerikan etkisinin dramatik biçimde azaldığından şüphe edemez. Irak, hiçbir şey yapmadıysa da bölgede Amerikan barışının sona ermesini sağladı ve Amerika’nın işgaline yol açan sebeplerden bağımsız bir şekilde kendi tarihini yazdı.

Hiçbir ülke ABD’nin askeri gücüne rakip olamaz belki ancak “Irak’a Özgürlük Operasyonu” Amerikan askeri gücünün olayları şekillendirmedeki sınırlarını ortaya koydu. ABD belki Saddam Hüseyin rejimine 26 günde son verdi fakat isyanlara engel olamadı ve isyanları sonlandırabilmek için politik müzakerelerde bulunmak zorunda kaldı. Irak’taki 140 bin ABD askeri de, ne Iraklılar’ın kendi liderlerini seçme haklarını talep etmelerine ne de onu kazandıktan sonra İran yanlısı bir hükümet seçmelerine engel olabildi. Amerika’nın askeri kapasitesinden çekinen bir rakip için Irak deneyimi cesaret verici oldu: 2003 yılında İran, Amerika’nın askeri gücünden şimdi olduğundan daha fazla çekiniyordu.

Amerikan medyasında, ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle bir İran işgalinin yaşanacağını iddia edenler bir noktayı gözden kaçırıyorlar: İran’ın Irak’ı işgal etmeye ihtiyacı yok. Amerikalılar Irak’tan çekilmeden çok önce de Tahran’ın Bağdat üzerinde herhangi bir yabancı güçten çok daha fazla etkisi vardı. Bunu İslamcı Şii partilerle ve onların milis gruplarıyla olan yakın bağları aracılığıyla yapıyor ve dinsel bağlarını geliştiriyor. İran’ın Irak’a isteklerini kabul ettirmek için askeri güç kullanma kapasitesi, ABD’ninkinden fazla değil. Bunu kimse Pentagon kadar net göremiyor: Eski Savunma Bakanı Robert Gates’in geçen yaz emekliye ayrılmadan önce de belirttiği gibi, “Gelecekte başkana büyük bir Amerikan kara ordusunu Asya veya Ortadoğu veya Afrika’ya göndermesini tavsiye edecek bir savunma bakanı, General MacArthur’un da kibarca belirttiği gibi ‘kafasını bir kontrol ettirmeli’”.

* Bu yazı STAR Gazetesi için kaleme alınmıştır.


———————————-
Tony KARON
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI