Amacımız Ümmetin Yeniden Doğuşuna Vesile Olmak

0
100

Anadolu Platformu Suriye Koordinatörü Mahmut Kaçmazer, Suriye meselesi ve Suriyeli muhacirlere yapılan yardımlar üzerine önemli açıklamalarda bulundu.

Bülbülzade Vakfı Basın Komisyonunun sorularını cevaplayan Anadolu Platformu Suriye Koordinatörü Mahmut Kaçmazer, Suriyeli muhacirlerin problemleri ve Suriye'nin geleceği üzerine çarpıcı tespitlerde bulundu. Kaçmazer, temel amacımız ümmetin yeniden doğuşuna vesile olmaktır, dedi.

 

İşte o röportaj…

 

Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

İsmim Mahmut Kaçmazer, Anadolu Platformu ve İyilikder’in Suriye Yardım Koordinatörüyüm. Aynı zamanda Bülbülzade Vakfı’nın kurucu başkanı ve mütevelli heyeti üyesiyim.

İyilikder niçin kuruldu? Bize çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Bildiğiniz üzere İyilikder Türkiye'nin birçok ilinde ve yurt dışında faaliyet gösteren bir kuruluş. Temel felsefemiz neslin ıslahı ve arzın imarı. İyiliğe, güzelliğe, merhamete, kardeşliğe, insanlığa dair ne varsa paylaşmaya çalışıyoruz. Kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizi, kültürümüzü yeniden yeşertmenin, yeniden inşa etmenin mücadelesini veriyoruz. Bunun içinde birçok komisyonlar oluşturduk bunlarla beraber mücadelemizi devam ettiriyoruz.

ÇANAKKALE'DE BİNLERCE SURİYELİ ŞEHİT VAR

Devam eden faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

Faaliyetlerden önce şuna vurgu yapmak isterim; birincisi tarihin sayfalarını çevirip baktığımızda şunu görüyoruz: Suriye hem komşumuz, hem akrabamız, hem kardeşimiz. Çanakkale'ye gidildiğinde, oradaki şehitlik ziyaret edildiğinde binlerce Suriyelinin orada şehit olduğuna, gazi olduğuna şahitlik ediyoruz. Dolayısıyla Suriye bizim akrabamız, komşumuz, kardeşimiz. İnanç değerlerimizden aldığımız emir doğrultusunda şuna inanıyoruz; rabbim bizi kardeş kılmış, aynı kıbleye yönelen, aynı kitaba iman etmiş, aynı peygamberi özümsemiş ümmetin bireyleriyiz. Ama bu bireylerin aralarına nifak tohumları ekilmiş, tarihi bağları bu kadar güçlü iken, hatta Antep Halep’in kazası iken birileri aramıza suni sınırlar çekmiş, tel örgüler çekmiş.

Türkiye'de olsun, Suriye'de olsun, diğer İslam coğrafyasında olsun öyle tohumlar ekmişler ki; Osmanlı bizi sömürdü, Osmanlı bize zulmetti diye. İlkokuldan başlayarak verilmiş bunlar. Bizde de tam tersine Araplar bizi arkadan vurdu, Araplar bize düşman hatta ve hatta kardeşlerimizi aşağılayacak sözler, pratikler içerisinde olduk yıllarca. Komşumuzda ya da İslam coğrafyasında kim varsa kardeşimiz olan bunların hepsi düşman bize. Bugün şer güçlerin böl-parçala-yut taktiğini uygulaması bizi birbirimize düşman etmiş ve dikta rejimler ortaya çıkarılmış. Bu rejimler hem ekonomimizi, hem kültürümüzü, hem de inanç değerlerimizi, geleceğimizi ipotek altına almışlar.

Bugün Suriye'de vücutları atılan bombalarla parçalanmış insanların yanında olmayıp başka hangi gün olacağız? Buna sessiz kalan insanlık utansın, buna seyirci kalan insanlık utansın! Bunun için elinden geleni yapmayan insanlık utansın diyorum. Burada şunu ifade etmek istiyorum; Türkiye halkı ve hükümeti gerçekten bu anlamda bizim onurumuzu, insanlık değerlerimizi şahlandırdılar. Özellikle buradan yardımsever halkımıza sonsuz teşekkür ediyorum. Hiç bir zaman geri adım atmadılar. Muhacir olan kardeşlerini Ensar olarak bağrına bastılar. Ekmeğini onlarla paylaştılar, yurdunu, evini, aşını onlarla paylaştılar. İşte tarihin sayfalarından okuduğumuz o Ensar-Muhacir kardeşliğini bugün de yaşatmaya çalışıyorlar.

GÖNÜL KÖPRÜLERİ İNŞA EDİYORUZ

Bizde elbette o tarihteki bağlarımızı yeniden canlandırmak için gönül köprüleri inşa ediyoruz. Bu gönül köprülerinde çocuklarımız, torunlarımız gelip geçecekler. Bugün ekmeğini verenler o insanları kaybetmeyecekler kazanacaklar. Allah katında da mutlaka mükâfatlandırılacaklar diye ümit ediyoruz. Gün Suriyeli kardeşine kucak açma günüdür, onların dertleri ile dertlenme günüdür. Müminler bir vücudun azaları gibidir. Bugün o acıyı hisseden kullardan olmak bir onurdur, bir erdemliktir. İnşallah bu sıkıntılı günler gidecek güzel günler geri gelecek. Yaptığımız yardımlarla o yetimlerin, o yoksulların, o dul kadınların, o yardıma muhtaç kardeşlerimizin, muhacir konumuna düşmüş kardeşlerimizin dualarını alıyoruz. Zulme uğrayarak ülkemize gelmiş insanları kucaklayan bizlere o gönül köprülerinden geçen torunlarımız hayır dua edecekler.

KARDEŞLİK BİLİNCİNİ YAKALAMAMIZ GEREKİYOR

Suriyeli kardeşlerimizle onların karınları doyurmaktan ziyade gönül dünyalarını ve zihin dünyalarını yeniden inşa etmek gerektiğini düşündük. Onlardaki birikimleri bize, bizdeki birikimleri de onlarla paylaşıyoruz. Onlara en büyük desteğin ve yardımın bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada gönül köprüleri kuruluyor. Burada amacımız yeni bir direnişin ve ümmetin doğmasına vesile olacak temellerin atılması. Bunun için çaba sarf ediyoruz. Bununla ilgili birçok projeyi uygulama noktasında gayret ediyoruz. Şeytan ve dostları hep bizi düşman ederek, bölüp parçalayarak, zayıflatarak yendi. Biz ne zaman birlik ve beraberlik içinde olursak inanıyorum ki bu değişecek. Koşan peygamberin yatan ümmeti olmazsak, geçmişte ecdadın yaptığı gibi Allah’ın arzında adaletin, merhametin, insanlığın yeşereceğine inanıyoruz. Bu anlamda Batılılar bize hiçbir şey vermedi. Tam tersine bizden çok şey çaldılar. Verdikleri tek şey hayâsızlık, iffetsizlik, onursuzluk ve sömürü zihniyetidir.

Gerek Gaziantep'te, gerekse Türkiye genelinde yürüttüğünüz faaliyetlere halkın katılımı nasıl? Halkımız bu tür organizasyonlara destek veriyor mu?

Saf, temiz, inanç köklerinden beslenen, ecdadının köklerine sahip çıkan halkımızın %90’ından müthiş bir destek var. Bunu dört yıldan beri görüyoruz. Suriye içerisine gönderdiğimiz binlerce TIR’lık yardımlar bunun en büyük delilidir. Gaziantep’te şehir içinde yaklaşık 350 bine yakın Suriyeli kardeşimiz barınıyor. İlk geldiklerinde bunlar yer yurt bilmiyorlardı, dil bilmiyorlardı. Biz, Bülbülzade Vakfı olarak, İyilikder olarak halkımızın vermiş olduğu destekle kardeş aile projesi başlatarak bu kardeşlerimin barınma ihtiyaçlarını, gıda, giyim, çocukların eğitim ihtiyaçlarını karşılama noktasında çok büyük mesafeler kat ettik. Burada gerek Antep'ten, Malatya’dan, Adıyaman’dan, Van-Erciş gibi deprem görmüş bir bölgemizden Suriyeli kardeşlerimizi unutmayarak topladıkları yardımı Suriye’nin içine kadar getiren bir halktan bahsediyorum. Dolayısıyla halkımız bu konuda son derece hassas ve duyarlı. Bu halkımla gerçekten gurur duymamak mümkün değil. Halkımızın yapmış olduğu bu güzel davranışlar bir Müslüman’a, bir insana yakışır davranışlar. Bizi yüceltende bu değerlerdir. Rabbim hepsinden razı olsun.

MAZLUMLARIN GÖNÜLLERİNE DOKUNABİLİR MİYİZ DİYE ÇIRPINIYORUZ

Bu alanda yardım faaliyetleri yürüten benzer kuruluşlar var mı? Bu kuruluşlarla İyilikder’in irtibatı nedir? Birlikte yapılan organizasyonlarınız var mı?

Bu yük ağır bir yük, dolayısıyla rahmeti de, külfeti de ağır. Dünyanın hiçbir yerine bu kadar muhacir kardeşimiz gelmemiş. Bunları organize etmek ve bunlarla ilgilenmek mümkün değil. Ama bunu Türkiye başardı. Geçenlerde Alman milletvekilinden oluşan bir heyet geldi. 400 tane mülteci gitmiş Almanya’ya. Ben yanlış anladım her halde dedim. 4000 mi dediniz diye sordum. Yok dediler; toplam gidenler 400 kişi. Ben dedim ki hiç uğraşmayın bize gönderin, biz burada 350 bin Suriyeli kardeşlerimizi kampların dışında barındırıyoruz ve kardeş aile projemizi anlattım. İmkânı olan insanlar gidip kardeş aile oluyorlar, onların dertlerini sarmaya, acılarını hafifletmeye çalışıyorlar. 350 bin Suriyeli Antep içinde yaşıyor ve biz elhamdülillah hiçbir sorun yaşamıyoruz. Onlarda böyle bir kültür yok, insana sahip çıkacak kimse yok. Bugün batı çöküyor, insanlık değerleri olarak bitmiş durumdalar.

Diğer sorunuza gelince; önce şuna vurgu yapmak istiyorum; Suriye sorunu başladığından bu yana ilk günden beri Kilis’teki, Antep’teki sivil toplum kuruluşlarıyla toplantılar yaptık. Muhacir kardeşlerimiz gelmeye başladığından beri biz kardeş kuruluşlarla dayanışma içerisinde istişareler yaparak, yükü paylaştık. Yalnız İyilikder olarak, Bülbülzade Vakfı olarak değil, burada sivil toplum kuruluşlarının müthiş bir desteği var. Yoksa bunun altından kalkmamız mümkün değil. Sivil toplum kuruluşlarının gönüllerinin ve hayırsever vatandaşlarımızın vermiş olduğu desteklerle Rabbim hanemize, soframıza, kazancımıza bereket ihsan ediyor. Yalnız burada değil, Afrika’dan tutunda Somali’ye kadar birçok yerde mazlum insanların vicdanlarına, gönüllerine dokunabilir miyiz diye çırpınıyoruz. Az önce ifade ettiğim gibi yanız Antep'ten değil Adıyaman'dan, Malatya'dan, Trabzon'dan, Samsun'dan, İstanbul'dan, Bursa'dan yeni aldığı elbiseleri götürün bunu Suriyeli kardeşlerimize verin diyen yığınlarca insanlarımız var. Antep sınır bölgesinde olduğu için bizim yükümüz daha ağır.

Suriyelilerin barınma şartları ne durumda? Bunu yanı sıra Suriyeli kardeşlerimiz iş bulma konusunda ne durumdalar?

Suriye'de ne yakacak, ne elektrik, ne su hiç bir şey yok. Bombaların altında, çok zor şartlarda direnen, yılmayan kardeşlerimizin mücadelsi devam ediyor. Yalnız bunların kadınları, çocukları, ister istemez dünyanın dört bir tarafına dağıldılar. Dünyada 7 milyona yakın mülteci var. Türkiye’de bu soğuk havada odunu, kömürü olmayan yığınlarca Suriyeli kardeşimiz var. Sayı çok fazla ve bunların hepsine ulaşmamız mümkün değil. Burada valilik, kaymakamlık kömür dağıttı ama yeterli değil. Bir kısmı aldı, yarısından fazlası alamadı. İş imkânları da az. İş imkânları olmadığından dolayı gidip kömür alacak durumda da değiller. Suriye içinde 30 yıllık ağaçları kestiler. Türkiye’de de zor kış şartları yaşanıyor. Bunu duyan vatandaşlarımızdan istirhamımız 3 torba kömürleri varsa 1 torbasını paylaşsınlar. Kim dünyada mümin kardeşimizin sıkıntısını giderirse mahşerde de Allah onun sıkıntısını giderir buyruluyor.

Siz büyük olarak belki soğuğa dayanabilirsiniz, vücudunuz buna dayanıklıdır. Ama yeni doğmuş bebekler var, çocuklar var, hassas hanımlar var. Onun için gözünüz kulağınız açık olsun. Mahallenizde Suriyeli varsa gidin onların kapılarını çalın eksilmez, bereketlenir. Onların ihtiyaçlarını karşılayın ki Allah ta sizin sıkıntılarınızı gidersin. Zaman zaman şahit oluyoruz; gidecek yeri olmayan insanlar var, gençler var. Sıcak bir yer buldukları zaman orada ayaküstü ısınıp tekrar çıkıyorlar. Çünkü çay içecek paraları yok, sıcak bir ortamları yok. İş konusunda da maalesef sorunları var. Bu zorlukları hep beraber aşacağız inşallah.

Biz ülke olarak binlerce mülteciye hazırlıksız yakalandık. Bu noktada barışışız olduğumuz hususlar nelerdir?

Göçün olacağını biliyorduk hazırlıksız değildik. Yalnız tahmini rakamlarımız 100 bin civarıydı. Ayrıca bunun uzun sürmeyeceğini varsaydık, orada hesabı yanlış yaptık. Bugün göçmen sayısı 2 milyonu aştı. Buna rağmen ciddi sıkıntılar yaşamadık. Mutlaka sıkıntılar vardır, demin örneğini de verdim. Ama çok ciddi bir sıkıntımız yok hamdolsun. Tek sıkıntımız Suriyelilerin çocuklarının burada eğitimlerini alamaması. Bu konuda da çok önemli aşamalar kat ettiğimizi düşünüyorum. Bu çocuklar Suriye’nin değil hepimizin çocukları, ümmetin çocukları, geç kalınmışta olsa bu sıkıntıların aşılacağına inanıyorum.

Bu nokta da bir şey ifade etmek istiyorum; bugün Suriye de resmi ya da gayri resmi 350 bin civarında insan şehit edildi. On binlerce insan sakat kaldı. Bu savaşı gayretlerimizle hayra dönüştüre biliriz. Az önce vurgu yaptığınız gibi zor günlerin dostlukları kalıcıdır, biz inşallah bu kalıcı dostlukları oluşturuyoruz.

Siz uzun süredir mülteci kardeşlerimizin içindesiniz. Bu süre içerisinde sizi derinden etkileyen bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Bununla ilgili çok anım var ama birini sizinle paylaşmak istiyorum. Suriyeli bir kardeşimiz vardı. Suriye'de çok varlıklı bir insanmış, evine bomba düşmüş hiçbir şey alamadan ailesiyle buraya gelmiş. Tabi cebinde ki parası da bitmiş. Biz de sabahları ekmek dağıtıyorduk. Baktım ekmek sırasına girmiş. Sabahın 6'sında beni görünce saklandı. Yanına gittim, koluna girdim. Biz kardeşiz dedim, ağlamaya başladı. O beni çok etkiledi. Bir diğer husus bir gün bir telefon geldi. Telefondaki kişi bir yakının yaralı olduğunu, müdahale edilmezse yaralının ayağının kesileceğini, Antep'te özel bir hastaneye götürdüklerini ama hastanedeki doktorun 40 bin TL istediğini söyledi. Neyse araya girdik bir şekilde kardeşimizi ameliyat ettirdik. İsmi Salih idi. Ameliyattan sonra Salih'i ziyaret ettim, geçmiş olsun dileklerimi ilettim. Biraz konuştuk. Yaralanma anını anlattı, hiç unutmuyorum. Biz siperdeydik, caddeden bir aile gidiyordu. O ailenin küçük bir kız çocuğu vardı. Keskin nişancı kız çocuğunu keyfi olarak vurdu. Babası feryat etmeye başladı. Merminin nereden geldiği bilmiyordu. Bağrını açtı beni de vur, beni de vur, Allah korkun yok mu diye feryat ediyordu. Bir mermide ona geldi. O hanımdan ve kızdan daha önce öldü. Diğerleri çırpınıyordu, siperde ki diğer arkadaşım dayanamadı. Onları kurtarmaya gitti, onu da vurdular, o da şehit oldu. Ben de dayanamadım üzerimde ki yeleği çıkardım, ne olursa olsun o keskin nişancının işini bitirmem gerek diye düşündüm. Sokak aralarından gittim hedefime vardım. Lakin mayın döşemişler, topuğum parçalandı. Sizin desteğinizle düzelirim inşallah, tekrar cepheye dönerim diyordu. Çıkarken dedim ki bir ihtiyacın var mı? O da çocuklarım var, 4 tane, 5 aydır çocuklarımı görmüyorum. Onları getirme imkânın var mı, çok özledim. İki gün sonra Salih'in ihtiyaçlarını götürmek için geldiğimde baktım ki Salih terler içerisinde kıvranıyor. Herhalde üşüttüm dedi. Biraz daha muhabbet ettik baktım hiç hali yoktu. Eve geldim sabaha karşı bir telefon geldi, dediler ki Salih şehit oldu. Bu olaydan çok etkiledim. Salih'in orada sahabe misali kendi canını ortaya koyarak vermiş olduğu mücadele beni çok etkiledi. Başkaları vurulmasın diye hedefine koymuştu o zalimi ama kendi şehit oldu.

Tabi buna benzer örnekler çok. Rabbim kimseye savaş göstermesin, yerinden yurdundan etmesin.

YENİ BİR UYANIŞIN MEŞALESİ YAKILDI

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Asıl savaş masada kazanılır. Eğer savaş sonrası için hazırlık yapmazsanız, masa sizi yönetir. Türkiye geçmişte bunu yaşadı. Bedelini hala ödüyor. Kazandık saydığımız savaşı aslında kaybeden biz olduk. Antep'ten örnek verecek olursak kurtuluş savaşını kazandık zannediyoruz. Oysa yıllar geçtikçe eyvah dedik; inancımızın, kültürümüzün birileri tarafından gasp edildiğine şahit olduk. Savaş sonrasına hazırlık yapan devletler kazandı. Burada Türkiye ve Suriye halkına çok görev düşüyor. Asıl savaş yeni başlıyor. Yeni bir neslin, uyanışın meşalesi yakıldı. Bu savaşı Allah'ın izniyle Suriye halkı kazanacak ümmet kazanacak. Birliğimizi beraberliğimizi pekiştirirsek hiç kimse bizim önümüzde duramayacak.

Teşekkür ediyorum.