Allahu Ekber Dağları 1915

0
137

Aralık ayının soğuk bir gecesiydi. Kadim dostum Mustafa Ekici aradı. Leman Dergisi’nde çok ilgimi çekeceğini düşündüğü bir yazı olduğunu söylüyor, dergiyi gelip almamı istiyordu.

Gece yarısı gidip dergiyi aldım.

Başlık şöyleydi:

Allahu Ekber Dağları, 1915

Nihat Genç her zamanki gibi, duygunun damarını yakalamış ve orada hepimizi sarhoş edecek bir yazı zerk ediyordu.

Sarıkamış hakkında ilk okuduğum makale buydu.

BELGESİ OLMAYAN BELGESEL

Gecenin yarısında, o soğukta, yazının etkisinde kalmıştım. O an karar verdim, “bunun belgeselini yapmam gerek.”

1998 yılının Aralık ayında, sabah ilk işim bu makaleyi belgesele çevirmek için Kanal 7 yönetimini ve program sorumlusu Ahmet Hakan’ı ikna etmekti. Kabul ettiler ve işe koyuldum.

Meslek hayatımın ilk belgeseli, aynı zamanda tarihimle yüzleşmek anlamına geliyordu. Sanırım herkesten gizlenmek istenen, anlatılmak istenmeyen dramı, televizyon ekranlarına ilk kez taşıyarak, hem yakın tarih hem de belgesel dünyasına adım atacaktım.

Elimizdeki en önemli materyal, Nihat Genç’in yazısında kaynak olarak gösterdiği Alptekin Müderrisoğlu’nun iki ciltlik “Sarıkamış Dramı” isimli kitabıydı.

Kitabı bir solukta okudum. Soğuk içime doldu sanki. Okuduklarım, gördüklerim o güne kadar hiç duymadığım acı gerçeklerin feryadıydı.

Kitapta 6 kare fotoğraf vardı. Karda donmuş asker fotoğraflarıydı bunlar. Kütüphanelerin, arşivlerin altını üstüne getirdim. Sarıkmış’la ilgili fotoğraf ve film başka yoktu. Zaten elimdeki kitaptan başka kaynakta yoktu. Belgeselin belgesi yoktu aslında.

SARIKAMIŞTA TOPRAĞA BASAMAMAK

Savaşın geçtiği yerlerde çekim yapmak için Sarıkamış’a gittik. Çatışmaların olduğu, Allahu Ekber dağlarının eteklerine çıktığımızda, içimde bir ürperti oldu. Sanki bastığımız yerlerde şehitler vardı da onlara basıyormuşuz gibi hissediyorduk.

Askerlerin tipide, boranda, kış, kıyamette yürüdüğü dağlarda dolaşmaya başladık. Araçların, atların zor çıktığı yerlerde, ayaklarında çarık olan, sırtında paltosu olmayan gencecik çocuklar nasıl yürüdü…?

Yürüyemediler zaten. Tarih, bir ordunun tüm yokluğa rağmen, insan üstü bir cesaretle, düşmana ve doğa şartlarına karşı böyle mücadele ettiğini yazmamıştır herhalde.

İşte o mücadelenin geçtiği dağlarda, ormanda gece gündüz dolaştık. Yaşanan dramı, acıyı, feryadı, çaresizliği, hissediyorduk her gittiğimiz yerde.

TOPRAK DONUNCA GÖMÜLEMEYEN CENAZELER

Sanırım beni en çok etkileyen şey, toprağın donmuş olmasından dolayı, şehit olan askerlerin uzun süre gömülememesi olmuştur. Donmuş cenazeler üst üste konmuş, toprağın buzunun çözülmesi beklenmişti.

Bir başka unutmadığım şey ise, Sarıkamış’ta donmaktan son anda kurtarılıp, hastaneye kaldırılan askerlerin çoğunun tifüs salgınından, ateşler içinde ölmesidir. Kadere bakın. Donamak ile ateşler içinde yanmak arasında kalmıştı asker.

İLK BELGESEL VE İLK ACI GERÇEKLER

Belgesel 1998 yılının Aralık ayında yayınlandı. Toplam 15 dakikalık bir film oldu. Ruhi Su’nun sesiyle hayat bulan Sarıkamış türküleri eşlik etti filme.

Yayınlandığı anda büyük bir etki yarattı. Herkes bu acı hikayenin detaylarını ilk kez duymuştu. Sanırım 6 ay boyunca bana gelen mektuplar, mesajlar, telefonlar durmadı. Herkesin bir hikayesi vardı sanki Sarıkamış’la.

İnternetin, arşivin, belgelerin, teknolojinin olmadığı bir dönemde, zorlukla çekilmiş bu belgesel filmden sonra mesleğimi değiştirdim. Haberciliği bırakıp, belgeselci oldum. Hayatımın en verimli dönemini de belgesel yaparken geçirdim.

Sarıkamış rüyalarıma girecek kadar beni derinden etkiledi. Aradan 10 yıl geçtikten sonra, TBMM Başkanı Bülent Arınç’la birlikte Sarıkamış törenlerine katıldık. On yıl önce yaşadığım heyecanı ve daramı yeniden o dağlarda tekrar yaşadım.

Anma törenleri programında gösterilecek bir belgesel vardı. Benim yaptığım belgesel gösteriliyordu. Hem çok şaşırdım hem de çok mutlu oldum. Meğer on yıldır anma programlarının hepsinde, ilk önce bu belgesel gösteriliyormuş. Benim hiç haberim olmadı.

Aslında Sarıkamış dramıyla ilgili ilk belgesel benim yaptığım belgeseldi ama sonra daha iyi belgeseller, kitaplar, filmler yapıldı. Nedense Sarıkamış törenlerinde hep amatörce yapılmış benim belgeselim gösterildi. Bu da benim mütevazı gururum oldu.

Şimdi keşke diyorum, dünyada ses getirecek kadar güçlü bir filmi yapılsa. Çanakkale, Kutu’l-Amare, Medine Müdafaası gibi, tüm dünyaya göstersek bunları.

Kemal Öztürk / Yeni Şafak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.