Ana Sayfa Yazarlar Suna Adak Allah’tan daha cömert kim var? – (Suna Adak)

Allah’tan daha cömert kim var? – (Suna Adak)

0
Allah’tan daha cömert kim var? – (Suna Adak)

Hunharca insan öldürülüyor bu dünyada. Caniler o kadar çok ki? İçim bu kadar kararırken, haber sayfasında küçük bir çocuğun, dik duruşlu ifadeleri çarpıyor gözüme…

Komik biraz, biraz oyundur hayat. Bi gün bişey olur, kırılırım ışık hızıyla, Önce içim karıncalanır, sonra tuz biber basmış gibi yanar gözlerim. Ağlamak mı? Neden. Korkmuyorum ki ölmekten. Gün gelecek çürüyecek bu beden. Aklımda tat kalsa da her hevesten, evet hep vakit erken, Zaten her ölüm erken, her hayat biterken. Bize göre her şey zamansız.

Hunharca insan öldürülüyor bu dünyada. Caniler o kadar çok ki? İçim bu kadar kararırken, haber sayfasında küçük bir çocuğun, dik duruşlu ifadeleri çarpıyor gözüme: ‘‘Rejimin ekmeğini istemem. Çünkü onların elleri kirli. Düşmanı yendiğimiz zaman yiyeceğim. Bütün insanlar yiyinceye kadar da yemem.’’ Ve devam ediyor, sonraki satırlarda, ‘‘Bisküviyi ömrüm boyunca tatmadım. Allah bize yemek gönderecek. Allah'tan cömert biri var mı? Şerle birlikte olan her zaman zayıf, hak ile birlikte olan her zaman güçlüdür. Allah Kerim"

Kulaklarım uğuldar, derin bir rüzgarın, esintisine kapılmışçasına. Her şey sıçrayıp uyandığım bir rüya olsun diye, gözlerimi iyice kapatıp tekrar açtım. Kendime bir çimdik attım hayır bu bir rüya değildi, gerçekti.

İhtilal sabahı, eli bağrında bağlı kalmış anne gibiyim. Bir duvar dibinde sessizliğin çığlığına kulak kabartmaktayım, boş bakışlarım dünyayı doldurmakta. Issız bir çölün ahusuyum, şairlerin hiç görmediği Leyla’sıyım bu gün. Bir savaş sonrası kapısı çalınmayan anne gibiyim. Oğlu sağ dönsün diye bekleyen. Kuru bir parça ekmek, bir baş soğana şükürdeyim.

Bu gün narkozsuz ameliyat masasındayım, can acısı duymuyorum, ciğer bin pare. Hazreti Musa’nın parçalayıp dağlara dağıttığı kuşa misalim. Hazreti İsmail’e gebe Hacer annemin tevekkülüne talibim.

İlle de içimde sızı var bu gün, bir ihtilal sabahı kulağı kapıda, eli bağrımda duran anne gibiyim. Evlat! Ne kolay söyleyene: ‘bu da geçer’ . Evlat ise canından kopup giden, geçecek her bir zaman, tuzu olur sinemize açılan yaranın. Her bir annenin her bir evladın koyu kahverengi çilesi mıknatıslanır içime. Ve Açlıkla, savaşla imtihan olan çocuklar, ah! Anneleri çaresiz bırakan katiller ve açlıkla imtihanı imanla karşılayan çocuklar varken; elbette Allah Cehennemi boşuna yaratmadı.

Şimdi çam kokusunu içimize çekip şengel kahvesi içmek varken, ne alemi vardı kafamızı bunlarla karıştırmaya. Aslında kafa karıştırmak değil amacım, bilakis yerine gelmesine bir nebze de olsa katkı sağlamak. Çünkü yaşanmışlıklarımıza mahkum bir hayatın içinden çıkamıyoruz.

Asiyiz, tahammülsüz ve sabırsız! Zamanı hoyrat kullanmaktayız. Duadan kopan yüreklerimize bir mızrak atıyor, bi çocuk: oysa aç, oysa daha bir çok çocuk aç. Yine de o diyor ki; ben katillerin ekmeğini yemem. Bize Allah yiyecek gönderecek. Allah’tan daha cömert kim var.

Amin güzelim, amin. Allah senden de bizden de haberdar. Asıl yokluk ve yoksulluk; imandaki eksikliktir. Senin duana yeryüzü amin demiştir. Senin teslimiyetine melekler imrenmiştir kim bilir.  Seni bu ahlakla yetiştiren annenin elleri öpülür. Sana o iman gücünü veren Allah’a şükürler olsun. Allah bize de sendeki gibi sağlam iman versin.  

Kaynak: Haber 10

———————————-

Suna Adak

 

DİĞER KÖŞE YAZILARI