Allah’ın selamı, rahmeti istikamet üzere gidenlerin üzerine olsun.

0
175

Gazetecilere açıklamalarda bulunan “Zeki Baba”, kendisini unutmayıp, özgürlüğüne kavuşmasının sevincini yaşayan herkese teşekkür etti.

 

Aziz kardeşlerim;

Cezaevinden çıktığım bu günde burada, yanımızda olan, kalbiyle burada, bizimle olan bütün kardeşlerimi, büyüklerimi, küçüklerimi, dostlarımı ve yol arkadaşlarımı muhabbetle selamlıyorum.

Allah’ın selamı, rahmeti istikamet üzere gidenlerin üzerine olsun. Allah hepinizden razı olsun.

Gösterdiğiniz vefa için hepinize teşekkür ediyorum.

Soma’da kömür madeni ocağında kaybettiğimiz yüzlerce canın acısı taze iken, ülkemiz büyük bir matemi yaşıyorken ben de hapishaneden dışarıya çıkıyorum.

Allah acılı ailelere sabır ve metanet versin.

Yine Hakkın rahmetine kavuşan, takriben 1 ay önce vefat eden dava arkadaşım, Adıyamanlı Ziya Dolaş kardeşime de Rabbim rahmet etsin. Sizlerden bir kısmınız belki tanımaz. Diyebilirim ki, Adıyaman’daki 35 yıllık İslami gençliğin  temelini atan, binlerce lise ve üniversite gençliğinin Rabbimizin belirlediği tevhidi çizgide yetişmeleri için, canını dişine takarak, bütün olumsuzluklara direnerek, kendini siper eden, gösterişsiz, unvansız çalışan bir dava adamı idi. Rabbim ailesine ve çocuklarına sabrı cemil nasip eylesin. Ziya Hoca'yı unutmayacağız.

Yine Mavi Marmara’da İsrail Yahudi askerlerinin saldırılarında başından yaralanan o gün bu gündür, komada olan Hakkın Rahmetine, şehit olmuş dokuz arkadaşlarına kavuşan Uğur Süleyman Söylemez kardeşime de Allah Rahmet eylesin. Ailesine sabrı cemil nasip eylesin.

Bu acılı, hüzünlü atmosferde sözün fazla hükmü olmadığını düşünüyorum.

Bizim, hayatı gayesine uygun olarak yaşamak gibi bir davamız var.

Her ne kadar bedenimizi hapseden kısıtlamaları yaşadıksa da, ruhumuzu hiçbir zaman esarete teslim etmedik.

Hapishanede, kömür ocağında, okulda, devlet dairesinde, iş yerinde, her zaman ve her yerde derdimiz, meselemiz,rüyamız, düşüncemiz Allah’ın rızasına uygun olarak hesap verebileceğimiz bir hayatı yaşamaktır.

Ne zindan duvarlarının içerisi, ne de duvarsız zindanlarla dolu dışarısı sahih İslam'ı yaşamamıza mani olamaz.

Dün ömrümüzü bu yola hasrettik Allah’ın izni ile yarında bu yol üzerinde olacağız.

Ebedi olanın yanında geçici olan hiçbir şeyin değeri yoktur. Baki olan biz değil bizi var edendir.

Meselemiz insandır…

Vahyin öğretisi ile, peygamberimizin yoluyla, dini bütün bir insan olacağız. Sonrada insanın ebedi hayatı için, hidayeti için, kurtuluşu için çaba sarf edeceğiz.

Allah mekanın ve zamanın sahibidir.

Zor günlerden geçtik. Bilemeyiz nasıl bir geleceğin bizi beklediğini. Bize düşen umudu büyütmektir, bize düşen büyük hayallerimize sahip çıkmaktır.

Birbirimizle de imtihan ediliyoruz, zorluklarla da imtihan ediliyoruz.

Mahrumiyetle, yoklukla imtihan edildiğimiz gibi özgürlükle ve varlıkla da imtihan ediliyoruz. Hayatın geçici zevkleri ile imtihan edildiğimiz gibi hayatın acıları ve hüzünleri ile de imtihan olduğumuzu hep birlikte görmekteyiz. Bizim meselemiz imtihanda olduğumuzu unutmamaktır. Bizi iftira ve bühtanlarla haksız yere mahkum edenler bize hile ve tuzak kuranlar şimdi utançlarıyla baş başadır…

Oysa biz, sizler insanımızın izzet ve şerefi için çıktığımız yolda yürüyoruz.

Hapishanede ayrıldığım kardeşlerimi unutmayacağım. Onlarla birlikte yıllardır Kur-an’ı Kerim okuduk. Onlarla birlikte insanlığın ebedi önderi Hz. Peygamber'in hayatını ve yol arkadaşlarının örnek hayatlarını okuduk. İnsanlığın yaradılışının gayesini Kur’an'dan öğrendik. Bizlere musallat olan bela ve musibetlerden nasıl kurtulacağımızı öğrendik.

Onlarla şerefli bir hayatın ebedi ilkelerini konuştuk.Meselemiz insan olduğu hamdolsun ki hapishane günlerimiz son derece bereketli geçti.

Ülkemize, yeryüzüne ve gökyüzüne bu zamanda hapishane penceresinden bakmak ibret vericiydi.

Açık bir haksızlığa uğramış olmanın zor bir imtihan olduğunu söylemek zorundayım.

Bizler açık bir haksızlığa maruz kaldık, hukuk kurumları başta olmak üzere bütün kurumların milletimize karşı devlete el koyan bir cunta tarafından terörize edildiği olağanüstü bir darbe atmosferinde derdest edildik.

Tam 15 yıl oluyor. 28 Şubat post-modern darbesine destek veren, millete tuzak kurmuş bütün kirli güçler, haysiyetimizi sağlayan inanç ve değerlerimiz uğruna verdiğimiz mücadelenin bedeli olarak cezalandırdılar.

Bizler de bu emanet edilen canımızı, malımızı, vaktimizi, emeğimizi rabbimizden bahşedilmiş bir lütuf olarak görüp O’na layık olmak için onurumuzla yaşamaya çalışıyorduk.

Aziz kılınmış insanlığın fıtratına ters düşen zalimliklere, zorbalıklara, isyan ve tuğyana karşı insan haysiyetini korumanın çabası içerisindeydik.

Ülkemizi, milletimizi, ailelerimizi, çocuklarımızı ablukaya alıp değiştirmeye, bozmaya, çürütmeye çalışan, habis, kirli bir düzenin baskılarına boyun eğmedik.

Bizi düşman olarak görenlere özenip asla suç işlemedik,can yakmadık, haksızlık etmedik.

İnsanımızı, gencimizi, üniversitelimizi,  talebemizi, esnafımızı, köylümüzü,  işçimizi uyarmak istedik.Hep özümüzü yani fıtratımızı korumak istedik.

Zulme rıza göstermeden yaşamasını sağlamak için yüreğimizi, sözümüzü, özümüzü ve alın terimizi paylaştık.

Aziz kardeşlerim,

Yürekten inanarak söylüyorum ki, inancımız, değerlerimiz masum yaşamımız, bizim tek dayanağımızdı.

Bu gücü, Rahman ve Rahim olan, baki olan, her şeye gücü yeten Rabbimizden alıyorduk.

İşte bu gücümüzdür ki ne kimseye zulmettik, ne de zulme boyun eğdik. Bu nedenle, tam olarak bu yüzden, göz altına alındık. Yıllarca yargılandık, asılsız iddialar, mesnetsiz delillerle suçlu ilan edilip mahkum edildik.

Ve şimdilerde gerçek yüzü açığa çıkan bir yargı şebekesinin mensupları, önlerindeki bu hayali iddialara dayanarak mahkumiyetimizi bile bile onayladılar.

Siz kardeşlerimiz dışında, tek bir medya mensubu, tek bir aydın, gazeteci, sivil toplum örgütü bu açık haksızlık karşısında tek bir cümle etmedi.

Bu tuhaflık ve acayipliğe uğramak bir yana, bu suskunluk, iki yüzlülük ve sahtekarlık daha yaralayıcıdır.

Değerli kardeşlerim…

Bizi mahkum eden zihniyet, bin yıl sürecek dedikleri 28 şubat zihniyetiydi.

Kendi halkına irtica geliyor diye savaş açmış bir ordu… Kendi vatandaşını düşman gören bir yargı… Kendi milletinin inanç ve değerlerini aşağılayan bir medya ve aydınlar sürüsüyle tpykun bir saldırı başlatan bu zihniyet, milyonlarca insanın paylaştığı değerlere hakaret etti. İtibarsızlaştırarak, binlerce insanı mahkum etti.

Eğer envanteri tutulmuş olsaydı, yani istatistiği, sayımı yapılmış olsaydı, yukarıda mağduriyete uğramış bütün insanların, toplumun en az beşte biri olacağı ortaya çıkacaktır.

Değerli kardeşlerim, bu kadar mağduriyete maruz kalan, vücut kimyası bozulan biz inançlı kesimin hiçbir şey olmamış gibi gündelik işlerimize devam etmesi düşündürücü değil mi?

28 Şubat darbesinin BÇG ayağına karşı açılan davaya duyarsız kalmamız, gerçekten şaşırtıcıdır.

Batı ülkelerinde, ABD'de "Fena muameleye" maruz kalan bir "zenci" için Amerika veya batı ayağa kalkarken, bizde milyonlarca kat fazlasıyla bu hak ihlaline sessiz kalmamız çok düşündürücüdür.

Bu darbenin üzerinden 17 yıl geçmesine rağmen, bir yazarın belirttiği gibi, hala mağduriyetlerin envanteri, sayımı dahi tutulamamıştır.

Hiçbir STK bu hususta bir araştırma yapma zahmetine bile katlanmamıştır.

Darbelerin fırsat kollayan bir virüs gibi uygun konjonktürde yeniden nüksedeceği aklımızın bir köşende tutmalıyız.

Dün askeri vesayetle verilen mücadelede olaylar çok daha berraktı. Kavganın da muarızın da bir niteliği vardı. Bizler ilk defa bir askeri vesayetin Ergenekon, Balyoz davaları ile yıkılışıyla arkasındaki asıl dinamiklerin kimler tarafından, cuntanın bir maşa gibi kullanıldıklarını gördük. Askeri cunta bir sonuç, bir maşaymış.

Bir yazar diyor ki; "Şimdi işe bizzat kendileri soyundular. Ellerini bizzat kirletmek zorunda kaldılar. 28 Şubatta perde ucundan gösterdikleri o çirkin yüzlerini şimdi daha net görüyoruz. İş bölümü halinde kontrol etmeye çalıştıkları alanları, akıl dışılıkla, dezenformasyonla, kin ve nefretle diri tutuyorlar."

İşte bunlar, sayıları üç beş bini geçmeyen ve boğazın serin sularını saraylarında seyreden, sermayelerinin haddi hesabı belli olmayan, kibirli patronlar. Bazı medya patronları, bu topraklar üzerinde batının yapmak istediği her türlü operasyona destek veren uşak kalemşörler ve köşe yazarları, askeri ve bürokratik vesayetin, ülkede iktidarı ele geçirmek için her türlü kirli eylemliğe imza atan vesayetçi artığı sol ve Kemalist aydınlar, elitler ve bazı sinema, tiyatro ve dizi artistleri v.s. Ayaklarının altındaki zemin kayıyor. Millete karşı bu tuzak ve hilelerin devamında diretiyorlar. Hatta her yol mubahtır anlayışındadırlar. İktidarın milletle kaynaşmasında ülkenin sorunları tek tek çözülmeye doğru yavaş adımlarla da olsa yol olmak üzere olması artık tapındıkları tanrılarının da kendilerini terk ettiklerini gösteriyor ki paniğe kapıldılar.

İşte Yeni Türkiye'nin kuruluş müzakerelerine bizler de katkı vermeliyiz. olan bitene seyirci kalınmamalıdır. Tanzimat'tan bu yana cumhuriyetle başlayan eğitimde birikmiş, gençliğe hiç bir getirisi olmayan, bize ait olmayan, batının belki yarım yüzyıl önce terk ettiği ithal eğitim sistemine alternatif, toplumumuza medeniyetimizin ruhunu yansıtacak model eğitimler üzerine ciddi olarak kafa yormak gerekir.

Son yıllarda değişim ile birlikte yeniden İslamlaşma eğiliminin ortaya çıkması olumlu görünmektedir. Musa üzerin  de dikkat çektiği gibi. İslamcı Söylem ve eylemlere geçmişte soğuk bakan ve uzak duran geleneksel, dindar, milliyetçi,muhafazakar kesimlerin İslamcı söylem ve eylemleri Ak Parti’de buluşmuş olmaları tebliği, davet, şahitlik görevimi yerine getirme açısından büyük imkanlar içermekte. Geçmişte ancak “Beyazıt Meydanı'nda” ülkenin diğer kentlerinde yapılan konuşmalar ve atılan sloganların bugün Türkiye’nin Başbakanının katıldığı mitinglerde dillendiriliyor olması ve büyük kalabalıklarca tekrarlanması, küçümsenecek bir olay değildir.

Elbette ki, bu durum her şey demek değildir. Ama bunun Müslümanlar açısından bir kazanım olduğu da görülmek zorundadır.

Yaşam tarzı ve dünya görüşü eksenli tartışma boyutu seçimlerin asli unsuru olan toplumun yeniden değerlendirilmesini gerektirmektedir.

Allah’ın rızasına uygun toplumsal ve siyasal değişim-dönüşüm hedefinde olan bütün Müslümanlar toplum tercihlerini ele alıp kritiğe, analize tabi tutmak zorundadır.

Şüphesiz ki Türkiye toplumunu dün olduğu gibi bugünde kategorik boyutunu göz önünde bulundurmadan genelleme ve indirgemelerde bulunmak yanıltıcı ve yanlıştır.Lakin son tahlilde ağırlıklı tercihler ve yönelimler nasıl bir toplumla muhatap olduğumuzu göstermeye yardımcı olacaktır.

Suriye, Mısır, Filistin, Mavi Marmara, Tunus, Baş örtüsü, dindar nesil, imam hatipler, İslamcılık, ümmet kelimelerinin seçim tartışmalarında, mitinglerde geçen ifadeler olduğunu açıklarsak bu durum davet, tebliğ ve ıslah temelinde sorumluluklarımızı daha da arttırmaktadır.   

Mutlaka iç muhasebe, alternatif çözüm arayışları, olan bitene anında tepki koyan bir refleksi geliştirmemiz kaçınılmazdır. Türkiye’de yada Dünya’da veya İslam ülkelerinde sürekli kazan kaynıyor. Bu sıcaklığa duyarsızlık veya elden ne gelir algı ve zihniyeti, ciddi bir silkinme ile atılabilmelidir.

Sorun şu ki soruna çözüm için hedefe kilitleneceğimize aksine sorunlu bir dindar, sorunlu bir İslami camia ile muhatabız. Fazlaca derdi ve tasası olmayan dersine çalışmayan, renksiz, kokusuz, dertsiz, tasasız, son derece nezih ortamlarda film gösterimi çalışmaları, geziler, yaz şenliklerinde buluşmalar bir de çocuk eğitimi çalışmalarına kilitlenmiş dernek, vakıf, sivil toplum kuruluşlarıyla hangi onursuzca saldırıların hesabı sorulabilir ki?

Evet dersine iyi hazırlanmış bir grup var. O grup da hep yanlış yere çalıştı ve yanlış yere de kilitlendi. 28 Şubat darbesinde darbenin yanında, 80 darbesinde yine cuntanın  yanında oldular. İmam hatiplerin açılmasına karşı çıktılar, Gezi eylemlerini desteklediler, ABD’nin yanında, Mavi Marmara’nın karşısında, İsrail’in yanında oldular. 17 Aralık – 25 Aralık’ta haince tuzaklara imza attılar. İktidar ve tüm İslami gruplar bir safta, onlarda karşı şer cephesinde. Onların oyun kurucuları ve darbe vuruculuğunu oynadılar.

Aziz kardeşler dertleşecek daha çok şeyimiz var. Ben sizleri fazla rahatsız etmeyeyim.

Bizim tertemiz yolumuzu da, mukaddes davamızı da bütün milletimiz biliyor. Hamdolsun ki, dostlarımız her gün, her an, varlıklarını hissettirdiler. Allah eksikliklerini göstermesin. Dualarıyla, yüreğiyle, vicdanıyla yanımızda olan bütün kardeşlerime teşekkür ediyorum.

Allah yol arkadaşlığımızı rızasına uygun ve ebedi kılsın.