Ana Sayfa Kategoriler Faaliyetler/Etkinlik Allah Kalp Verir, İçini Siz Doldurursunuz

Allah Kalp Verir, İçini Siz Doldurursunuz

0
Allah Kalp Verir, İçini Siz Doldurursunuz

Özgürleşme ve demokratikleşme düz ve kolay bir biçimde olmaz. Zor ve zigzaglı olur. Önemli olan şey gidişatın yönüdür.

Anadolu Buluşmalarının 3. gününde sabah programında Moritanyalı düşünür Muhammed Muhtar Şakıti ve gazeteci Turan Kışlakçı konuşmacı olarak yer aldılar.

Arap Baharı’nın fırsatları, tehditleri ve zaaflarının konuşulduğu oturumda konuşan Şankiti, Arap Baharı’nın uzun yıllar süren zulmün ardından gerçekleştiğini anlattı. 

Şankiti, Arapların uzun yıllardan beri zulüm çektiğini vurgulayarak, ”Şu anda yaşadığımız Arap Baharı, birtakım sıkıntıların ardından geldi. Bu Arap Baharı’nı ne ABD ne de liderler yapmıştır. Bu tamamen Ortadoğu halkının oluşturduğu bir harekettir” diye konuştu. 

Arap halklarının artık özgürlük istediğine işaret edeŞankıti, bu anlamda toplumların yönetime girmek istediğini aktardı. 

Şankiti, toplumların yönetimlerde söz sahibi olması gerektiğini kaydederek, ”halklar artık hürriyet ve özgürlük istiyor. Yani burada en çok ön plana çıkan şey, halktır. Halklar, yönetime müdahil olmak istiyor. Yani bunu toplum istiyor. Toplumlar daha çok söz sahibi olmak istiyor. Tüm ülkelerdeki hareketlenmenin ortak noktası budur” ifadelerini kullandı. 

Arap toplumlarının ülkelerini yönetmesinin en tabii hakkı olduğuna vurgu yapan Şankiti, şöyle devam etti:

”Sonuçta toplumlar sorumluluğunu da üstlendi ve ipi göğüsledi. Bugün Arap toplumları şikayeti bırakıp, kendileri gerçekleştiriyor. Bugün yöneticilerle halk arasındaki problem iki kısma ayrılıyor. Özellikle ordunun söz sahibi olduğu bölgeler problemin ana kaynağı, halk orada var olduğu ispatlamak istiyor. Yani ordunun söz sahibi olduğu yerlerde ortak bir nokta yok. Ya siz ya da onlar kalacak. Orta yolu bulmak gerçekten çok zor.”

Ya Esad ya da halk olacaktır

Askeri rejim nedeniyle Suriye’de iç savaşın uzun süre sürdüğüne dikkati çeken Şankiti, savaşın sona ermek üzere olduğunu dile getirdi.

Şankiti, Suriye ile muhaliflerin gelinen noktada ortak bir noktada buluşmasının imkansız olduğunu vurguladı.

”Suriye’de gelinen noktada ya Esad ya da halk olacaktır” diyen Şankiti, ”Artık ortak bir noktada buluşmak söz konusu değildir. Krallıklarla yönetilen ülkelerde daha sınırlı problemler var. Sorunlar daha kolay halledilebilir. Nasıl ki devletler arasında sınırlar varsa krallıklarla yönetilen ülkelerde de bu var” şeklinde konuştu.

Arap Baharı’nın Ortadoğu’da çok ciddi etkileri de beraberinde getireceğine işaret eden Şankiti, Arap toplumlarının bu şekilde birlik içine girebileceğini dile getirdi.

Şankiti, baskıcı yönetimler nedeniyle Arap halklarının birlik olamadığına dikkati çekerek, ”Artık Arap toplumları bir olma noktasında ciddi adımlar atabilir. Bu konuda aradaki engeller ortadan kalkıyor. Bu şekilde Araplar arasında artık bir birlik olacaktır. Sonuçta bu Müslüman toplumları arasında yardımlaşmayı da beraberinde getirecektir. Çünkü engel teşkil eden yöneticiler aradan kalktı” diye konuştu. 

Arap Baharı’nın Avrupa için de önemli bir fırsat olduğunu vurgulayan Şankiti, bu şekilde Avrupa’ya göçün sona ereceğini söyledi.

Türkiye gelişmiş silahlarla muhalifleri desteklemeli

Şankiti, Türkiye’nin Suriye konusunda önemli destekler verdiğini ancak bunu askeri alanda gerçekleştiremediğini kaydetti.

Türkiye’nin stratejik konumunun büyük bir fırsat olduğunu belirten Şankiti, ”Türkiye’nin stratejik konumu bir fırsat ama aynı zamanda Türkiye’nin eşlini kolunu bağlıyor. Türkiye’nin geçmişten kalan, kendini bağlayan zincirleyen anlaşmaları var. Bu anlamda Türkiye istediği kadar etkili olamıyor” dedi.

Şankiti, Türkiye’nin Arap halklarının yanında yer almasının çok güzel bir gelişme olduğunu vurgulayarak, bunun iyi bir dostluk örneği olduğunu bildirdi.

Türkiye’nin özellikle taktiksel açıdan geciktiğini öne süren Şankiti, ”Türkiye’nin Libya konusunda gecikmesini Avrupalılar iyi kullandı. Türkiye, siyasi olarak dış politikada fazla rol almıyor. Güzel şeyler söylüyor ama olaylara nüfuz etmiyor. Müdahale etmediğin de diğer ülkeler olaya  giriyor. Yani Türkiye’nin daha fazla risk alması gerekiyor” ifadelerini kullandı. 

Şankiti, konuşmasını şöyle tamamladı:

”Türkiye, Suriye halkının nefes almasında ciddi bir kapı görevinde. Türkiye’nin bu tutumunu Suriye halkı asla unutmayacaktır. Ancak Türkiye’nin gücü bundan daha fazlasını gerektiriyor. Suriye’nin de Türkiye açısından önemi, daha fazlasını gerektirir. Türkiye, mezhepsel çatışmalara dikkat etmesi gerekir. Yalnız genel olarak ABD’nin Esad gitmeden altyapıyı çökertme projesi var. Batı alt yapı çökertilemeden Esad’ın gitmesini istemiyor. Türkiye, bu noktada çok dikkatli olması gerekiyor. 

Türkiye, gelişmiş silahları Suriye’ye girmesinde ciddi bir çalışma yapmıyor. Şu anda Suriye’deki kıyam sona doğru gidiyor. Türkiye’nin bu sonlandırmada ciddi bir rol alması gerekir. Aksi halde bu boşluğu  Fransa dolduracaktır. Bu Türkiye’yi iktisadi ve siyasi olarak sürekli sarsacaktır. Bu gelişmiş silahlara sahip olsaydı Suriye halkı, rejim sonlanırdı. Türkiye, bu noktada destek vermesi gerekir. Türkiye’nin kesinlikle gelişmiş silahlarla Suriye’deki olayları desteklemesi gerekiyor. Bu şekilde olursa Türkiye’ye daimi bir konumu olacaktır.”

Panelde Turan Kışlakçı da bir konuşma yaptı. Türkiye’nin Arap halklarıyla olan ilişkilerini değerlendiren Kışlakçı ‘adalet ve özgürlük taraftarı olmalıyız’ dedi.

Akşam programı ise Ahmet Turan Koçer moderatörlüğünde gerçekleşti. Programın konuşmacıları ise Araştırmacı Yazar Ahmet Özcan ve İTİCÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Berat Özipek oldular.

İlk konuşmayı yapan Berat Özipek Türkiye’nin 50li, 60lı, 70li ve 80li yıllarda yaşadıkları zorluklara değindi.

Türkiye önemli bir dönemeçten geçmektedir. Referandum çabası hiçbir kesimin tek başına başarısı değildir. Toplum topyekûn bu yapının aşılmasına karar vermişti. Sivil toplum örgütleri ve tüm esnaf referandum da sözleşmişlerdi ve “evet”ten yanaydılar.

Oligarşik yapının aşılması değişimi gerçekleşmektedir. Siyasi iktidar çalışmaları, geldiğimiz aşamada duraksamaktadır. (Uludere Meselesi) Yapılan hatalara karşı uyarıda bulunamıyor. Bu süreçte sadece siyaset ve yargı’nın değil, sivil toplum çalışmaları da çok önemlidir. Bu anlamda İslami kesim’in çok önemli bir yeri var.

     -İslami kesim çok hızlı değişiyor.

     -Gelişiyor ve ufku açık.

     -İktidarı denetliyor.

     -Eleştirel sesler İslami kesimden geliyor.

Amerika İlah Değil

Ortadoğu da ki ateş birçok yeri sardı ve bugün Suriye’de. Bu ateş daha farklı yerlere de gidebilir. Bu yaşanan olayları batı yaptı diyerek düşünenler var. Bu psikolojiden kurtulmamız gerekiyor. Amerika’nın ilah olduğunu inkâr etmedikçe tam anlamıyla özgür olamayız. Bazı insanlar bu olayları küçümsüyorlar. 

Özgürleşme ve demokratikleşme düz ve kolay bir biçimde olmaz. Zor ve zigzaglı olur. Önemli olan şey gidişatın yönüdür.

Değişimi anlamayanlar kendileri değişmedikleri için başkalarının değişimini göremiyorlar.

Türkiye’nin model olması söz konusu olabilir. Potansiyel olarak bu güç var fakat bazı sorunların aydınlatılması gerekiyor:

1-) Kürt Meselesi:

     -Uludere Katliamı (Hatadır).

     -İnsanların haklarını siyasi pazarlık yapmadan iade etmek gerekir. (Anadilde eğitim).

2-) Din Meselesi:

     -Başbakan’ın Mısır ziyaretindeki laiklik söylemleri.

     -Türkiye din ve laiklik açısından örnek olabilecek bir ülke değildir.

Özipek son olarak yeni kuşakların eski kuşaklara göre daha ahlaklı olduğunu vurgularken, bu yaşanan süreçten umutlu olduğunu söyledi.

Panelin diğer konuşmacısı Ahmet Özcan, ‘Yeni Türkiye ve Yeni Ortadoğu’yu anlamak için önce Eski Türkiye ve Eski Ortadoğu’yu konuşmak istiyorum.’ diyerek konuşmasına başladı.

Özcan; Bir geçiş dönemindeyiz. Süreç doğru yönde ilerliyor. Birçok şey ilk defa oluyor. Soğuk savaş döneminde ideolojik gruplar vardı. Büyük ülkelerin safından başka seçim yapılacak taraf yoktu. Bu düzen dünya çapında ve Türkiye de artık bozuldu. Bu eski paradigmayı bir kenara bırakmak gerekir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarında gecekondu düzenleri kuruldu. Bu düzeni İngiltere ve Rusya sömürgecilik politikalarıyla düzenlediler. Büyük devletlere bağlı rejimler dizayn edildi. Bu devletler, büyük devletlerin sözlerinden çıkmıyorlardı. (Kendi kendini sömürgeleştirme).

Yumuşak Oligarşik düzen kuruldu. (Demokrasi – Türkiye). Geçmişte askerlerle yürütülen işleri artık yargı ile yürütmeye çalışıyorlar.

Bu sistem 2 temel ideolojik sütun üzerine kurulmuştur:

1-) Milliyetçilik:

     -Türk, Kürt ve Arap milliyetçiliği.

     -Arapların kendi içinde ki mezhep çatışması.

2-) Pozitivist, laik ve sosyokültürel yapı:

     -İslam’a yabancılaştırma.

     -Kendine yabancılaştırma.

Böyle toplumlar yaratıldı.

İsrail’in batılılar tarafından kurulma nedeni; Arap diktatörlüklerini meşrulaştırmaktır. Diktatörlükler yıkıldıkça İsrail anlamsızlaşıyor.

Türkiye de Askeri darbe hamleleri ve iç savaş dönemi vardı. 60’lı yıllarda sol-sağ savaşları vardı. Türkiye bunlarda birkaç neslini ve 50-60 yılını kaybetti.

1-) Tanzimat tan beri Batılılaşma serüveni:

     -Batı ile ne yapacağız.

     -I. Dünya savaşının rövanşı.

2-) Yarı sömürge psikolojisinden çıkma:

     -Yenilgiyi durdurup yeniden ayağa kalkma inşası.

     -Olumlu işaretler var.

     -Kendi politikamızı yapabilme umudu.

Cumhuriyet bize kendi tarihimizi düşman gösterdi. Bu duygu artık atılıyor. Toplum olarak bizim de Adalet ve Özgürlük çerçevesinde değişimler yapabileceğimize umut verdi. Milletimiz daha özgür görmeyi istiyor.

Adalet ve Özgürlük meselesini ilk defa kendimiz konuşup, görüşüyoruz. Devlet adaletli olmalıdır. Adaletli devlet meşrudur. Devlet milletin mülkü olmalıdır.

Yeni ve Özgürlükçü bir anayasa büyük bir devrim olabilir. Kemalist rejim her şeye düşmandı. Bu rejim’in yerine henüz bir şey konmadı. Yeni hal belirsizdir. Yeni bir inşa için Adalet ve Özgürlük açısından olayları yeniden ele alıp, tartışmalıyız.

Yeni Türkiye – Yeni Ortadoğu

Şimdiye kadar yapay sınırlarla ve mayınlarla insanları birbirlerinden ayırdılar. Bu mayınları temizleyeceğiz. Birlik siyaseti ile barış içerisinde ve bir arada yaşayacağız. (Türk, Kürt, Arap …)

Halklarımız arasında ayrımcılık yaptılar. Ne pahasına olursa olsun halklarımız arasında ayrımcılığa karşı duracağız. Biz bunun için kafa yormak ve temelde böyle düşünmek zorundayız. Müslüman şahsiyetler bu tartışmaları yürütmeye müsaittir.

İslam’ın kendisini biz devrimci olarak bildik. İslam’ı yeniden kendi gündemimize ve sosyal hayatımıza alıp Müslümanlaşmak zorundayız.

Eski rejim yeni dönemde olmayacağı için bize bu dönemi zehir etmeye çalışıyorlar. Misafir konumundan artık çıkmalıyız. Nasıl davranırsak öyle kalırız. Kendimiz güven içinde yaşayıp, dünya ile böyle konuşmalıyız.

Şems-i Tebrizi’nin sözü: “Allah sadece kalp verir, içini siz doldurursunuz.” Meselelerin içlerini biz dolduracağız. (Suriye meselesi). İmkân ve fırsatları Allah verdi. Bunları iyi değerlendirmek bizim elimizdedir.

Bizim gerçek vatanımız, bütün halklarımızın sorunlarını halledecek adaletli bir devlet olmalıdır.

İslamcılık, Türkçülük, Kürtçülük vb. gibi konuları artık kapatalım. Biz Müslümanız, davamızın özü ise Kelime-i Tevhid’dir. Birçok şeyi yeniden tartışmak zorundayız.

Amerika, Rusya şunu yaptı demek yerine biz bunu yapmak istiyoruz demeliyiz.

Sorumuz şu olmalıdır:

Bu devlet nasıl olmalı? Bu soruya yanıt aramalıyız.