‘Alimler, Derdi ve Davası Olan Adanmışlardır!’

0
99

Ramazan Kayan: Âlimler sadece dersi olan kişiler değil, derdi ve davası olan adanmışlardır… Şayet tuz kokarsa, toplumsal kokuşmayı nasıl önlersiniz?

Ramazan Kayan Hoca’nın, “Toplumsal Sorunların Çözümünde Âlimlerin Sorumluluğu Çalıştayı” ile ilgili Milat Gazetesi’ne yazmış olduğu yazıyı önemine binaen ilginize sunuyoruz.

29-30 Nisan 2017 tarihinde Gaziantep'te “Toplumsal Sorunların Çözümünde Âlimlerin Sorumluluğu Çalıştayı” gerçekleşti. Çalıştayın organizasyonunu Gaziantep Üniversitesi, Gaziantep Müftülüğü ve Anadolu Platformu ortaklaşa gerçekleştirdi. İki günlük Çalıştayda Doğu medreselerinden birçok âlim, ilahiyatlardan akademisyenler ile müftülerin katılımı sağlandı.

Yıllarca tanıklık ettiğimiz aydın-âlim ayrışması, medrese/mektep çekişmesinden sonra böylesi seviyeli bir buluşma gelecekle ilgili umutların yeşermesine ciddi katkı sağladı. İcazetlisi de, diplomalısı da sadece kendi sorunlarını değil, toplumsal sorunları konuşmak için aynı çatı altında buluştular… Belki de yeni Türkiye’de gecikmiş bir yenilikti…

Âlimlerin özgül ağırlığına tanıklık ettik. Mektep ve medresenin birbirinin muhalifi değil, mütemmimi olduğunu gördük. Ulemanın toplum mühendisi değil, nesillerin mürebbisi olduklarına dikkat çekildi… Medreselerin metinden mefhuma, ilahiyatların da mefhumdan metine yönelmelerinin gerekliliğine vurgu yapıldı.

Merdiven altı medresecilikten kurtulup günün gereksinimlerine uygun medrese açılımlarını dinledik… Şerh kültürü ile eleştiri kültürünün ortak kodları yakalanmaya çalışıldı… Yıllarca devlet ve örgüt kıskacında baskılanan medreselerin bugünlere geliş serüvenini birinci ağızdan öğrenebilme fırsatımız oldu…

Tebliğci olarak katıldığım çalıştayda duygu ve düşüncelerimi şu cümlelerle dile getirmeye çalıştım;

Kıymetli hazirun… Muhterem hocalarım!

Böylesi güzel bir ortamda, güzide insanların huzurunda meramımı şöyle ifade etmek isterim.

Öncelikle bizim bu çalıştayı gerçekleştirdiğimiz şu saatlerde acaba yaşadığımız gezegende, mazlum İslam coğrafyalarımızın fotoğrafı hangi sorumluluklara işaret ediyor?

Şu saat itibari ile İslam yurdundan, küfür yurduna sığınmak için yola çıkıp Akdeniz’in sularında hayatını kaybeden sığınmacı kardeşlerimizin sayısı kaça çıktı bilmiyorum.

Sadece 2016 yılında Akdeniz’de can veren mülteci sayısı beş bin kişi…

Acaba bu rakamlar bizim kaderimiz mi yoksa kusurumuz mu?

Hangi günahlarımızdan dolayı bu musibetler bize isabet ediyor, bilmiyorum…

Somali’de açlıktan ölenlerin sayısı haftalık iki yüzü geçmiş durumda…

İdlib’te kimyasal gazlarla yaşamını yitiren masumlar gözlerimin önünden gitmiyor.

Arakan’da yıkılan ve yanan yuvaların envanteri elimizde yok…

Kudüs’te ezan-ı Muhammedinin sesi kısılırken ne zaman ser vereceğiz bilmiyorum…

Bizim sorunları masaya yatırdığımız şu saatte, kandile kaç genç daha gitti, haberimiz var mı?

Bonzai komasından kaç delikanlı yoğun bakıma alındı onu da bilmiyoruz…

Gecikmişliğimizden endişe ediyorum.

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın yaptığı bir ankete göre Türkiye’deki tüm İslami yapılar gençliğin sadece %3'üne ulaşabilmiş durumdalar… %97'yi kimin umuduna bıraktık?

Bu iktidar güzel şeyler yaptı… Duble yollar yaptı, ama gençlik yoldan çıktı. Gecikiyoruz…

İmkânlarımız arttı, fakat imtihanımız ağırlaştı farkında mıyız?

Din adına yozlaşanlara ve yobazlaşanlara tanıklık ediyoruz… Bu tablo karşısında yorgun ve yılgın kalırsak sonuç ne olur?

İç sorunlarını aşamayan âlimler, toplumsal sorunlara nasıl yoğunlaşabilirler?

Tefrika, taassup, tartışma, teferruat, tahammülsüzlük bizleri takatsiz bırakıyor… Enerjimiz, heyecanımız kayboluyor…

Ufuk darlığı, umut azlığı ve sorumluların umursamazlığı geleceğimizi riske sokuyor.

Yeni halin, yeni Türkiye’nin ilmihalini kim yazacak? Yol haritasını, gelecek perspektifini kim belirleyecek?

Fıkıhsız bir toplum, fakihsiz İslami hareketler oluşuyor.

Ebul Hasan en-Nedvi’nin yerinde tespiti ile ümmetin çöküşü iki sebepten dolayı;

Bir; ictihadsızlık…

İki; cihadsızlık…

Yeni hastalıklara, eski reçeteler yeterli gelmiyor…

Dinamik yaşamlara, donuk cevaplar yetmiyor.

Kitabı okurken hayatı da doğru okumak gerekiyor…

Malumattan marifete… Bilgiden bilgeliğe… Rivayetten riayete… Söylemden eyleme… Toplantıdan topluma… Sempozyumdan sefere geçiş vakti…

Âlimler sahada olacak ki, ümmet de âlimlerine sahip çıksın…

Âlimler sadece dersi olan kişiler değil, derdi ve davası olan adanmışlardır…

Şayet tuz kokarsa, toplumsal kokuşmayı nasıl önlersiniz?

Sanki gecikiyoruz ya da geçişiyoruz. Bazen de geçiştiriyoruz…

Fakat görüyorsunuz 11 Eylül’den sonra ABD İslam dünyasında Marekeş’ten Karasiye kadar tüm medreselere müdahale etmeye başladı… Medreselerin müfredatını Washington dizayn etmeye kalktı.

Küresele kötülüğün karşısına daha güçlü çıkmalıyız…

Ya birlikte var olacağız ya da tek tek yok olacağız…

Enaniyet ve asabiyetlerimizi yenmeliyiz, yoksa güçlü bir rüzgâr estiremeyiz…

Herkes kendi alanında, aynı amaca yürümeliyiz…

Gayemiz güzel, ama gayretimiz yetersizse yol alamayız…

Önyargılarımızı yenersek önümüz açılır…

Şu salondan mutlaka sadra şifa olacak kararlarla çıkmalıyız… Ama karar almak da yetmiyor, kararlılık gerekiyor…

Biz rakip değil, refikiz…

Rabbim aklımıza hikmet, kalbimize haşyet, duruşumuza heybet versin.

Milat Gazetesi