Aldemir: 28 Şubatla Her Alanda Yüzleşmeliyiz

0
101

Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir, 28 Şubat süreciyle ilgili Vuslat TV’ye çarpıcı açıklamalarda bulundu.

28 Şubat yaklaşırken, Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir’den Postmodern darbe süreciyle ilgili çarpıcı açıklamalar geldi.

Vuslat TV'ye konuşan Aldemir, konuyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Dönemin mağdurlarından olan Aldemir, 28 Şubatın millete karşı fiili bir kalkışma, bir başkaldırı olduğunu söyledi.

28 Şubatla her alanda yüzleşmeden o dönemlerin tekrar etme riski olduğunu belirten Aldemir, özellikle siyasi, sosyal, iktisadi ayağı ile yüzleşmek gerektiğinin altını çizdi.

İşte Turgay Aldemir'in Vuslat TV'ye verdiği röportajın tam metni:

28 Şubat bir toplum mühendisliği midir?

28 Şubat emperyalist şer güçlerin bu ülkede her 10 yılda, 20 yılda bir yeniden milletin doğal değerlerine, ontolojisine dönüşüne bir müdahaledir. 28 Şubat millete karşı fiili bir kalkışmadır, bir başkaldırıdır. Ancak milletin derin irfanı, Anadolu'da var olan o tarihten gelen şuur, bilinç bunu bir anlamda geriletti.

Bu açıdan 28 Şubat, önceki darbe girişmelerine göre fiilli gerçekleşmiş darbelere göre çok daha sofistike, hayatın birçok alanını kapsayan ve aynı zamanda bu milletin kahir ekseriyetini oluşturan dindarları, inanan insanları yok sayan, onları her tülü zulme uğratan bir girişimdir.

Bu toplumsal mühendisliğin asıl amacı neydi?

Bu toplumsal mühendislik kozmik odalarda, Batı Çalışma Grubunun uzantılarında ve en nihayetinde NATO'da ve emperyalist başkentlerde planlanan bir süreçtir.

Türkiye, bu coğrafyanın merkezi hüviyetinde bir yerdedir. Birçok devlete, imparatorluğa beşiklik etmiş bir yerdir. Etnisitesi, kültürel zenginliği ve 1100 yılı aşkındır İslam’la olan serüvenini ortaya koyduğunuz zaman, 100 yılı aşkındır burada birçok zulmü bu millete reva görmüşlere bir hesap sormayı gerektiriyor.

Onun için 28 Şubat, milletin örfüne, adetine, inancına karşı planlanmış fiili savaş halidir. Buna da milletin güvenlik güçleri, bürokrasisi, siyaset kurumları hepsi aracılık etmiştir. En acısı da bir kısım muhafazakâr gruplar buna teşne olmuştur, taşeron olmuştur. Bunun meşruiyeti için yalakalık yapmışlardır.

Bugün onların nasıl rezil rüsva olduğunu görüyoruz. Bu açıdan 28 Şubat normalleşmeye, yeniden millet olmaya, yeniden tarih sahnesinde var olmamıza karşı bir darbeydi. Çünkü bu coğrafyanın vatan tasavvurunun başkentidir Anadolu, Türkiye'dir. Burada bu tür istikrarsızlıklar Türkiye'nin etrafındaki gönül coğrafyamızdaki zulme uğramış mazlumları da umutsuzluğa düşürüyor.

Bunun için şu an Türkiye umut adası oldu. Dünyanın her yerindeki mazlumların vatan tasavvurunun başkenti oldu. Çünkü insanlar biliyor Türkiye'de, Anadolu'da kurulan masada ancak adalet tesis edilir. Yoksa emperyalist başkentlerde kurulan masalarda, savaştığımız insanlara bizi mahkûm etmişlerdir. Bunu yakın zamanda Mısır'da görüyoruz. Halkın o öz devrimini kendi kendini yönetme iradesini nasıl çaldıklarını darbecilerde gördük. Libya'da şu an yaşıyoruz. Diğer taraftan bunu Bosna'da gördük, Cezayir'de gördük, Tunus'ta gördük. Diğer halklarda da bundan farksız…

Bu insanlar bir avuç seçkin dünyanın tüm değerlerini sömürerek bunun üzerinden kendilerine bir yaşam alanı oluşturmuştur. Onun için bizim sahnelenen bu oyundan ziyade, bu oyunun kimler tarafından planladığını görmemiz lazım. Bu konuda Ali Şeriati'nin çok güzel bir tespiti var. Diyor ki Şeriati; “bir tiyatroya gittiğiniz zaman  eğer tiyatroyu seyretmek istiyorsanız sahneye bakın. Ama bunu kimin planladığını, nasıl planlandığını öğrenmek istiyorsanız karanlık noktaya bakın.”

İşte bugünkü siyasi iktidarın, devlet erkinin 28 Şubat'ı planlayan o karanlık noktayı, o oyun kurucuları ortaya çıkartması lazım. Yoksa o birkaç tane general değil, birkaç tane emniyetçi değil. Bunun siyasi ayağı, bunun sosyal ayağı, bunun özellikle iktisadi ayağı var. Dünyada kimin neyi planladığını öğrenmek istiyorsanız parayı takip etmelisiniz.

28 Şubat'ta kim ne aldı, ne sattı? Bunun bedelini bugün dahi kimler ödüyor? Bunların hesabını sormadıkça biz 28 Şubatlara her daim açık hale geliriz. Onun için biz Gezi Parkında bunları yaşadık. Gezi Parkında milletin gençleri mücadele verirken arka planda Divan Otel'de, Boyner ve Doğan grubu onlara lojistik sağlıyordu. Bunu görmeyenlerin aklından şüphe eder insan.

17-25 Aralıkta da yapılan buydu. Orada meselenin hiç de gündeme getirilen olmadığını, bu milletin gelecek yüzyılını da çalmaya dönük, sofistike, sözüm ona İslamcı görünümlü bir casusluk şebekesiyle yeniden, topyekun saldırıya geçtikleridir ki hâlâ devam ediyor. Bunlar oldu ve olmaya devam edecek. Bu topraklarda var olmak zinde olmayı, uyanık olmayı gerektirir. Çünkü ecdadımızdan biz biliyoruz ki; “su uyur düşman uyumaz.”

Şu anda da çevremizde görüyoruz, tüm şer odaklarını, tüm şeytanları uyandırmışız. Onlardan daha fazla çalışmadıkça onları aşamayız. Londra'da, Paris'te, Washington'da bunları planlayanlar bizim sorunlarımızı ve ihtilaflarımızı çözmek için harcadığımız zamandan ve çabadan daha fazla ayrıştırmak, bölmek ve parçalamak için çaba sarf ediyorlar.

Bu tesadüf değil. Bu açıdan Müslüman bilinç uyanmalı, ayağa kalkmalı ve yeniden tarih sahnesinde mazlumların, mağdurların sesi olacak bir çabanın içerisinde olmalıdır.

Bu süreç daha çok kimleri etkiledi ve nasıl sonuçlara yol açtı?

Görüntü itibariyla ilk etkilenenler imam hatiplerdi, şu anda açıldı. Camilerdi, Kur’an kurslarıydı. Hamdolsun milletimiz bunların fazlasını yaptı. Siyaset akamete uğratılmıştı, kesintiye uğratılmıştı. Bunların yaptığının tam tersini millet kendine yakın gördüğü bir iktidarı 3 dönemdir destekliyor.

Milletine yabancılaşan, milletinden kopan siyasi iktidar, organizasyon, askeri güç başarılı olamaz. Bunun için sonuçları itibariyla çok ağır bedeller ödendi. Biz neslimizi kaybettik. 28 Şubat sürecinde bu millet inanç değerleriyle, kültürel değerleriyle, sosyal değerleriyle var olmaya çalışan hafızasını çaldırttı.

Sivil toplum örgütleri bir toplumun yumuşak gücüdür. Siyaseti bir anlamda değerler dünyasına taşıyan bu ocakları söndürdüler. Aslında bizim hafızamız çalındı. Bizim duyarlılıklarımızı, örgütlülüğümüzü ve özgürlüğümüzü çaldılar. Bunları almak için mücadele ediyoruz, ama ortada en az 10 yıllık kayıp bir nesil var.

Bugün uyuşturucunun, ahlaki çöküntünün, gençlerimizin üreten değil de tüketene dönüşmesinin nedeni budur. Şu anda ülkemizin üniversitelerinin, eğitim kurumlarının siyasetin ufkunun gerisine düşmesinin nedeni de bundandır. Çünkü üniversiteler bu darbe girişiminin, bu başkaldırının içerisinde yalakalık yaptılar o gün. Gidip toplu halde brifing aldı o akademisyenler, hukukçular, işadamları.

Bunlarla yüzleşip, milletin önüne çıkıp bunun hesabını vermedikçe onurlarını ve itibarlarını kazanamazlar. Bakın Osmanlı'da, Selçuklu'da bir yerde sorun varsa, problem varsa ecdat gidip oraya bir okul açmış, üniversite açmış. Ama bugün 28 Şubat ve cumhuriyet modernitesi, ulus devlet projesi 28 Şubatla yeniden tahkim etmeye çalıştırılmış ve daha ötesi milletin çocukları çalınmıştır.

Okulların olduğu yerler uyuşturucu çetelerine, üniversitelerin olduğu yerler mafyaya, ıslahın ocağı ifsadın merkezine dönüşmüş durumda bugün. Onun için, 28 Şubatla başlatılan, ta cumhuriyetin ilk yıllarından gelen pozitivizmle siyasi iktidar hesaplaşıp, milletin değerlerine eğitimi dönüştürmedikçe, kültürü bu toprakların 1000 yıllık kadim tarihiyle buluşturup bugüne taşımadıkça, iktisadi hayatta herkes için adalet, herkes için bilgiye, mala, üretime ulaşma eşitliği sağlanmadıkça bu meselenin oluşturduğu derin yaralar çözülemez.

Bu açıdan 28 Şubat ve bundan sonrasını, milletin o Anadolu irfanı dediğimiz derin ufkuna, derin ruh dünyasına, inanç dünyasına, Hz. Peygamberin çizdiği ufuk dünyasına taşımak için yapmamız gereken en önemli şey; bizden çalınanları eğitim paradigmasıyla, eğitim sistematiğiyle ve kültürel kodlarımıza geriye döndürmektir.

Sanatta, edebiyatta, çevrede, sinemada, televizyonda bu eğitim paradigmasını inşa ettiğimiz zaman 28 Şubatla hesaplaşmış ve yeniden doğal ontolojisine bu coğrafyayı dönüştürmüş oluruz.

İşte o zaman dünyanın tüm garip gurabaları bu toprağa yaslanarak; Allah'ın vaat ettiği yeryüzünde, “mustazafları, ben yeryüzünün idaresine getirmek istiyorum” vaadi gerçekleşmiş olur.