Ak Parti ve Türkiye`nin geleceği – (Hilal Kaplan)

0
148

BDP, `demokratik özerklik` yerine Ak Parti`yle ademi merkeziyetçi yönetim biçimi üzerinde bir anlaşmaya varırsa, başkanlık veya yarı başkanlığa geçmek hususunda herhangi bir itiraz geleceğini sanmıyorum. Üstelik, CHP ittifakıyla olacağından çok daha adil ve özgürlükçü bir anayasaya

Uzun vadede Türkiye`nin geleceğini Ak Parti kadar etkileme gücüne sahip olacak bir siyasî güç ortaya çıkacağa benzemiyor. O yüzden Ak Parti kongresi vesilesiyle gördüğüm tabloyu dört maddede özetlemeye çalışayım:

1. Cumhurbaşkanlığı yolunda anayasa

`Uzun, ince bir yol`un başlangıç noktası, Erdoğan`ın son kez genel başkan seçildiği kongre oldu. Çünkü Başbakan Erdoğan`ın kongredeki `helallik` konuşması, bir nevi Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecindeki ilk net konuşmasıydı.

Ak Parti, öyle ya da böyle, yeni anayasayı yapacak. BDP ile konsensüs aramak telaffuz dahi edilmediği için muhtemelen `yeni CHP` ile bir arayışa girecekler. Bu durumda da ilk üç madde, yani darbe anayasasının ruhu olduğu gibi muhafaza edilmiş olacak. Ancak CHP, Başbakan`ın arzu ettiği başkanlık, yarı başkanlık veya partili cumhurbaşkanı formüllerinden birisine destek vermezse, Erdoğan`ın `tarafsız` ve dolayısıyla aktif politika ve yönetimden uzak bir makama razı olup olmayacağı önemli bir soru olarak karşımızda duruyor.

BDP, `demokratik özerklik` yerine Ak Parti`yle ademi merkeziyetçi yönetim biçimi üzerinde bir anlaşmaya varırsa, başkanlık veya yarı başkanlığa geçmek hususunda herhangi bir itiraz geleceğini sanmıyorum. Üstelik, CHP ittifakıyla olacağından çok daha adil ve özgürlükçü bir anayasaya kavuşacağımız da kesin.

2. Referandumdaki demokrasi bloğuna dönüş

Ak Parti`nin yeni Merkez Karar Yönetim Kurulu`na (MKYK) baktığımızda, referandumdan bu yana gittikçe otoriterleştiği iddia edilen partinin, tekrar referandum zamanındaki birleştirici söylemine dönmeye çalıştığı anlaşılıyor. Referandum döneminde `evetçi` cephede yer alanların, örneğin dönemin hızlı `yetmez ama evet`çilerinden anayasa hukuku uzmanı Osman Can`ın, milli görüş çizgisinden çıkan bir diğer önemli parti olan Has Parti`nin başat isimlerinin ve Demokrat Parti`nin vesayetçi çizgisine itirazı sebebiyle partisini bırakmak zorunda kalan eski DP Genel Başkanı Süleyman Soylu`nun Ak Parti`ye katılım göstermesi bu tesbiti doğrulamaktadır.

3. Alternatifsizliğin rehaveti

Haziran 2011 seçimleri sonrası Ak Parti`nin aldığı %50 oy oranının, hükümeti daha reformist olmaya yönelteceğini umanlar yanıldılar. Böylesi büyük bir oy oranı, Ak Parti`yi cesaretlendirmekten çok korkuttu. Bu yüzden aşağı düşmek çekincesiyle zevahiri kurtarmak ve mevcut sistemi sürdürebilir-idare edilebilir bir noktada tutmak esas amaç haline geldi, en azından Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar…

Devamı için Yenişafak

———————————-
Hilal Kaplan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI