Ana Sayfa Kategoriler Haberler Ahmet Doğan: ‘İsrail, artık hesap veremez bir ülke değil’

Ahmet Doğan: ‘İsrail, artık hesap veremez bir ülke değil’

0
Ahmet Doğan: ‘İsrail, artık hesap veremez bir ülke değil’

Mavi Marmara’da oğlunu kaybeden Ahmet Doğan, “Mavi Marmara Davası’nda mahkemenin verdiği karar, İsrail’in hesap veremez olmadığını göstermiştir” dedi.

 

TRT Türk ekranlarında yayınlanan Manşetten programına konuk olan Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Doğan, herkesin gözünün Mavi Marmara davasının üstünde olduğunu,  İsrail’in mağdur ettiği kesimlerin her yerden bu davayı sessizce izlediğini ifade etti. Mahkemenin verdiği kararı  ‘tarihi’ olarak niteledi ve dünyada ilk defa İsrail ve kırmızı bülten kelimesinin aynı cümlede yan yana yazıldığının altını çizdi. 

 

Mavi Marmara’dan sonra Gazze’deki ablukanın bir nebze de olsa hafiflediğini belirten Doğan, yaşananların mazlum ve mağdurların özgüvenini artırdığını söyledi.

 

Hükümetin konuyla ilgili İsrail’le görüşme içerisinde olduğunu duyduklarını söyleyen Doğan, bu süreçlerde devletin kendileriyle iletişim halinde olmamasını yadırgadığını ifade etti.  Doğan “Bizim canlarımızın kaybedildiği bir davada bizim adımıza görüşme yapılıyor ama bizimle iletişime geçilmiyor” diyerek durumu eleştirdi.

 

TİTRİ ARTIK FURKAN’IN BABASI

 

Betül Soysal Bozdoğan(B.S.B):  Sizi seyircilerimize akademik titrinizden önce şehit babası olarak takdim ettim. Bu nasıl bir duygudur?

 

Ahmet Doğan(A.D): Artık Furkan’ın babası olarak biliyorum. Oğlunun adıyla bilinen baba nadirdir herhalde. Genelde oğullar babalarıyla bilinirler. Furkan, bu yönden de biraz önden gitti. Bize büyük bir sorumluluk yükledi. Onun şahadetinin sorumluluğuyla, mücadelesiyle devam ediyoruz. Titrim, artık Furkan’ın babası olmak, ona layık olmak.

 

B.S.B: 2000’li yıllarda gençlik çok tartışılıyor. Bir kesim gençliğin apolitik olmadığını söylüyor. Diğer taraftan da bu gençleri anti-politik alana çekmek için büyük  çaba sarf ediliyor. Muhafazakâr kesimlerde de ‘çocuklarımız çok idealsiz’ diye şikâyetler var. Furkan’ı 19 yaşında yollara düşüren şuur ve idealizm neydi?

 

A.D:  80 ihtilalini yaşayan bir dönemden geliyorum. O dönemde çok politiktik.  Türkiye, sağa ve sola ayrılmıştı, büyük olaylar ve terör eylemleri oluyordu. Gençler birbirini öldürüyordu. Ama sağda da solda da öldüren silahlar hep aynıydı. Gençler aşırı derecede siyasallaşmıştı. Siyasi görüşler ilahlaştırılmıştı. Siyasi görüşler, uğruna canlar veriliyordu. Bu da bir kurguydu tabii.

 

Daha sonraki dönemde, Kenen Evren döneminde geçlerin biraz politika dışına itilmesi istenmişti ve onun da meyveleri zamanla alınmaya başlandı. Teknolojinin de gelişmesiyle birlikte 2000’li yıllarda siyasetle ilgilenmeyen bir nesil oluşmaya başladı. Furkan’ın,  kendisi dışında başkasının dertleriyle dertlenmesi, bunu ahlakının bir parçası edinmesinde aile terbiyesinin büyük önemi var. Biz elhamdülillah Müslümansız. Bizim inanışımıza göre ‘ben’den önce başkalarını düşünmek var. Ben’i öne geçirdiğiniz zaman, ki dönemin gençlerinin sorunu bu,  başkalarıyla ilgilenmiyorsunuz. Biz mazluma, mağdura yardım etmeyi birinci görevimiz olarak bildik. Böyle yetiştirildik. Çocuklarımıza da bunu vermeye çalıştık. Furkan,  çok cömert ve yardımsever bir çocuk. Bunun üzerine imanının gücünü de koyduğunuzda, her türlü yardıma koşacak, sorumluluk sahibi bir çocuk. İnternet üzerinden Filistin’i, orada olup biteni araştırıyordu. Orada mağdur olan insanları görüyordu. Öğrenci olduğu için oraya doğrudan gitme imkânı yoktu. O sıralar okulunda yardımlar toplayıp gönderiyorlardı.  Yardım gemisinin haberini alınca da gitmek istedi.

 

B.S.B:  Mavi Marmara, Gazzelilerin yaşamındaki ambargoyu kırmak için sefere çıkan bir gemiydi.  Riskleri biliniyordu. Furkan, bu konuyu sizinle istişare etti mi?

 

A.D: Yardım gemisiyle ilgili afişleri görünce hemen gelip netten başvurusunu yapmış ve akşamında da bizimle paylaştı. Gazze’ye giden yardım gemisine katılmak istediğini söyledi.  Oradaki insanlara yardım etmek özellikle de çocukların yanında olmak istemişti. Furkan’ın kabul edileceğine ihtimal vermemiştik çünkü yaşı küçüktü. Ama biz bu derece tehlikeli bir yolculuk olacağını hiçbir zaman aklımıza getirmedik. En fazla alıkonulabilir, 1 haftada dönecekleri yere belki bir ay sonra dönebilirler diye düşünmüştük.

 

Furkan ilk başta kontenjana giremedi. Ama bir kişi, o tarihte uygun olmadığını bildirince bunun üzerine son toplantıda, o kişinin yerine Furkan’ın katılmasına karar veriyorlar. Furkan, o gün çok sevinerek gelmişti eve.

 

AYNI CÜMLEDE YER ALAMAYACAK İKİ KELİME: İSRAİL VE KIRMIZI BÜLTEN

 

B.S.B: Mavi Marmara davasında baskını yapan İsrailli generaller Interpol’le aranıyor. Ne düşünüyorsunuz dava hakkında? 

 

A.D: Karar, davanın 6. duruşmasında çıktı. Biz aslıda bu kararı 5. duruşmada bekliyorduk.  Hâkim, seçim kurulunda görev aldığı için karar 6. duruşmaya kalmıştı. Ben normal bir yakalama kararı çıkar diye bekliyordum. 5 duruşmadır yolcular ve şehit yakınları dinleniyor. Tüm anlatılanlar sonrasında hâkim,  burada bir katliam söz konusu olduğuna, bu kişilerinde bu katliamın sebebi olduğuna karar verdi ve yakalama, tutuklama kararı çıktı.

 

Bu tarihi bir karar. İsrail için dünyada ilk defa oluyor. Burada 4 üst düzey kişi yargılanıyor gibi gözükse de aslında İsrail’in kendisi yargılanıyor. Dünyada ilk defa kırmızı bülten ve İsrail yan yana yazılıyor. Bu tarihi bir karar. Hâkimlerin bağımsız bir karar verdiklerini düşünüyorum, onları tebrik etmek lazım. 

 

MAVİ MARMARA GAZZE’YE NEFES ALDIRDI

 

B.S.B: Mavi Marmara’nın siyasete etkileri ve Filistin’e katkısı olmuş mudur? Bu olaydan sonra Filistin BM’de gözlemci ülke statüsünü elde etti. Mavi Marmara’nın buna bir katkısı olmuş mudur?

 

A.D: Mavi Marmara, sadece Filistin için değil dünya için önemli bir şey oldu. İsrail için, Türkiye için… Mavi Marmara Gazze’ye ulaşamasa da mazlumların bulunduğu tüm sahilleri dolaşmıştır. Mavi Marmara’dan sonra Furkan’ı temsilen Gazze’ye gittim. Oradaki insanlar Mavi Marmara’dan sonra nefes almaya başlamışlardı. Abluka hafifletilmişti. Filistin davasın için tabii ki önemli. Özellikle Hamas ve El-Fetih’in anlaşması adına.

 

B.S.B: Mavi Marmara,  sivil bir hareket olarak meseleyi dünya kamuoyuna getirmiş bir hareket değil mi?

 

A.D:  Tamamen sivil bir hareket. Bu uluslararası bir yardım konvoyudur. 32 ülkeden 700’e yakın insan vardı. Mavi Marmara Türkiye sınırlarını aşmıştır. Mazlum ve mağdurlar için özgüven sağlamıştır. Ayrıca İsrail’in hesap veremez olmadığını, onun da hesap vereceğini göstermiştir. İsrail, batının şımarık çocuğudur ne yaparsa mazur görülür diye bakılırken aslında öyle olmadığı, insanlığa karşı bir suç işlediğinde onun da hesap vermesi gerektiğini göstermiştir. Sonuç alınır alınmaz; Dışişleri, kırmızı bülten kararını Interpol’e gönderir mi, kırmızı bülten Interpol’e gider mi? Interpol kabul eder mi? 

 

İsrail yaşananlara tiyatrodur dese de aslında çok gergin.  Davanın açılmış olması bile çok önemli. Türkiye’nin mahkemesi gibi de bakmamak lazım. Davayı 32 ülkeden insan takip ediyor. Herkesin gözü bu dava  üstünde. İsrail’in mağdur ettiği kesimler her yerden bu davayı sessizce izliyor. Türkiye, bu konudaki dik duruşunu sürdürmeli

 

B.S.B: Mavi Marmara’yı Başbakanın sahiplenmesi ne kadar önemliydi? Erdoğan’ın baskını eleştirmesi, bunun öncesinde ‘one minute’ çıkışı,  batı dünyasında ne yapacağı öngörülemez bir lider olarak yansıtıldı. Sonrasında da pek çok darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Bunlar birbiriyle ne kadar ilişkilendirilebilir ve 

Erdoğan’ın bu sahiplenmesi Filistin için önemli mi?

 

A.D: Mavi Marmara seyahatinin başlangıcından son duruşmaya kadar olan süreçte Türkiye’de Erdoğan başkanlığında bir hükümetin olması, onların İsrail karşısında Mavi Marmara’nın yanında durması önemli. Mahkemenin bağımsız karar vermesi önemli.  Erdoğan ne yapacağı belli olmayan değil de Müslüman tavır sergileyen bir lider. Mavi Marmara’ya uluslararası sularda yapılan katliam girişimine insani vasıflarını yitirmemiş herkesin karşı olması lazım. Herkesin İsrail karşısında durması gerekir. 

 

Hükümet de bu noktada Mavi Marmara’dan yana durdu. Ama bundan sonraki sürçte gücü yeter mi bilemiyorum. Çünkü iletişim konusunda sorunlar yaşadığımızı da belirtmek istiyorum. Şu 2 şeyi ayırmak lazım, davalarla hükümetin İsrail’le yaptığı görüşmeleri birbirinden bağımsız tutmak lazım. Sonuçta davalar şahıslar, aileler ve mağdurlar olarak bizim açtığımız davalar. Bunun devletle hükümetle bir bağlantısı yok. 

 

B.S.B:  Bülent Yıldırım da siyasi olmasın sivil olsun diye milletvekillerinin katılmasını istememişti.

 

A.D:  Davamız sivil. Hükümet İsrail’le görüşmeler yapıyor. Arka planda anlaşmalar tazminat gibi bir takım aşamaların aşıldığını duyuyoruz. Ama tüm bunlar bizimle hiçbir iletişim kurulmadan yapılıyor. Devlet, burada bizden bağımsız olarak görüşmeler yapıyor ama aslında bizimle istişare etmeden, bizim canlarımızın kaybedildiği bir davada bizim adımıza görüşme yapıyor ama bizimle iletişime geçmiyor. Sayın Başbakanın bizimle iletişimde olunduğuna dair yanlış bilgilendirildiğini düşünüyorum. Hiçbir aşamasına dahil edilmediğimiz görüşmeler yürütülüyor.