Ahmet Altan`ın `yargı yetisi`ni paylaşarak – (Kürşat Bumin)

0
123

`Haksızlık mı ediyor acaba Taraf başyazarı?` diye düşündüğümden elime geçen gazetelerde ben de hızlı bir tarama yaptım. Yazar haklı, gerçekten de gazetelerin konuya ilgisizlikleri had safhada. Hatta bir zamane gazetesinin internet sitesinde

Ahmet Altan (Taraf, 24 Temmuz 2012): `İşkenceden mahkûm olmuş bir polis şefi İstanbul`da üst düzey bir göreve atanıyor. Mahkemede mahkûm olmuş. Yetmemiş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`nde de Türkiye bu `davaları` yeterince iyi sorgulamadığı ve gereğini yapmadığı için suçlu bulunmuş. İşkenceye uğrayan, ırzına geçilen kadınların anlattıkları korkunç. Medyanın, ne işkence mahkumu olan polisle, ne de `işkenceden mahkum olan polisi` terfi ettiren siyasi iktidarla bir sorunu yok. Bu ülkenin medyasına böyle bir tayin normal gözüküyor.`

`Haksızlık mı ediyor acaba Taraf başyazarı?` diye düşündüğümden elime geçen gazetelerde ben de hızlı bir tarama yaptım. Yazar haklı, gerçekten de gazetelerin konuya ilgisizlikleri had safhada. Hatta bir zamane gazetesinin internet sitesinde son atamalarda terfi alıp İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı`na atanan emniyetçinin adını yazıp hızlı bir arama da yaptım. Karşıma (atama dolayısıyla geçilen) şu bilgi çıktı: `Sedat Selim Ay teşkilatta terör uzmanı olarak tanınıyor.`

Altan`ın dediği gibi `ırzına geçilen kadınların anlattıkları korkunç.`

Sezgin Tanrıkulu, İçişleri Bakanı`nın yanıtlaması istemiyle bir soru önergesi vermeye hazırlanıyor. Önergesinden birkaç satır: `AİHM mahkûmiyetinde adı geçen işkenceden sorumlular hakkında iylem yapılmış mıdır- yapılmışsa sonucu nedir? İstanbul Emniyeti`ne ataması yapılan Sedat Selim Ay`ı görevden almayı düşünüyor musunuz? Ay, bu göreve işkenceyle ilgili sorumlulukları bilinerek mi atandı?`

Türkiye`yi işkenceden AİHM`de mahkûm ettiren mağdurlar `Bizzat o Filistin askısına aldı. Teşhis ettik ama ceza almadı` diyorlar.

Sedat Selim Ay`ın yargılandığı 1997/171 esas no`lu duruşma tutanağında Asiye Güzel tanık olarak konuşuyor: `Ben TİM-3 denilen görevlilerce ve bu davada mağdur olanlarla birlikte gözlem altına alındım emniyete götürüldüm. (…) Ben yakalandıktan sonra bu birimde ters ve düz askıya alındım. Gözlerim bağlı idi. Sesinden Bayram Kartal olduğunu anladığım kişinin emri ile tecavüze uğradım…`

Gözaltı sırasında taciz ve tecavüze uğrayan, ardından işkence gören mağdurlar `Polisler hakkında işkence davası açtık. Burada Sedat Selim Ay ve diğer polisleri teşhis ettik. Ancak mahkeme sonucunda çok hafif cezalar verildi. Daha sonra dava Yargıtay aşamasında düştü. AİHM`ye başvurduk ve Türkiye mahkûm edildi` diyorlar.

Konuyu gündeme taşıyan (`bütün gayretine rağmen maalesef taşıyamayan` desek daha mı doğru olur?) Taraf gazetesi mikrofonu Sedat Selim Ay`a da uzatmış. Ay, `Suçlamaların olduğu dönemde ben komiserdim. Çok da söz sahibi değildik` diyor. Ama verdiği röportajda sözlerini şöyle sürdürüyor: `Gazetede yer alan iddiayla ilgili 1996 yolunda yaptığımız operasyondan ceza aldığımız doğru. 11 ay 20 günlük bir ceza aldım. Bu olaydan iki ay sonra MLKP operasyonu yapmıştık. Bundan da ceza aldık`

Ama yeni İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı`na göre bu cezalar `haksız yere verildi.` Çünkü, `2002 yılında cezaya bakan hâkim, CHP`den aday olmak için istifa etmişti. Bir gün bu hakimin katibi bizi çağırdı ve şöyle dedi: `Bu adam size ceza verecek.` Neden diye sorduğumuzda, `Bu hâkim Yargıtay üyesi olacak ve size ceza verecek` dedi.`

Ne kadar inandırıcı, ikna edici bir açıklama bu böyle… Ay`ın yeni görevine atandığına dair mutlaka bilgi sahibi olan İçişleri Bakanı`nın konuya ilişkin akıl yürütmesi de böyle olsa gerek…

Ve sonra başlıyor o korkunç günleri anlatan Asiye Güzel`in ilk ifadesindeki `itirafları`. (Asiye Güzel`den söz ederken `Sünni bir aileye mensuptu` bilgisini vermesi de çok şaşırtıcı doğrusu…)

Röportajın dikkat çeken bir başka bölümüne de temas edelim: Çapa Tıp Fakültesi profesörlerinden Şahika Yüksel`in Gebze Cezaevi`nde kendi örgütünün üyeleri tarafından `delirtilen` (ben söylemiyorum, Ay anlatıyor) Asiye Güzel`de gözlenen `travmatik bozukluklar`ın tecavüz sonrası oluşan bozukluklara benzediği yolunda rapor vermesi üzerine, duruma el koyan Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu`nun atadığı iki müfettiş, raporda geçen `tecavüz olayının iftira olduğuna` karar veriyor. Ardından da -tabii ki- malum raporlarıyla Adli Tıp`ın olaya son noktayı koyması…

Toparlayacak olursak: `İşkenceye sıfır tolerans` gibi hepten manâsız (`manâsız`, çünkü `işkence` ve `tolerans` sözcüklerinin bu şekilde bir arada kullanıldığı bir cümlecik bugüne kadar kurulmamıştır) sözleri tekrar ederek günlerimizi geçirmek yerine `yerlisi`nden kurtulmuş olsalar da AİHM tarafından mahkûm edilmiş bir olayda adı geçen bir emniyet mensubunun bakanlığın elinde başka aday kalmamış gibi İstanbul`a `Terörle Mücadeleden Sorumlu` emniyet müdür yardımcısı olarak atanmasının tabii bir atama işlemi olduğunu kim açıklayabilir?

Dolayısıyla vazgeçtik hukuk, siyaset vesaireden…

Her şeyden önce `ahlâka` davetin yeridir şimdi.

O zaman biz de tekrarlayalım ünlü deyişi: EDEP Yâ HÛ!

 Yenişafak

———————————-
Kürşat Bumin
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI