Afrika Türkiye`yi ne çok seviyormuş! – (Abdullah Muradoğlu)

0
130

“Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Medialog Platformu”nun düzenlediği bir seyahat için Sudan`dayız. Osmanlı Kuzey Afrikası`na ilgi duyan biri olarak benim için bu seyahatin anlamı büyük.

“Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Medialog Platformu”nun düzenlediği bir seyahat için Sudan`dayız. Osmanlı Kuzey Afrikası`na ilgi duyan biri olarak benim için bu seyahatin anlamı büyük.

Yol arkadaşlarım arasında Murat Belge, Ankara Üniversitesi`nden antropolog Tayfun Atay, “El Cezire”den Ayşe Karabat ile “Star” gazetesinden Efe Selim Erdem var. Medialog Platformu Genel Sekreteri Erkam Tufan Aytam ve yardımcısı Fatih Ceran ise keyifli bir yolculuk duygusu yaşattılar bize.

Batı basınında yer aldığı biçimiyle Sudan ve benim gördüğüm Sudan arasında büyük farklılık var. “Nükleer silah üretiliyor” gerekçesiyle Amerikan uçakları tarafından bombalanan ilaç fabrikasının halini gördüm. Batı kamuoyunun uluslararası medya aracılığıyla bu yalana nasıl da inandırıldığını hatırlayınca bir kez daha irkildim.

Güney Sudan`ı Sudan`dan koparmak için sahneye konulmuş uluslararası baskılama senaryosundan başka bir şey değildi. Güney Sudan, Sudan`dan koparıldı ama Güney Sudan`ın kaderi bilinmezlerle dolu.

“Darfur Sorunu” ise bambaşka bir mecrada. Sorunun gerçekte ne olduğu konusunda da kafalar karışık. Yeni sayılabilecek bir sorun, Darfur. Bu kadar kısa sürede nasıl büyütüldüğü hakkında birbirinden farklı yorumlar dinliyorsunuz. İlk bakışta “Afrika” kökenli Müslümanlarla, “Arap” kökenli Müslümanlar arasında yaşanan bir sorun gibi görünüyor ama detaylara indikçe durumun hiç de göründüğü gibi olmadığını anlıyorsunuz.

Daha altta “dini” ve “ulusal” aidiyetleri aşan biçimde kabilevi reflekslerin önplana çıktığını gözlemleyebilirsiniz. Öte yandan sınıraşan kabile bağlarının komşu devletler bağlamında yarattığı gerilimler ve kimi sınır ihtilafları yüzünden ortaya çıkmış çok taraflı uzlaşmazlıklar da cabası.

Geriye dönüyoruz ve emperyalist devletler tarafından, kötü niyetle kağıt üstünde çizilmiş haritaların sömürge sonrasında bölge devletlerini biribirine karşı gizli ya da açık birer düşmana dönüştürdüğünü anlıyorsunuz.

Afrika`nın Çin, Rusya, Hindistan, Amerika ve İngiltere`nin ekonomik nüfuz savaşımına sahne olduğunu vurgulamam gerekiyor. Söylenecek çok söz var ama şimdilik geçelim.

Sudan`daki Türkiye..

Afrika`da Türkiye`ye en çok muhabbet duyan ülkelerin başında Sudan geliyor.

Hartum`da Türk ve Sudanlı işadamlarıyla bir araya geldik. “Türk Okulları”nın, “Kimse Yok mu Derneği”nin, “Türk Kızılayı”nın, “TİKA”nın Sudan`da kalıcı izler bıraktığını müşahede etmek ayrıca sevindiriciydi.

“Uluslararası Halklar Dostluğu Konseyi”`nden başta Ahmed Abdulrahman Muhammed ve Fatih Hasaneyn olmak Sudanlı işadamları Türkiye`nin yakın bölgesine ilişkin olarak giderek artan ilgisini heyecanla desteklediklerini ifade ettiler. Bunu bir `eksen kayması` olarak değil, tam aksine ortak tarihin doğal bir mecrası olarak görüyorlar. Cumhuriyet dönemi dahil ülkemizin tarihsel deneyimlerinin Afrika için ne kadar önemli olduğunu burada daha iyi anlıyorsunuz.

Afrika`nın Müslüman halkları nezdinde Türkiye`nin nasıl bir yer tuttuğunu anlamak için bu bölgeleri görmek lazım. Elbette Türkiye`nin birikimlerini Afrika`yla paylaşması dünya sisteminin yeniden ve daha adaletli biçimde inşasında çok önemli bir katkı sağlayacak. Bu bağlamda Sudan, Türkiye ve Afrika arasında bir köprü vaziyetinde.

Hartum`daki Türk Koleji`ni ziyaret ettik. Gördüğümüz manzara sanırım etkileyiciydi. Birbiriyle kaynaşmış Sudanlı çocuklar ve Türk çocukları aynı sınıflarda eğitim alıyorlar.

Aynı şekilde Anadolu`nun çeşitli bölgelerinden kalkıp gelmiş idealist öğretmenler ve Sudanlı öğretmenlerin ele vererek büyük bir özveriyle başlattıkları bu eğitim seferberliğinin semereleri farkedilir ölçülere ulaşmış bulunuyor.

Türk okulundaki Sudanlı öğrenciler okudukları şiirler ve türkülerle Anadolu`yu yaşattılar bize. Bir kız öğrencimizin Pir Sultan Abdal`dan okuduğu “Dostum, dostum” türküsü hepimizi çok duygulandırdı. Keza bir başka çocuğumuzun Mevlana`dan okuduğu şiir de bir o kadar etkileyiciydi. Afrika`nın göbeğinde bu türküleri, bu şiirleri dinlemenin tadı başka oluyor.

Darfur`da birileri var!

Gezimizin ikinci durağı “Güney Darfur”un merkezi “Nyala” idi. Şehrin girişinde “Türk Kızılayı”nın hastanesiyle karşılaşmak ilginçti bizim için. “Kimse Yok mu Derneği”nin merkezinde verdiğimiz mola ayrı bir güzellik oldu bizim için.

İki buçuk yıldır faaliyet gösteren “Kimse Yok mu Derneği”, Türkiye kaynaklı insani yardım kuruluşlarında hizmet veren gönül erlerinin uğrak yeri olmuş. Derneğin temsilcisi Bünyamin Özgür`ün eşi Ayşe Özgür Hanım`ı unutmamak gerekiyor. Ayşe Hanım`ın tek başına misafirlerine günde birkaç kez yemek çıkarması hakikaten büyük fedakarlık. Rol model arayanlar iki çocuğuyla beraber Afrika`nın göbeğinde hizmet veren Ayşe Hanım`a bakmalı bence.

Şimdiye kadar 7 bin kadar katarakt ameliyatı gerçekleştirmiş dernek ve ayrıca ilk etapta bin çocuğu barındıracak bir yetimhane binası inşa etmiş. Bir hafta içinde hizmete açılacak. Tv programcısı İkbal Gürpınar`ın Nyala`da yaptırdığı Sağlık Ocağı`nın hizmete geçmesini de Kimse Yok Mu üstlenmiş.

“Konya Ribat vakfı” günde 1300 kişiye yemek veren bir aşevi kurmuş. Darfur`da “İHH”nın açtığı su kuyuları ve kurban bağışları buralarda anlatılıyor.

Kimse Yok mu Derneği`nin karşısında ise “TİKA”nın merkezi var. TİKA tam teşekküllü bir hastane inşaatı başlattı. Kamplarda yaşayan Darfurlulara hizmet veren Türk Kızılayı Hastanesi`ni ziyaret ettik. 2006`dan bu yana 440 bin hasta tedavi etmiş. Gittiğimizde yüzlerce hasta adeta piknik havasında bekliyorlardı.

Kızılay doktorları ve personelinin performanslarına hayran kalmamak elde değil. 4 milyon nüfuslu Kuzey Darfur eyaletinde sadece 28 Sudanlı doktor var. Türk Kızılayı`nın 8 doktoru var ve günde 650 hastaya bakıyor. Türk Kızılayı ayrıca günde 600 kişiye bir öğün yemek veriyor.

Nyala`da “Birleşmiş Milletler Barış Gücü”nde silahsız olarak görev yapan polislerimiz de var. Onlarla da karşılaştık ve sohbet ettik. “Yüzbinlerce insan kamplarda yaşıyor. Burada herşeye ihtiyaç var, Türkiye`den ne gelirse gelsin, yeter ki gelsin, ne olur herkes denize bir taş atsın ” diye figan ediyorlar.

Türkiye`den kimi gördüysek gözyaşartıcı bir hizmet aşkına şahit olduk. Kısacası, “Türkiye” adı Darfur`da dostluğun, kardeşliğin, insanperverliğin bir nişanesi. Sevgili Darfur`umuzun bize çok ihtiyacı var. Hangi dünya görüşüne sahip olursanız olun, gelin denize bir taş da siz atın. Boşa gitmeyecektir.

Yenişafak

———————————-
Abdullah Muradoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI