Afganistan-Pakistan hattında yeni siyaset – (Beril Dedeoğlu)

0
126

Doğu Ege’de, Suriye’de, Irak’ta ya da Kuzey Afrika ülkelerinde olup bitenlerin ABD’yi dolaylı olarak ilgilendirdiğini, esas dikkatinin başka yerlerde olduğunu gösteren epeyce emare bulunuyor.

Doğu Ege’de, Suriye’de, Irak’ta ya da Kuzey Afrika ülkelerinde olup bitenlerin ABD’yi dolaylı olarak ilgilendirdiğini, esas dikkatinin başka yerlerde olduğunu gösteren epeyce emare bulunuyor.

Bu başka yerlerden birisi, Afganistan ile Pakistan. Gerek NATO operasyonları yoluyla, gerekse tek başına ABD yönetiminin bölgeye yaptığı müdahalenin maliyetinden kurtulmakta ısrarlı olduğu söylenebilir. Ancak bırakıp gitme olasılığı çok mümkün gözükmediğinden, biraz “ne ileri-ne geri” durumda kaldığı açık. Bu çıkmazdan kurtulmak için, Afganistan, Pakistan, hatta Yemen ya da Irak’ta yerleşmiş El-Kaide yanlılarını bertaraf etmek yerine, El-Kaide ve zaman zaman Taliban liderlerini ya da Bin Ladin sonrası sorumluluğu devralanları teker teker öldürme yöntemini seçmiş gözüküyor.

Bir hareketin lider kadroları öldürülünce, örgütsel bağın zayıflayacağı düşünülebilir; El-Kaide de kısmen böyle oldu. Ancak, lider öldürerek bir örgütü örgüt yapan dokunun ya da insanları örgüt etrafında bir araya getiren harcın ortadan kalkacağını düşünmek hatalı olabilir.

Lider avı

El-Kaide’nin liderinin de, ardıllarının da bulunup öldürülmesini olanaklı kılan kullanılan insansız uçaklar ve uzaktan kumandalı silahlar değil. Esas olan El-Kaide ve hatta Pakistan Talibanının “ABD karşıtı” pozisyondan beslenen ideolojik harcı karşısında “İslam karşıtı” olmayan bir ABD başkanı bulması. Bu, bir anlamda El- Kaide’nin direniş, karşı çıkış ya da saldırı gerekçelerinin güçsüzleştiği bir küresel dönüşüm anlamına geliyor.

El-Kaide ve özellikle Pakistan Talibanının ideolojik harcını zayıflatacak bir diğer durum ise, yabancılarla ya da kendi ülkelerindeki farklı iktidar odaklarıyla müzakere sürecine girmek zorunda kalmaları. Bununla birlikte, liderleri öldürüldükçe bu müzakerelerin sonlanma ihtimali artabilir, üstelik insanları birbirine yapıştıran harç da güçlenebilir. Anlaşılan o ki, ABD yönetimi bu riske rağmen El-Kaide ve bazı Taliban önderlerini bertaraf etme kararı vermiş.

ABD’nin bu stratejiye yönelmesinin arkasında, bu tür örgütlerle müzakere ederek bir yere varılamayacağı anlayışından çok, bu liderlerle müzakere eden başka oyuncular olmasından kaynaklanabilir. Diğer bir ifadeyle, Afganistan ve Pakistan’daki örgüt ya da kuruluş liderleri, ABD yerine başka oyuncuları dinlemeye başlamış olabilirler.

Sonuç şüpheli

Pakistan Talibanı ve El-Kaide’nin devletler arası keskin mücadelenin araçları haline geldikleri söylenebilir. Bu durumda da ABD’nin kendi öngörüleri dışında davranan “müttefikleri”ni bertaraf etmek yerine, onlarla kendisine rağmen ittifak kuranları bertaraf etmeyi seçtiği anlaşılıyor.

Sorun şu ki, bu politika Afganistan’da ve Pakistan’da iyi kötü NATO ve ABD’nin muhatabı olan kesimleri halklar nezdinde zor durumda bırakıyor. Bu liderleri bir yandan Taliban ve/veya El-Kaide çekiştiriyor, öte yandan ABD. Öte yandan bir diğer sorun ise, terör ve şiddetin lider öldürerek bitme ihtimalinin zayıf olması gerçeğinden çıkıyor. Örgüt ya da kuruluşları temsil edenler öldürüldükçe, müzakere edecek kimse ortada kalmıyor ve dağınık grupların daha fazla tehdit üretme ihtimali artıyor. Üstelik, ciddi başka hataların yapılma olasılığı da artıyor. Örneğin ABD’nin bu tür örgütleri dağıtmak için alternatif örgütler kurduğu, ardından onları da bertaraf ettiği ortaya çıkıyor. Bu bertaraf etme sırasında, kendi vatandaşlarını da yargılamadan infaz ettiğini öğreniyoruz.

Bu siyasetin sürdürülemez olduğunu Türkiye biliyor, ama nedense NATO içindeki müttefikler
Türkiye deneyimini hala ayrı bir yere koyma eğilimi içindeler.

 Star

———————————-
Beril Dedeoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Beril Dedeoğlu”]