Abdullah olmak – (Ramazan Kayan)

0
173

Oruç içsel bir eylemdir… Ruhi takviye, manevi tekamül, kulbi terakki oruç üzerinden sürdürülür…Bununda teminatı, takvadır… Zaten oruç sayesinde ittika imkanı oluşmuyor mu? Derununuzdaki defineleri

Oruç, oluşun, varoluşun yani yeniden dirilişin muştusudur.

Oruç içsel bir eylemdir… Ruhi takviye, manevi tekamül, kulbi terakki oruç üzerinden sürdürülür…

Bununda teminatı, takvadır… Zaten oruç sayesinde ittika imkanı oluşmuyor mu? Derununuzdaki defineleri

gün yüzüne çıkarmak, iç dünyamızdaki saklı değerleri keşfetmek oruçla mümkün…

“…Umulur ki bu sayede (oruçla) sakınırsınız (takva sahibi olursunuz)” (Bakara-183)

Takvasız insan takatsızdır. Ve de kendine ne tanımlayabilmiş, ne de tamamlayabilmiştir.

O halde, takvanın tanımı ve temini nasıl olacaktır?

Takva öncelikle bilgi ve bilinç işidir. Bunu şöyle formüle edebiliriz.

Kendini bilmek…

Rabbini bilmek…

Haddini bilmek…

Hesabını bilmek…

Bilmek insanın en güzel erdemidir. Ermek için bilmek lazım. Erimemek için bilgi lazım “Allah (cc) Adem’e önce isimleri (bilgiyi) öğretti” (2/31) Yine “Rahmen Kur’an’ı öğretti” (55/12)

Rahman’ın kulları ise Kur’an öğretisi ile cahiliyeyi izale ettiler…

Biliyoruz ki, tüm zamanların en büyük musibeti cehalettir. İslam’ın en köklü savaşımı cahiliyeye yöneliktir.

Ama önce bilgiyi sahileştimek.. bildilerimizi vahiyle sağlanmasını yapmak… Kabullerimizi mutlak bilgi ile teşhis etmek… Doğrularımızı yeniden tesbit etmek..

Değerlerimizi mutlak bilgi ile teşhis etmek…

Zanna değil, Hakka tabi olmak…

Muğlak olana değil mutlak olana yönelmek

Meşkuk ve meçhul olanda değil malum, maruf ve meşru olanda karar kılmak durumudayız.

Bize bilginin hakikatından önce, hakikatın bilgisi lazım…

Belki bugün bilgiye ulaşmak kolay, ancak ulaştığımız bilgi bizi nereye ve kime ulaştırıyor? Sorusuna cevap bulmamız gerekiyor.

Bilgi piyasasına baktığımız zaman görünen tablo:

Bildiklerini zanneden cühela..

Bildikleri ile bilgiçlik taslayan nadalar..

Bildikleri ile parsa toplayan ve kendilerini pazarlayanlar..

Bilgi ile kendilerini dolduran ve donduran bilginler…

Şükür ki, bilgi ile belamlaşanlara karşı bilgeler var…

Evet, vahyin bilgisine dayalı bir biliş ile insan önce kendini bilecek… Aczini, zaafını, fakrını, cehlini, zulmünü, hırsını, hevasını bilecek…

Niçin yalnızlaştığını, yabancılaştığını, yozlaştığını, çamurlaştığını görecek… Kendi teyanını hazırlayan ama hüsranını görmeyen insana kurtuluşun tek yolunun kendini “La ilahe illallah” ile yeniden kurmak olduğunu gösterebilmeliyiz.

Özgürlüğün, adaletin, ahlakın, hakikatın ve insaniyetin nihai manifestosunun tek bir cümleye; La ilahe illallah’a yüklendiğini güncelleyebilmeliyiz.

İnsanın sukunu, surunu, huzuru bu kelimelerde…

İstikbar ve istiğna laneti içinde iyice insanlıktan uzaklaşan insanın, yeniden insan olmasının şifresi; tevhid ve takvadır.

Habire yeni şeyler icat eden insan, kendini inşa etmeye fırsat bulamadı.

“Benlik zindanı”nda bunalan insan yalnız ve güvensiz…

Ruhunu yitiren insan yorgun ve umutsuz…

Aslında insan bunu aşabilecek potansiyele sahiptir.

Özüne döndüğü zaman, önünü görebilecektir.

Unutmayalım ki; kendini bilmek, furkan, burhan, basiret, hikmet ve iman işidir…

Rabbini bilmek… Kendini bilen, Rabbini birler ve O’nunla birlikte olmanın yollarını arar… Öncelikle O’nu kendini bildirdiği gibi bilmek..

Allah tasavvurumuzun temelinde Kur’an olmalı…

Rabbini bilmek… Kendini bilen, Rabbini birler ve O’nunla birlikte olmanın yollarını arar… Öncelikle O’nu kendini bildirdiği gibi bilmek… Allah tasavvurumuzun temelinde Kur’an olmalı…

Rabbini hakkıyla bilenler rabbanilerdir… Onlar Rabbe ram olmuşlardır… O’ndan razı olmuşlardır…

O’na rabt olmuşlardır…

Çünkü onlar Rableri ile barışıktır.. Onlar O’na bağımlıdırlar.. Onlar alemlerin Rabbi ile birlikte olma derdindedirler…

O’nu bilenler O’na taraf oldular… Vahyine tabi oldular…

Rasulünü takip ettiler… Rızasını talep ettiler…

Haddini bilmek… Haddini aşan insanda hayır yoktur… Huzur yoktur… Bireysel özgürlüklere sığınarak had, hudud, sınır, ilke, ölçü, kriter, değer tanımayanların hali gözler önünde…

Sınırları zorlamadaki cesaret, haddi aşmadaki gayret cehalet ve gaflet değilse nedir?

Cürüm işlemedeki bu cürete ne dersiniz?

Yasakları bir defa delmenin ne zararı olacak? Sınırları bazen ihlal etmenin ne mahzuru var?

Adem ve Havva “yasak ağaç”’ın meyvesinden bir defa yemekle neler oldu bilinmiyor mu?

İsyana alışık haramla barışık hayatların geleceği yoktur…

Evet, önemli olan haddini bilmektir… Yani O’nun “dur” dediği yerde durmaktır.. “Ol” dediği gibi olmaktır…

“Öl” dediği şekilde ölebilmektir…

“Yasak ağaçlara” iştahlanmamak… “Cumartesi balıklarına” yönelmemek… Talut’un uyardığı “nehir”den kana kana içmemek…

Canının istediği gibi değil, Rabinin istediği gibi yaşamak…

Hem de çağın gereklilikleri, yasal zorunluluklar, piyasa koşulları demeden, bunu yapmak…

Hesabını bilmek… Müslüman her işte Allah’ı hesaba katan insandır…

Allah’ın hesaba katılmadığı bir hayat batıldır…

Allah’ın hesaba katılmadığı bir siyaset abesle iştigaldir…

Allah’ın hesaba katılmadığı bir ticeret fasittir…

Allah’ın hesaba katılmadığı bir kültür boştur…

Hesabını veremeyeceğimiz bir hayat bize ait olmamalı…

Çünkü herşey kayıt altında… Hesaplar üstü bir hesap var… O halde hesap günü, hesap vermekte zorlanacağımız; mal, makam, statü, kariyer, iktidar, eylem, yöntem, söylem, ev, evlilik, emval, evlat, emtia, iş, eş, kavga, sevda, dava, idida şimdiden bizden uzak olmalı…

Hesapsız-kitapsız bir yaşamın akibeti bayağılaşmak ve barbarlaşmaktır…

Kendini Rabbini, haddini, hesabını bilenler ise; arif oldu…

Akif oldu…

Abid oldu…

Alim oldu…

Yani Abdullah oldular…

 Özgün Duruş

———————————-
Ramazan Kayan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI