ABD Kanada’nın 90’lardaki durgunluğundan ders alabilir – (Paul KRUGMAN)

0
144

Yani, ABD işgücü piyasalarında hâlâ epey bir durgunluk mu var? Süregelen aşırı yüksek işsizlik oranlarını ve kriz önceki döneme göre nüfus bazında istihdam oranını düşününce absürt bir soru gibi gelebilir. Ama gene de soruluyor. Bunun

1990’ların Kanada’sı, bugünün ABD’si için iyi bir model: Yoğun depresyonda ve toplam talep eksikliğinden büyük sıkıntı çeken bir ekonomi. ABD, o dönemin Kanada’sı olmaya karşı direniyor.

Yani, ABD işgücü piyasalarında hâlâ epey bir durgunluk mu var? Süregelen aşırı yüksek işsizlik oranlarını ve kriz önceki döneme göre nüfus bazında istihdam oranını düşününce absürt bir soru gibi gelebilir. Ama gene de soruluyor. Bunun nedeni, kısmen, enflasyonun düşmesine dair kuvvetli kanıtlar göremememiz. Ama bu ne kadar geçerli bir kriter? Enflasyon hızla yükselseydi anlardım ama onu da göremiyoruz. Ve enflasyonun uzun durgunluk dönemlerinde düşük ama pozitif düzeylerde oyalandığına dair elimizde gayet sağlam kanıtlar var. Şunu da ekleyeyim: 90’ların başındaki Kanada vakası. Pierre Fortin’in 1996’da The Canadian Journal of Economics tarafından yayınlanan ‘Büyük Kanada Durgunluğu’ adlı klasik analizi. Kanada, nevi şahsına münhasır sebeplerle sıkı parasal ve mali politikalar uygulayarak istihdamda yoğun bir durgunluğa yol açtı (grafikte açıklanıyor). Ancak, gördüğünüz üzere, istihdam oranı nihayetinde düzeldi. Gayri safi milli hasılaya bakarsanız bu (eğer uzatılırsa) geçici bir döngüsel sıkıntılı döneme benziyor (verilere göre Kanada 2000 yılında aşağı yukarı önceki eğime dönmüştü). Peki, Kanada durgunluk sürdükçe deflasyona yönelik enflasyonsuzluğu yaşadı mı? Aslına bakarsanız, hayır. Ekonomi 90’ların sonuna dek kapasitesinin epey altında seyretmesine karşın enflasyon dalgalandı.

Ve ücretler hiçbir zaman düşmedi; aksine yükselmeye devam ettiler. Fortin bu fenomeni düşmeye karşı direnen nominal direnç ve dağılıma bağlıyor. Bence 90’ların Kanada’sı bugünkü ABD için iyi bir model: Yoğun depresyonda ve toplam talep eksikliğinden büyük sıkıntı çeken bir ekonomi. Bu duruma düşmeye direnen bir ekonomide aslında o kadar fazla oranda durgunluk olmadığı sonucuna varılabiliyor. Bunu test etmenin yolu ise talebi artırıp sonucun ne olacağını görmektir. Evet, eğer yanılıyorsam (ama yanılmıyorum!) bazı riskler söz konusu ama bu riskleri ortada bir sebep yokken ekonomiyi depresyonda tutmanın riskleriyle kıyaslayın bir.

Tasarruf zamanı hiç geçmez

Ulusal Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü Yöneticisi Jonathan Portes, iyi bir noktaya değinmiş: Kredi kurumları Britanya’nın kredi notunu yükselttiklerinde David Cameron’un hükümeti bunu tasarruf politikalarının işlediğine kanıt olarak gösterdi ancak başarısız ekonomik performanstan dolayı düşürdüklerinde de bunu daha da çok tasarrufa ihtiyaç olduğu şeklinde yorumlamışlardı.

Portes buna ‘Macbeth çıkarımı’ diyor: “Başka bir deyişle, madem Macbeth halihazırda Duncan ve Banquo’yu öldürdü, o zaman durmaktansa devam edip McDuff ve ailesinin öldürülmesini emretmek daha iyi olur.” Portes’in yazısı şöyle devam ediyor: “Yani, yanlış yönetilen politikalar gereksiz bir ekonomik zarara yol açmış olsalar dahi, o zarar (ekonomist ağzına dönelim) batık maliyettir ve ileride çekeceğimiz sıkıntı yolumuzu değiştirirsek çekeceğimiz sıkıntından daha azdır çünkü o zaman finans piyasalarının tepkisinin negatif olma olasılığı var.” Bu arada, ekonomist Adam Posen, Ulusal Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada, Britanya’nın neden ABD’den daha kötü durumda olduğunu gayet dikkatli ve sağduyulu şekilde anlattı: Tasarruf yüzünden, aptallar. (Bunu parlamento ağzına çevireyim: Saygıdeğer aptal vekiller bunun tasarruf yüzünden olduğunu anlamıyor mu?)

Arka Plan: Karşılaştırmak

Kanada, 90’lı yılların başında Büyük Bunalım’dan bu yana en etkili ekonomik durgunluğunu tecrübe etti. Resesyon teknik olarak 1991’de sona ermesine karşın, Kanada’nın işsizlik oranı yeni binyıla dek yüksek kalmayı sürdürdü. Bugün ABD, Büyük Bunalım’dan bu yana yaşadığı en büyük krizden çıkma aşamasındayken, ekonomis
tler iki durum arasında paralellik kuruyor. Quebec’teki Laval Üniversitesi’nden ekonomi profesörü Stephen Gordon ‘ABD’nin genel durumunun üzüntü verecek şekilde benzer olduğu’ saptamasında bulundu.

Kanadalı ekonomist Pierre Fortin’in analizi bu tartışmada bir mihenk taşı sayılabilir. 1996’da The Canadian Journal of Economics’te yer alan ‘Büyük Kanada Durgunluğu’ adlı makalesinde Fortin, ülkesinin ekonomik açıdan sıkıntıda geçirdiği dönemin etkilerini açıklıyor. Fortin’e göre, ekonomik bazda belirleyici faktörler ‘para arzının kısılmasına yönelik eski tip para politikaları ve daha yakın zamanlarda teşvik edilmiş olan sıkı maliye politikaları’ idi. Diğer bir deyişle, Kanada hükümetinin getirdiği tasarruf tedbirleri ve yüksek faiz oranları iç talebi ve istihdamı olumsuz etkiledi. Acılı bir kurtuluş süreci ise nihayetinde istihdamsız kurtuluş denilen duruma yol açtı. “Sanırım eğer ABD’nin 2010’larda yaşayacağı tecrübe bizim 90’larda yaşadığımıza benzerse çok şanslı sayılacaklarını söylersem buna itiraz eden olmaz.”

Gordon, Şubat 2010’da, Worthwhile Canadian Initiative adlı ekonomi blog’unda böyle demiş. ABD’nin muhtemelen kaynaklarını inşaat ve finans dışındaki sektörlere kaydırmak durumunda olacağı görüşünde. Konvansiyonel ekonomik teori işgücü piyasalarında durgunluk olduğunda ya da istihdam olanağından fazla işçi olduğunda fiyatların düşeceğini söylese de, ABD’de böyle olmadı; 90’larda Kanada’da da böyle olmamıştı.

‘Kaçık rejiminde’ kararları zenginler verir

TImothy Noah, The New Republic dergisinin 19 Nisan tarihli sayısında ilginç bir noktaya değinmiş: Yüce Mahkeme’nin kararının sonucu, en azından şu ana dek, siyasete şirketlerden değil, bir grup kaçık milyarderden para akmasını sağladı. Noah “Foster Friess (yatırım fonları), Harold Simmons (kimyasallar ve metaller), Bob Perry (inşaat) ve Sheldon Adelson (kumarhaneler) gibi süper zengin ve sıkı sağcı kodamanlar ‘süper PAC’ denilen bu yeni araç sayesinde servetlerini politik sürecin işleyişini kontrol etmek için kullanıyorlar” diye yazmış; analizinin başlığı da ‘Amerika’nın Kaçık Rejimi’. “Milyonerler ve milyarderler ‘süper PAC’ grupları sayesinde belli bir aday için sınırsız miktarda para harcayabiliyorlar. Öyle ki, bu gruplar rutin olarak Cumhuriyetçi aday adaylarının resmi kampanya bütçelerinden daha fazla harcama yapmaktalar” diye devam etmiş.

Benim bu noktada düşmek istediğim not ise zaten on yıllardır Noah’ın tanımladığı şekliyle ‘kaçık rejimi’ altında yaşıyor olduğumuzdur. Deli zenginlerin seçimlere doğrudan müdahale etme imkanları kısıtlıydı ama düşünce kuruluşlarını finanse etmeleri, itaatkar politikacılara arpalık sağlamaları ve benzeri konularda bir sıkıntıları yoktu. Ve ‘kaçık rejiminin’ süregelen iktidarı şu anda içinde bulunduğumuz duruma dair çok şey anlatıyor. Zengin kaçıkların parası sayesinde kötü fikirler asla gözden düşmüyor; hatta pratikte işe yaramadıkları tekrar tekrar ispatlansa dahi bazen güçleniyorlar da. Zenginlerin vergilerini indirirsen harika şeyler olacağı ve yükseltirsen korkunç sonuçlar vereceği görüşü, Clinton ve Bush’un yaptıklarına rağmen, Cumhuriyetçiler arasında her zamankinden daha yaygın. Küresel ısınma sürmesine rağmen inkar politikası gittikçe güçleniyor. Ve bu, o zengin kaçıkların kişisel çıkarlarıyla ilgili bir konu da değil; ekonomi gelecek yıllarda depresyonda olmayı sürdürür veya gezegen yaşanamaz hale gelirse onlar da acısını çekecekler. Ancak bunların inanmamayı seçtikleri gerçekler ve bu yönde ayırdıkları kaynaklar sağ olsun, pek çok insan aynı at gözlüklerini takıyor.

ARKA PLAN: Zenginlik

Siyasi zenginlik

ABD Yüce Mahkemesi, Ocak 2010’da vatandaşların Federal Seçim Komisyonu’na karşı açtıkları davada tarihi bir karar alarak, şirketlerin ve sendikaların siyasi kampanyalara para yardımı yapmalarını kısıtlayan kuralları ifade özgürlüğünü kısıtladıkları gerekçesiyle değiştirdi. Kasım’daki başkanlık seçimi yaklaşırken bu karar ‘süper PAC’ denilen grupların oluşmasını sağladı. Bu bağımsız gruplar bağış toplayarak adayları desteklemek veya rakiplerine saldırmak için sınırsız harcama yapma imkanına sahipler. Ancak ‘süper PAC’ grupları milyonlarca dolar harcayadursunlar, fonların çoğu, şirketler veya sendikalardan gelmiyor. Bu seçim dönemindeki bağışların büyük bölümü milyonerler ve milyarderlerden oluşan küçük bir grup kaynaklı ki, bunların çoğu da muhafazakarları destekliyor. Aslında ‘süper PAC’ grupları Cumhuriyetçiler’in başkan aday adaylarının seçilmesi sürecinde adayların resmi kampanya bütçelerinden daha çok harcama yaptılar. Buna dikkat çeken ise konuya dair bir analiz yazan The New Republic editörlerinden Timothy Noah oldu: “Her iki parti de ‘süper PAC’ oluşturabilmelerine karşın, şu ana dek Cumhuriyetçiler, Demokratlar’a tur bindirdiler.” Yüce mahkemenin kararını alaya alan Cumhuriyetçiler de var. Cumhuriyetçi Senatör John McCain “Yüce mahkemenin yaptığı şey kibir, naiflik ve aptallığın bir bileşimiydi” dedi.

 

Star


———————————-
Paul KRUGMAN
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI