9. Öğretmen Sempozyumu 3. OTURUM

0
157

“Yeni dönem, yeni öğretmen, yeni nesil” üst başlıklı 9. Öğretmen Sempozyumu 3. Oturum

Programın 3. Oturumu Eğitim Bir-Sen Genel Başkan Vekili Latif Selvi’nin moderatörlüğünde başladı.

Selvi, öğretmenlerin alan sınavı, kpss, hizmet içi eğitim gibi pek çok sınavdan ve aşamadan geçirildiğini belirterek, “merkeze öğretmenin alınması güzel ancak eğitimin tüm sorunları öğretmenlere yüklenmemelidir” dedi. Batıya karşı şiddetli bir eleştiri, geçmişe karşı aşırı bir öykünme olduğunu vurgulayan Selvi, “Geçmişte güzel şeyler yaptık. Ancak beşeri olan hiçbir şey mükemmel değildir” dedi. Medeniyet de beşeri bir kavramdır ve tüm medeniyetler de bir şekilde birbiriyle etkileşimde bulunmuştur. Dolayısıyla eleştirilerimizi sıralarken  mevcut sorunlarla ilgili çözüm önerimiz de olmalı” dedi.

 

Selvi’nin ardından, "Akademik Başarı Kıskacından Yeni Nesle" başlıklı bir konuşma yapan Yrd. Doç. Dr. Ahmet Taşkesen, günümüz gençliğinin idealsizleştiğini vurgulayarak, “Gençler genellikle fazla iyimser bir tavır içinde, çok başarılı olmak, çok para kazanmak hatta mümkünse şöhret de olmak gibi hayallere sahipler. Bugün artık birçok aile çocuklarını terbiye etmenin onlara zarar vereceğini düşünüyor. Terbiye mekanizması çoğunlukla ıskalanıyor. Bir zamanlar çocuklardan itaatkar, dine bağlı bir çocuk olması istenirken, bugün çocuklardan başarılı ve özgüveni yüksek olmaları bekleniyor. Derslerinde gereken başarıyı gösteremeyen çocuğa ailesin tutumu da değişiyor. Ebeveynler çocuklarının bu amaçlara ulaşması için de varını yoğunu harcıyor. Ergenlere verilen en önemli tavsiyelerden biri de, "kendin ol, halbuki eskiden bu "kibar ol, efendi ol, haddini bil” gibi tavsiyelerdl. Bu eğitim sisteminde "başarı" odak bir kavram haline geldi. Öğretmenler, ebeveynler tüm çabalarını çocukların yüksek notlar almasına bağlamamalı" dedi.

"Yaşam Becerileri Eğitimi" başlıklı konuşmasında Mehmet Dinç, gençlere kazandırılması gereken yaşamsal becerilerini anlattı. Dinç, "Gençlerde gördüğümüz çok ciddi bir sıkıntı var; tutunamıyorlar. Hayata tutunamıyorlar. Geçen yıl sosyal medyada en çok paylaşılan içeriklerden birisi, merhaba intihar edelim mi, başlıklı bir mektuptan size bahsetmek istiyorum. Mektubu yazan kişi 24 yaşında. En başından itibaren hayatını anlatıyor; İkokuldan, üniversiteye kadar. Mezun oldum ama bir türlü istediğim gibi bir iş bulamadım. Sonunda, bir göz odanın kirasını verebilecek bir işi zar zor buldum. Keşke doğalgaz faturasını da ödeyebilseydim. Ve her gün ağlıyorum, diyor. Esasında yaşadığı şeyler bir felaket değil, açlık, kıtlık yada savaş yaşamıyor. Ama buna rağmen bir insan bu kadar hayata küsmüşse, bu kadar dayanıksızsa, hayatla bağlarını bu kadar gevşek bağlamışsa, burada bir problem var ve bunun üzerinde durmamız gerekiyor. Dolayısıyla yaşam becerisi, şairin dediği gibi; Yaşamak umurumdadır. Evet, yaşamak umurumuzda olmalı. Aldığı her nefesin hesabını vereceğini bilen insanlar yetiştirmek zorundayız. Kazandıracağımız ilk becerinin bu olması lazım" açıklamasında bulundu. 

Menşure Özhazar, "Bir Eğitim Modeli Olarak Eke" başlıklı konuşmasında, eğitimin ailede başladığının altını çizdi ve şu açıklamalarda bulundu;

"Anadolu Platformu'nun mensupları yalnız bugün değil bundan önce de her zaman eğitimi öncelemiş ve enerjisini hep bu noktaya yoğunlaştırmıştır. Toplumun geleceği olan çocukların eğitimin de öncelikli olarak görmektedir. Çocuklarımızın başarısını sadece akademik başarı olarak görmek en büyük hatamız olacaktır. Çocuk gelişiminde, eğitiminde ailesinin ve çevresinin rolü pedagojinin verileriyle bilinen ve kabul edilen bir gerçektir. Karakter eğitimi çocuğa ailesinde bilgisi dahilinde akran grubu ve sosyal çevre imkanı verir. Çocuk aileye ve hayata bambaşka bir anlamlar katar. Çocuk sabırdır, rahmettir, berekettir, gelecektir. Nasıl baktığımızla ilgilidir bu.Bir noktadan bakarsanız zahmettir.  Başka bir yerden ise rahmettir.İnanılmaz derecede etkin bir öğretmendir. 

Tüm çocuklar kar taneleri gibidir. Hiçbiri diğerine benzemez ve bize başka şeyler öğretir ve tecrübe katar. Bir çocuğun yeteneğini ortaya çıkarma başarısı bir öğretmene inanılmaz duygular katar. Bu bağlamda EKE çalışması aileyi ve çocuğu merkeze almış, programın olgunlaşmasında ve aşamalarının tamamlanmasında bu noktaları göz ardı etmemiştir. Anadolu Platformu'nun yaptığı EKE çalıştaylarında büyük bir çoğunlukla, özellikle atölye çalışmalarında su sonuca varıyoruz ki; aileyi ve çocuğu içine katmadığımız eğitim çalışmaları tam olarak istenilen sonuca vardırmıyor bizi.

 

EKE modelini açıklayan Özhazar, çocuklara değerler eğitiminin verilmesi gerektiğini belirterek, çocuklara olgunlaşmaları için fırsatlar verilmesi gerektiğini vurguladı.

 

Özhazar, "EKE çalışması kurumsal olarak Anadolu Platformu'nun mensupları için eğitimin ilk basamağı olmuştur. EKE çalışmasında önce ahlak sonra bilgi amaçlanmıştır.Ahlaklı ve erdemli gençler yetiştirmezsek toplumda bilmem kaç kişinin müslüman olduğunu falan sayıda kişinin şu kadar camilere gittiğinin bir anlamı kalmaz. Bilgi yığınlarını ezberleyen değil onları hayata taşıyan iyiyi-kötüyü bilen ama doğru olanı tercih etme yeteneğine sahip çocuklar yetiştirme gayretinde olmalıyız. Evlerimiz topluma açılan pencerelerdir. İnançsız toplum yoktur. Bireysel olarak inançsız olabilir. Ama tamamı hiç bir şeye inanmayan topluluğa rastlanmaz.Değişen yaşam koşulları malum. Anne babanın çalıştığı, çok küçük yaşlarda bazen mecburiyetten bazen eğitim niyetiyle çocuklarımız evlerinin dışında farklı mekanlarda büyüyor. Burada bunun gerekliliği ya da olup olmadığını tartışmak niyetinde olmamakla beraber gerçekler üzerinden değerlendirme yapmamız gerekir diye düşünüyorum.

 

Çocuklarımızı hayata hazırlamalıyız. Şimdilerde çocukları büyütüp biraz daha dışarıdan gözlem yapabilme imkanı buluyor insan. Evlatlarımızı mutlu etme adına onları sanki gereğinden fazla koruyup kollama çabasında olduğunu görüyorum bazı ailelerin. Her dediği yapılan, "hayır" nedir bilmeyen, yaşına uygun olup olmadığına bakılmaksızın her konuda tercihin kendisine bırakıldığı çocuklar. O kadar hayatın merkezine yerleştirdik ki onları adeta kendilerine mahrum ettik. Sadece kendini düşünen, paylaşmayan çocuklar yetişiyor. Olgunlaşmalarına fırsat vermiyoruz. Teknolojik aletleri kullanırken çok zeki olduklarını anlatıyor, gözlemliyoruz fakat çorabını giyemeyeceğini düşünüyoruz.

 

Bu çalışmalarda çocuklarımız, problem çözmeyi, paylaşmayı, emanet bilincini, sabrı ve sorumluluğu, değerleri yaşamda kullanmayı öğrenmektedir. Müfredatımızda hazır, altyapı çalışmaları tamamlanmış bir program mevcuttur. Uzun yıllardır devam eden bu çalışma ve eğitim sisteminden çok kıymetli gençlerimiz yetişmiştir. Bir çoğu şimdi EKE birimlerinde, komisyonlarda başkan, yardımcı, sorumlu ya da eğitmen olarak çalışmaktadır" dedi.