8.Öğretmen Sempozyumu Sonuç Bildirisi Yayınlandı

0
115

Türkiye’nin eğitim meselesine ışık tutacak birçok konunun irdelendiği sempozyumun sonunda bir sonuç bildirgesi yayınlandı.

 

Anadolu Platformu'nun ülkemizin 60 ilinden 350 öğretmenin katılımıyla düzenlediği “Yeni Türkiye’nin Eğitim Paradigması ve Sivil Toplum” üst başlıklı 8. Öğretmen Sempozyumu sona erdi.

Türkiye’nin eğitim meselesine ışık tutacak birçok konunun irdelendiği sempozyumun sonunda bir sonuç bildirgesi yayınlandı. Yayınlanan sonuç bildirgesinin tamamını aşağıdan okuyabilirsiniz.

ANADOLU EĞİTİM VE DAVET GÖNÜLLÜLERİ PLATFORMU

8.ÖĞRETMEN SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRİSİ

 

(3-4 MAYIS 2014 GAZİANTEP)

 

Ülkemizin 60 farklı ilinden, 350 eğitimcinin katılımıyla gerçekleşen “Yeni Türkiye’nin Eğitim Paradigması ve Sivil Toplum” üst başlığının konuşulduğu 8. Öğretmen Sempozyumunun sonuç bildirisidir.

Cumhuriyet tarihi boyunca gelenekle pozitivizm arasındaki çatışma, aydın-halk kopukluğu olarak isimlendirildi. Devlet, toplumu biçimlendirmek için pozitivizmi adeta ideolojik bir silah olarak kullandı.

Pozivitist eğitim anlayışı ile çocuklarımız ve gençlerimiz öz benliğinden koparılmış, başarılı ve öz değerleriyle barışık bireyler yetiştirilememiş, “yetiştirilmiş” olarak düşünülen insanlar ise toplumun genleri ve değerleriyle uyum sağlayamamış; devlet ve millet arasında sürekli bir kavga hali yaşanmıştır.

Gelenek ve modernizmin çatışması altında eğitim sistemimiz savrulmuştur. Aslında eğitim sistemimizin kodlarının bizim irademizle şekillenmemiş olması sürekli sorunların kaynağı olmuştur.

Bugün artık Türkiye'miz gelenek ile modernite, ahlak ile hukuk, bireysel kimlikler ile kolektif aidiyet arasında yaşadığı gerilimlerin ürettiği külfetten kurtulması gerekmektedir.

Köklerimizde var olan bütüncül ve evrensel inanç, tevhidi bakış ile akli ve ahlaki ilkelere dayanan bir varoluş biçimini yeniden hayata geçirmeliyiz.

Bir taraftan eğitim sistemini inşaya doğru yol alırken diğer taraftan muhasebeye devam etmeliyiz. Kendimizle yeniden barışırken dünyayla yabancılaşmayan bir yaklaşımla hareket etmeliyiz.

Yeni Türkiye’de eğitimi ortak bir paradigma ile disipline etmek için daha derinlikli çalışmalara ihtiyaç var. Yeni Türkiye’nin eğitim felsefesi, Tevhid-i Tedrisat ile darbeler döneminin anlamsız ve günü geçmiş mevzuatları çerçevesine sığdırılamaz. Bu yüzden mevcut eğitim sistemini kökten, paradigmatik bir bakış açısıyla ele almalı; öğretmen, öğrenci, idareci ve müfredat tartışılmalı, bir taraftan da yol almalıyız.

Her gelenin yeniden yazboz yaptığı bir sistemle Milli Eğitimde ilerleme olamaz. Daha uzun soluklu politikalar belirlenmeli, yapılanın üzerine koyarak devam etmeliyiz.

Uzun bir zamandır bilgi ve fikir üretim havzalarımız çoraklaştı. İmansız, iddiasız ve idealsiz nesiller türettik. Eğitim sürecinin sağlıklı sonuçlar vermesi bir yönü ile de eğitimcinin donanımına, birikimine ve duyarlılığına bağlıdır.

Eğitim sistemimizi insan odaklı hale dönüştürmeliyiz. Geçmişinden ve insanlık birikiminden ilham alan, ancak ayağı bu güne basan ve gözü sürekli ufukta olan bir eğitim anlayışını büyütmemiz gerekir.

Gönül coğrafyamızı, tarihi köklerimizi dikkate alan yeni bir toplumsal muhayyileye ihtiyaç var. Bu ufku anlayan ve bu yetenekleri geliştirerek örgütleyip ileriye taşıyan bir eğitim paradigmasını oluşturmalıyız.

İnsani ve iktisadi değer üretmeyen eğitim, sadece diplomalı işsizleri ve sorumsuzları çoğaltmaktadır. Yeni paradigmayı bu sorunları çözecek şekilde oluşturmalıyız.

Eğitim, boşlukta gelişmez. Unutmayalım ki, batıyı taklit etmek bizi geliştirmedi, bağımlı hale getirdi, özgüvenimizi ve kültürümüzü kaybettik. Özgüvenimizi yeniden yakalayabilecek bir paradigmaya ihtiyacımız var.

Eğitimi ve kurumlarını devletin hegemonyasından ve iç çatışmalardan kurtarıp tartışmaya; farklılıklara ve farklı görüşlere açık olan, düşünen, akleden nesiller yetiştirmeye öncelik vermeliyiz.

Yeni bir paradigma arayışı içerisinde öncelikle insan tanımımıza tekrar bakarak nesne- değer ilişkisini gözden geçirmemiz gerekmektedir.

Eğitimin yeni Türkiye’si “bireyin” insana dönüşme süreci olmalıdır ve yeni paradigma yaratılış ahlakına uygun olmalıdır.

Şayet yeni paradigma kendi değerlerimizden kaynaklanacaksa mutlaka kendi değerlerimizi taşıyan kadim kavramlarımızdan yararlanılmalıdır.

Dünyanın büyük bir köye benzediği günümüzde, çocuklarımıza değerlerimizi benimsetmek giderek büyük bir önem kazanmaktadır. Eğitim sistemimizin belki de en yetersiz ve işlevsiz kaldığı alan sahip olduğumuz değerlerin yeni kuşaklara aktarılamaması hususudur.

İnsani değerlerin önemini yitirmesi; bireyci, kendini beğenen, günlük mutluluk ve çıkarlarının peşinde koşan, vaktinin önemli bir kısmını sanal âlemde tüketen, yaşanan hayattan ve aileden kopuk; gerçek sevgiden yoksun, geçmişle ilgilenmeyen, geleceğe ilgi duymayan; sonuca ulaşmak için her yolu mubah gören, bir neslin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu temel sorunun çözümü için acil önlemler alınmalıdır.

Geleceğin Türkiye’sinin inşa olunduğu bu süreçte birbirini anlayan, birbirinin hukukuna saygı gösteren bir neslin yetişmesi için müfredattan “Militarist Düşüncelerin” arındırılması gerekir.

Eğitim sistemimizin daha demokratik ve sivil bir yapıya kavuşması, velilerin çocuklarının eğitimi konusunda seçme hakkının olması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Eğitim, ideolojik olmaktan çıkarılıp, dönüşüm aracı olarak değil, gelişim aracı olarak tekrar dizayn edilmeli, bilginin amacının aydınlığa kavuşturulması sağlanmalıdır. Eğitimde insanın hayata vereceği gerçek anlam merkeze alınmalıdır. İnsanın dünyadaki asli vazifesi “İyilikleri çoğaltıp, kötülüklere engel olmaktır.” ilkesidir. Bu ilkeyi, insanın eylemlerinin ve hayatının merkezine oturtacak bir anlayış hakim kılınmalıdır.

Okullar meta haline dönüşmemeli, terbiye ve şahsiyet kazandıran merkezler olmalıdır.

Tarihi derinliğimizi bugünün dinamiğine dönüştürürsek, bizde var olan medeniyet genini yeniden canlandırabiliriz.

Sivil eğitim; resmi eğitimin dışında kalan gönüllü ve bağımsız bir eğitimdir. Sivil Eğitim, erdemli, dinine bağlı, fıtratına uygun, marjinalleşmeden yaşayabilen, gerekli zamanlarda yaşanan gelişmelere müdahale edebilen, adil bireyler yetiştirmelidir.

Yeni Türkiye’de öğretmen; zihin dili, duygu dili ve davranış dillerini doğru kullanan, misyonunun sadece okulla sınırlı olmadığının farkında olan, yaşadığı zaman ve mekânın bilincinde ve kaygısında olup yeni sistemin zihin kodlarını oluşturabilecek öğrenciler yetiştirme sorumluluğuna ve donanıma sahip olandır.

Yeni Türkiye’nin eğitim paradigması oluşturulurken resmi ve sivil yapıların birlikte hareket etmesi hayati bir öneme sahiptir.

Yakaladığımız bu tarihsel fırsatın ıskalanmaması için tüm resmi-sivil kurum, kuruluş ve bireylerin duyarlı davranması ve sorumluluk alması gerekmektedir.