8-İSPANYOL GRİBİ (1918-1920)

Corona virüs bugün tüm dünyayı etkileyen bir hastalık oldu. Hiçbir sınır tanımadan hızla yayılması ve çok fazla ölüme yol açması tüm insanları tedirgin etmiş durumda. Ancak tarihte corona virüsten daha tehlikeli, daha ölümcül hastalıklar da söz konusu olmuştur. Salgınların en ölümcül olanlarından biri de hiç şüphesiz İspanyol Gribiydi.

İspanyol Gribi pandemisi tecrübesi, tıptaki ilerlemeler ve gelişen küresel iş birliği gibi farklılıklara rağmen, 100 yıl sonra bile koronavirüs salgınıyla mücadele açısından çok değerli dersler barındırmaktadır. Hiç şüphesiz bu tecrübenin iyi değerlendirilmesi bugün yaşadığımız sıkıntıların azalması ve aşılmasına katkıda bulunacaktır.

Metni değerlendirirken içerisinde bulunduğumuz koşulları da göz önünde bulundurmaya dikkat edelim.

İspanyol gribi ya da İspanyol nezlesi, 1918 – 1920 yılları arasında H1N1 virüsünün ölümcül bir alt türünün yol açtığı grip salgınıdır. 1918’de, devam eden I. Dünya Savaşı ile önce Avrupa sonra dünyanın birçok ülkesini saran salgın iki yıl boyunca “üç büyük dalga” halinde sürmüş büyük sosyal ve ekonomik yıkıma sebep olmuştur.

500 milyondan fazla kişiye bulaşması sonucu 18 ay içinde 50 ile 100-140 milyon arası insanın (o dönemde yaşayan dünya nüfusun %15’i) ölümüne sebep olarak insanlık tarihinde bilinen en büyük salgın olmuştur.

İspanyol Gribi adıyla anılmasına rağmen tarihte kayıt altına alınmış ilk vaka, 4 Mart 1918’de ABD’de Kansas’ta yaşanmıştır. Fuston kampında aşçı Albert Gitchel ateş, baş ağrısı ve öksürük şikayetiyle revire çıkmış, takip eden üç hafta içinde bu kamptaki 1.100 asker hastaneye kaldırılmıştır. Binlerce asker ise hastalığı ayakta geçirmiştir.

Savaşın devam ettiği günlerde ABD’den Avrupa’ya savaşmaya giden askerler hastalığı da beraberlerinde taşımış; yerel bir vaka küresel krize dönüşmüştür.

Hastalık Avrupa’da I. Dünya Savaşı’nın devam ettiği Fransa, İngiltere, İtalya ve savaşa girmese de İspanya’da o kadar hızlı yayılmıştır ki hiç kimse bir şey anlamamış tam anlamıyla bir şok yaşamıştır. Genç ve sağlıklı askerler hastalığa yakalandıktan sonra burun kanaması yaşamış ve çoğu 48 saat içinde nefes almaya çalışarak ölmüşlerdir.

Genç nüfus virüsün hedefinde olunca kamu işleri de önemli ölçüde aksamaya başlamış, ölen insanları kaldırıp gömecek insan dahi bulunamamıştır. Sokaklar ölülerle dolmuştur.

1918 ilkbaharında Fransız birliklerinin dörtte üçü, İngiliz askerlerinin yarıdan fazlası grip geçirmiştir. Mayıs ayında grip Kuzey Afrika’da, daha sonra Hindistan’ın Bombay kentinde görülmüş, haziran ayında Çin, temmuzda Avustralya’daki ilk vakalar ortaya çıkmıştır.

Savaşın son aylarında tüm dünyayı etkisi altına almış, hatta kimi tarihçilere göre dört yıl süren savaşın sona ermesinde önemli bir etken olmuştur.

İlk dalga diye nitelenen bu dönemde hastalığın belirtileri hafif ve süresi kısa olduğu gibi öldürücülük oranı da normal mevsim griplerinden çok farklı değildir. Belki de bu yüzden hiçbir ülkede ciddi önlemler alınmamıştır.

Ne var ki ağustos ayına gelindiğinde İspanyol Gribi ölümcül bir ikinci dalga olarak yeniden ortaya çıkmış, ABD, Avrupa ve Afrika limanları ve daha sonra Avrupa içindeki askeri hareketlilikler üzerinden yeniden yayılmıştır.

Altı haftaya yakın devam eden bu ikinci dalga Kuzey Amerika, Orta ve Güney Amerika’ya, Eylül’de Batı ve Güney Afrika’ya ve Avrupa’nın önemli bir kısmına yayılmıştır. Buradan Rusya’ya ve onun üzerinden Asya’nın kuzeyine ulaşmış ve kasım ayında Çin’de ikinci dalgaya yol açmıştır.

Hastalığın çok sayıda ölüme yol açması birçok ülkede sıkı karantina, hijyen ve izleme önlemlerinin alınmasını beraberinde getirmiş ve 1918’in aralık ayına gelindiğinde dünyanın hemen hemen tamamında grip salgını durdurulmuş görünmektedir.

Salgının etkisini kaybettiğini düşünen ve tüm uyarıları göz ardı eden Philadelphialılar, savaş sırasında askerlerin ve halkın gösterdiği çabayı onurlandırmak için bir geçit töreni düzenlemişlerdir. Tahminen 200.000 kişi bu törenlere katılmıştır. Sadece üç gün sonra Philadelphia’daki İspanyol gribi vakaları patlamış ve hastaneler ölmekte olan hastalarla dolup taşmıştır.

Buna karşılık, St. Louis şehri okulları, oyun alanlarını, kütüphaneleri ve kiliseleri önceden kapatmış, halkın sağlığı için önlemlerini en üst seviyede tutmuştur. 20’den fazla kişiyle düzenlenecek halka açık toplantılar bile yasaklanmıştır. Araştırmalar, St. Louis’in bu salgını Philadelphia’daki ölüm oranlarının yarısından bile az bir sayı ile atlattığını ortaya koymaktadır.

Yine Avustralya 1919 yılında güney yarımküre yaz mevsimini sürerken karantina önlemlerini kaldırınca salgın yeniden canlanmış ve hastalık buradan dünyaya tekrar yayılmaya başlamıştır.

Ocak sonunda savaş sonrası görüşmelerin sürdürüldüğü New York ve Paris de salgınla boğuşmaya başlamıştır. Bu son dalga sırasında daha az sayıda kişi hastalansa da hastalık aynı derecede öldürücü olmuştur.

1919 Mayıs ayında Japonya’da tam pandeminin son bulduğu ilan edilmişken, önlemlerin gevşemesiyle birlikte salgın yeniden baş göstermiş ve 1920 yılına kadar sürmüştür.

Savaş zamanı birçok ülkede hükümetlerin ölüm ve vaka sayılarını açıklamayı reddetmesi nedeniyle hastalığın yaygınlığı ve öldürücülüğünün boyutları tam olarak anlaşılamamıştır.

İspanyol Gribi’ne bir virüsün yol açtığı bile tam olarak 1930 yılında tanımlanabilmiş ve ilk virüsün laboratuvar ortamında ayrıştırılabilmesi 1933’ü bulmuştur.

Hastalığın adının İspanyol Gribi olarak kalması bile yanlış bilgiye dayalıdır. İspanya I. Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldığı için pandemiyle ilgili haberlerin basında serbestçe duyurulabildiği sayılı ülkelerden biriydi.

Gazetelerin birinci sayfalarında listeler halinde salgında ölenlerin isimleri duyuruluyordu. Bu nedenle dünyanın birçok yerinde hastalığın İspanya’da başladığı varsayılmıştır.

Koronavirüs salgınında olduğu gibi İspanyol Gribi pandemisinde de aşının ve bilinen bir tedavinin olmadığı ortamda salgını durdurmanın anahtarı önleyici tedbirlerin sıkı bir şekilde uygulanması olmuştur.

Salgına karşı ilk resmi önlemler hastalığın ilk ortaya çıkışından 6 ay sonra 1918 yılı ağustos ayında uygulanmaya başlanmıştır. Birçok Avrupa ülkesinde şüpheli vakaların bildirilmesi zorunluluğu getirilmiş, okullar, yatılı okullar ve kışlalar gözlem altına alınmıştır.

Salgın 1918 Eylül-Kasım aylarında zirve noktasına ulaşmış ve Türkiye dahil tüm dünya ülkelerini etkilemiştir. Hindistan’da yaklaşık 18,5 milyon kişi (ülke nüfusunun %5’i) bu hastalıktan ölmüştür. Amerika bu hastalık yüzünden savaştaki kaybından çok daha fazla insanını kaybetmiştir. Nüfusun yaklaşık %28’i hastalığa yakalanmış ve 675.000 kişi ölmüştür. Britanya’da 250.000, Rusya’da 440 bin, İtalya’da 390 bin, Fransa’da 400.000 kişinin öldüğü tahmin edilmektedir. Fiji adalarında nüfusun %14’ü iki haftalık bir süre içinde İspanyol Nezlesi’nden ölmüştür.

Nüfusa kıyaslandığında ölüm oranları Asya kıtasında binde 12, Amerika kıtasında binde 8.24, Avrupa kıtasında binde 6.6, Afrika kıtasında ise yüzde 10 olmuştur.

Hastalığa dönemin önemli isimlerinden de yakalananlar olmuştur. Max Weber, Ressam Gustav Klimt, İspanya Kralı XIII. Alfonso ve Sophie Halberstadt Freud bu kişiler arasında sayılabilir.

Ölümlerin önüne geçebilmek amacıyla çeşitli tedbirler alma yoluna gidilmiştir. İnsanların toplu bulunduğu mekanlar kapatılmış, toplantılar yasaklanmış, okullar tatil edilmiş, kütüphanelerde kitap dağıtımı durdurulurken ulaşım araçları dezenfekte edilmiştir. El sıkışmak bile suç hâline gelmiştir. Birçok ülkede kiliselerdeki pazar ayinleri ya yasaklanmış ya da çok kısa sürelerle sınırlandırılmıştır.

Taşıma araçları, dükkanlar ve çevresinde toplanan kalabalıklara müdahale edilmiştir. Sokaklar ile atölyeler, tiyatro ve sinemalar, kiliseler gibi kamusal alanların dezenfekte edilmesine başlanmıştır.

Sağlık yetkilileri ekonomik durumu daha kötü olanlara bedava sabun ve temiz su dağıtımına girişmiş, insan atıkları ve çöplerin temizlenmesi konusuna titizlik gösterilmiş, gıda ürünleri denetime tabi tutulmuş, sokaklara tükürmek yasaklanmış, suyun iyileştirici etkilerini anlatan bildiriler dağıtılmıştır. En çok etkilenen yerlerde cenaze törenleri iptal edilmiştir.

Ölüm korkusu insanlarda büyük panik yaratmıştır. Dikkat çeken tutumlardan biri de insanlar ağızlarına pamuklu maskeler takmaya başlamalarıdır.

Bu önlemlerin ne kadarı hangi ölçüde etkili oldu tam olarak ölçmek zor ama bunlara bilhassa şüpheli vakaların tespit edilerek izlenmesinin önemli olduğu düşünülmektedir.

İki yıla yakın bir süreyle dünyanın dört bir yanında milyonlarca insanın ölümüne yol açan pandemi, yeni virüslerle karşı karşıya gelinen bugünün dünyasına birçok kıymetli ders bırakmıştır.

Sağlık eğitimi, izolasyon, hijyen, vakaların izlenmesi gibi stratejilerin grip türlerinin yayılmasını engelleme konusundaki etkileri hep bu dersler arasındadır.

İspanyol gribinin dalgalar halinde iki yıl devam edebilmesi ise bu önlemlerin zamanından önce gevşetilmesinin ağır maliyetini göstermiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda durum

Salgının ilk dalgası Mart 1918’de başlayıp ağustos ayına kadar sürmüştür. İlk dalga, sonradan görülecek olan ikinci dalgaya göre daha hafif geçmiştir. Birkaç günlük yüksek ateş ve hafif şikayetlerin ardından düzelmelerin yaşanmasından dolayı salgın genellikle Üç Gün Humması olarak ifade edilmiştir. Halep, Hicaz, Suriye, Filistin gibi yerlerde daha fazla görülmüştür. Özellikle asker arasında daha yaygındır.

Aralık 1918 başlayan ikinci dalga daha etkilidir. İstanbul’u daha fazla etkilemiştir. Hükümet; mektepleri, sinema, tiyatro ve gazinoları kapatmıştır. Salgının yayılmasında asker hareketleri ve ticari nakliyeler etkili olmuştur. Salgın İstanbul’da 1919’un yarısına dek sürmüştür. İzmir’in ve İstanbul’un işgal edildiği tarihler aynı zamanda salgının da yaşandığı zamanlardır. 1918 yılında İstanbul’da hastalıktan hayatını kaybedenlerin sayısı 6722’dir. Ölümler 1919 ve 1920 de devam etmiştir. İstanbul dışındaki ölümler ile ilgili yeterince bilgi bulunmamaktadır.

Nâzım Hikmet dizelerinde İspanyol gribine şöyle yer verir:

“…Biz ki İstanbul şehriyiz,
Seferberliği görmüşüz:
Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin,
vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi
bir de İttihatçılar,
bir de uzun konçlu Alman çizmesi
914’ten 18’e kadar
yedi bitirdi bizi…”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Son Eklenenler

Göz, Gönül ve Gerçek: Maarifimizin Eğitimle İmtihanı-Doç. Dr. Mehmet Ulukütük

0
  Maarif ne dünü anlama sanatı, ne çağın gerekliliklerine icabet, ne de geleceğe hazırlıktır. Maarif insanın kendisini anlama ve anlamlandırma sürecidir. Gözün kulakla bütünleşmesi, gönlün...

Corona

7-KOLERA SALGINI

6-OSMANLI’DA VEBA