5-KARA VEBA (1346- 1350)

Tıp tarihindeki salgınların en zararlı olanı Avrupa’da “Kara Ölüm” denilen veba salgınıdır. Veba 14. yüzyılda, Avrupalıların üçte birinin ölümüne neden olmuştur.

Vebanın Avrupa’ya Girişi ve Yayılışı

Çin kaynaklarına göre veba, 1320’lerde Himalayalar’ın Moğol kontrolü altındaki bölgesinde ortaya çıkmış, kısa sürede Ortadoğu ve Avrupa’ya yayılmıştır. Dünya sistemini kuran iki güç olan asker ve tüccar, aynı zamanda bu vebanın taşıyıcısı olmuşlardır.

Veba, İpek Yolu’nu izleyerek 1346’da Kırım’a ve 1347’de Avrupa’ya ulaşmıştır. Salgın, gemilerdeki farelerin üzerinde yaşayan pirelerin insanları ısırmasıyla başlamış, insandan insana bulaşmış, öncelikle liman kentlerinde görülmüştür.

Hastalık kendini en geç bir hafta içinde titreme, ateş, kusma, baş ve sırt ağrısı, halsizlik, nefes darlığı, kasık ağrısı ve kanama gibi belirtilerle ortaya koymuştur.

Sicilya’ya 1347 yılının Ekim ayında gelen bir Ceneviz kadırgası hastalığı Akdeniz’e taşımıştır. Başka bir Ceneviz kadırgası hastalığı, 1348’in Ocak ayında Venedik’e bulaştırmıştır. Piza’ya yanaşan bir Ceneviz gemisi, vebayı kuzeydeki kentlere yaymıştır. İtalya’ya sokulmayan bir Ceneviz gemisi ise Fransa’da Marsilya limanına girip vebayı Fransızlara bulaştırmıştır. Salgın İspanya, Portekiz ve İngiltere’ye de sıçramıştır. Almanya ve İskandinav ülkelerine ulaşan salgın, 1349’da Norveç’te görülmüştür. İzlanda Adası’na ulaşamayan salgın 1351’de Rusya’yı etkisi altına almıştır.

Bazı kaynaklara göre vebayı Moğol ordusu kasten yaymıştır. Moğollar Orta Asya’dan kalkmış doludizgin Avrupa kapılarına dayanmıştır. Gittikleri yerleri yakıp yıkarak ele geçirmişlerdir. Teoriye göre Moğollar, Kırım civarında Cenevizlilerin kontrolündeki liman kentini kuşatıp vebadan ölenlerin cesetlerini mancınıkla kentin içine atmıştır. Ceneviz gemileri, kentten kaçarken vebayı İstanbul, Sicilya Adası ve Avrupa’ya taşımıştır.

Avrupa’da salgının, tanrıların gazabıyla veya yıldızların etkisiyle çıktığına inanılmıştır. Paris Tıp Fakültesi, 20 Mart 1745’te Merkür, Satürn ve Jüpiter gezegenleri aynı hizaya geldiği için salgın çıktığını açıklamıştır.

Kirli havanın salgına neden olduğuna inananların da sayısı oldukça fazladır. Tütsü yakarak havanın güzel kokması sağlanırsa salgının önleneceği sanılmıştır. Banyo yapılmazsa derideki gözenekler açılmaz ve kötü hava vücuda giremez inancı nedeniyle 1800’lü yıllara kadar Avrupa’da insanlar yıkanmaktan uzak durmuştur.

Yahudi karşıtı fanatikler ise veba için Yahudileri suçlayıp katliamlar yapmıştır. Yahudiler, su kuyularını zehirledikleri iddiasıyla canlı canlı yakılmıştır. Yahudiler Polonya ve Rusya’ya kaçarak kurtulabilmişlerdir.

Benzer salgın hastalıkların Avrupa’ya her yeni nesille geri döndüğü düşünülmüş; etkileri 1700’lü yıllara kadar devam etmiştir. Bunların arasında 1629-1631 yıllarında gerçekleşen İtalya salgını, Büyük Londra Salgını (1665-1666), Büyük Viyana Salgını (1679), Büyük Marsilya Salgını (1720-1722) ve son olarak da 1771 Moskova salgını bulunur.

Kara Ölüm Vebasının Sonuçları

  • Vebadan önce Avrupa’daki hızlı nüfus artışı beslenme sorunlarına neden olmuştur. İyi beslenemeyen insanlar hastalıklara karşı dirençsiz kalmıştır.
  • Kentler temiz tutulamadığı için her yere yayılan milyonlarca fare vebanın hızla yayılıp ölümlerin artmasına neden olmuştur.
  • Kara Ölüm Avrupa’nın sosyal temellerini önemli ölçüde değiştirmiştir. Roma Katolik Kilisesi için de büyük bir darbe olmuştur. Kilisenin halkın ihtiyaçlarını karşılamakta ve durumu açıklamakta yetersiz kalması, kiliseye olan güveni önemli ölçüde sarsmıştır.
  • Bu tarihten sonra Avrupa’da pek çok sapkın hareket ortaya çıkmıştır. Günahları affettirerek hastalığın ortadan kalkması için kendilerini kamçı ve zincirlerle döven Haç Kardeşliği de denilen Kamçıcılar tarikatı ortaya çıkmıştır. Bunlar vebayı durduracak ve dünyanın zarar görmesini engelleyecek kutsal bir görevleri olduğuna inanmışlardır.
    Yüzlerce kişiden oluşan bu gruplar sırtlarında kırmızı haç bulunan elbiseleriyle köy ve şehirleri ziyaret etmişlerdir.
  • Kara Ölüm; Museviler, Müslümanlar, yabancılar, dilenciler başta olmak üzere azınlıklara zulmedilmesine yol açmıştır. Deri hastalığı olanlar, cüzzamlılar, çingene ve dilenciler kentlerin dışına atılmıştır.
  • Günlük yaşamın belirsizliği insanları o günü yaşamaya itmiştir.
  • Büyük veba salgınının sadece Avrupa’ya hasar verdiği sanılır, ama salgında Asya ve Afrika’da da çok daha fazla ölüm olmuştur.
  • Salgın, Sicilya’ya ulaştığı sırada Karadeniz ve Akdeniz liman kentlerinde, Suriye, Lübnan, Filistin, Mısır ve Hatay’da görülmüştür. Ardından 1349’da Mekke’de ve 1351’de Yemen’de salgın çıkmıştır.
  • Ortaçağ’da, nüfusun yoğunlaştığı ülkelerin çoğunda veba yayılmıştır. Yaklaşık 100 milyon insanın birkaç yılda vebadan öldüğü hesaplanmıştır. Avrupa nüfusunun üçte biri yaşamını kaybetmiştir.
  • Daha önce 40-45 olan ortalama yaşam süresi, 20 yaşın altına düşerken, nüfusun eski düzeyine gelmesi için yaklaşık altı kuşak geçmesi gerekmiştir.
  • Salgından önce 450 milyon olan dünya nüfusunun 350 milyona düştüğü hesaplanmıştır. Avrupa’nın nüfusu 75 milyondan fazla iken halkın üçte biri salgında ölünce nüfus 50 milyona düşmüştür. Afrika kıtasının nüfusu 80 milyondan 70 milyona inmiştir. Çin’de salgın öncesinde 123 milyon olan nüfus, 65 milyona gerilemiştir.
  • Kuzey Almanya, Polonya, Macaristan ve Rusya gibi nüfus yoğunluğu az olan soğuk ülkelere salgın daha az zarar vermiştir. Avrupa, açlık ve hastalıklar nedeniyle salgından 200 yıl sonra toparlanabilmiştir.
  • Halkın yok olmaktan kurtulmasında karantina uygulaması etkili olmuştur. Karantina kelimesi Latince “40” anlamına gelen “Quadraginta” kelimesinden türetilmiştir. Deniz ticareti yapan Venedikliler vebanın Kuzey Afrika ve Suriye taraflarından dönen gemilerle taşındığını fark edince bu gemileri mürettebatı ve yükleriyle 40 gün tecrit etmeye başlamışlardır. İlk karantina istasyonu “lazaretto” adıyla 1423’te Venedik’te kurulmuştur.
  • Sosyolog Janet Abu-Lughod 1989’da yayımlanan “Avrupa Hegemonyası’ndan Önce: 1250-1350 Arasında Dünya Sistemi” adlı çalışmasında vebanın küresel etkileri hakkında şunları söylemiştir: “Çek, borç senedi, çoklu ortaklık gibi modern ekonomik kurumların birçoğu bu yıllarda Çin’le Avrupa arasında aracılık eden Ortadoğu’da ortaya çıkmıştı. Bu dönemde 16. yüzyılda ortaya çıkan Avrupa merkezli hegemonik dünya sisteminin aksine bölgesel ekonomiler birbirleriyle ilişkili olmasına rağmen, birbirinden bağımsız işliyordu. Yani, hiçbir bölge diğeri üzerinde hakimiyet kurmuş değildi. Dönemin ekonomik motorlarından Kahire sadece ticari aracılık yapmıyor, tekstil ürünlerini Avrupa’ya ihraç ediyordu. Bu sistemi çökerten başlıca faktör veba olmuştur.”
  • Salgın sadece dünya ekonomisini çökertip bölge ekonomilerinin iki yüzyıl içe kapanmasına yol açmamış, bölgeler içinde de ciddi değişimleri tetiklemiştir. Uluslararası ticaret ve ulaşımın merkezinde yer alan Kahire burjuvazisi vebanın kurbanı olmuştur. Bir hanedan değişimiyle örtüşen bu dönemde önceden burjuvazinin elinde olan üretim araçları devletin eline geçmiş ve tekelleşmiştir. İnsan yerleşiminin Nil kıyısında yoğunlaşmak zorunda olduğu Mısır’da bu nüfus yoğunluğu vebanın etkisinin çok daha yüksek olmasına yol açmıştır. Örneğin Avrupa’da şehirlerden kasabalardan kaçan insanlar kendilerini kırsalda yalıtıp, yaşamlarını devam ettirebilmişlerdir. Çölde yaşama imkanları olmayan Mısır halkı için vebadan kaçmak bu kadar kolay olmayacaktır.
  • Avrupa’da çiftlikler ve köylerin bazılarında tek bir kişi bile hayatta kalamadığından sahipsiz toprak sayısı artarken, serbest kalan serfler şehirlere akın etmiş, ücretli işçilik ortaya çıkmıştır. Kırsal alanda işgücünün azalması sonucu feodal beyler serflerini serbest bırakmaktan vazgeçmiş, hatta onları daha ağır şartlarda çalıştırmaya başlamışlardır. Bu ağır tedbirlerin neden olduğu 1358’de Fransa’da ortaya çıkan Jacquerie Hareketi, 1381’de İngiltere’de patlak veren Köylü Ayaklanması, 1395’te İspanya’da yaşanan Katalonya Ayaklanması ve Almanya’daki bir dizi köylü ayaklanması, genel olarak feodalitenin çözülmesinde önemli rol oynamıştır.
  • Bu dönemde yaşanmış olan tecrübe bugün yaşadığımız COVID-19 salgınıyla başa çıkılması hususunda önemli dersler barındırmaktadır. Bu anlamda bu salgının ve diğer salgınların dikkatlice tahlil edilmesi gerekir.
  • Bugün yaşadığımız salgının boyutları ve sonuçları öngörülemezliğini korumaktadır. İklim değişikliği, tarihte ilk defa dünya nüfusunun çoğunluğunun kentlerde yaşaması, ekonomik faaliyetlerin yeryüzünün ayak basılmamış köşelerine kadar yayılması kaçınılmaz olarak önümüze daha fazla salgın getireceği söylenebilir. Kamu sağlığının tam anlamıyla küreselleştiği yeni bir küreselleşme dönemine girdiğimizi ifade edebiliriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Son Eklenenler

Göz, Gönül ve Gerçek: Maarifimizin Eğitimle İmtihanı-Doç. Dr. Mehmet Ulukütük

0
  Maarif ne dünü anlama sanatı, ne çağın gerekliliklerine icabet, ne de geleceğe hazırlıktır. Maarif insanın kendisini anlama ve anlamlandırma sürecidir. Gözün kulakla bütünleşmesi, gönlün...

Corona

7-KOLERA SALGINI

6-OSMANLI’DA VEBA