40 Hadiste Müslüman Şahsiyeti

0
172

Ramazan KAYAN hocanın Fıtrat derneğinde “40 Hadiste Müslüman Şahsiyeti” dersleri başladı.

Programa kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle oldukça yoğun bir katılım yaşandı. Salona sığmayan katılımcılar dersi sınıflarda dinlediler.

Kısaca dersten bazı notlar;

Kur’anın en muazzam ve mükemmel tefsiri olan hadisleri gündemimize almamız gerekir.

Hani her birimizin özellikle işte Rasulullah s.a.v.’e  salat ve selam göndermek gibi bir hassasiyeti taşıdığını biliyorum. Ama size şunu ifade edeyim ki Hz. Peygambere salavat göndermenin mutlaka hayatımızda bir karşılığı olması lazım hayata bir yansımasının olmasın lazım.

Zaten Salâvat’ın bir anlamı da şudur; Hz. Peygamberin arkasında durmak ona destek vermek, O’nun la birlikte hareket etmenin bir taahhüt olduğunu adeta bir sözleşme olduğunu bunun üzerinden olayı sürdürmemiz gerekiyor.

Salâvat demek sorumluluk demektir, sadakat, O’na karşı samimiyet ve ciddiyetimizi arz etmek demektir. Aksi takdirde salâvat’ın da içini doldurmamış oluruz.

Efendimiz s.a.v.’in şöyle bir müjdesi var “Kim benim kırk hadisimi ezberler ve amel ederse âlim olur” bir diğer rivayette ise “cennetlik olur” buyurur. Şimdiden itibaren inşallah kırk hadis öğrenmeye niyetlendik.

Mademki hadis bu kadar önemli size birde hadis kitabı, bir yıl boyunca okuyacağınız bir hadis kitabı tavsiye edeceğim; İmam-ı Nevevi’nin Riyazus Salihin kitabı, inşallah kısa zamanda bu kitabı alacaksınız ve okuyacaksınız

İkinci bir kitap daha tavsiye ede cem, hadisleri okumanın bir usulü var öğrenmenin bir usulü var. Hadisin ne kadar önemli olduğunu, bunun altyapısı ile ilgilide usulü hadis ile ilgili bir kitap tavsiye ede cem. USULU HADİS DERSLERİ İsmail Lütfi ÇAKAN, bu kitabı okumanızı isteyeceğim. Buradaki derslerimizin daha verimli olması altyapının oluşması için iki kitap okumanızı isteye cem.

Hadis tirmizi de kayıtlı el haris el eşari rivat ediyor. Hasen ve sahih bir hadisi şerif. Bu bilgiyi verdikten sonra merak edenler tirmizi de 3022 no lu hadiste sadece bir cümleyi aktaracağım

Kale nebiy sallalahu aleyhi vesellem Nebi Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki; ve ene amurukum bi hamsin allahu emerani bihinne, Allahın bana emrettiği beş şeyi bende size emrediyorum. 

Demek ki hazreti peygamber Allah’ın memuru. Allah kendisine neyi emretmiş ise O da bize olduğu gibi emrediyor. O Allah’ın elçisi, bizde Allah’ın elçisinin elçileriyiz. O Allah’ın elçisi, bizde Peygamberin elçileriyiz. Peygamberden aldıklarımızı taşıyacağız yaşayarak taşıyacağız. İşte bu akşam size bu beş kelimeyi inşallah anlatacağım. Ama emretti diyor, emir nerden geliyor? Allah’tan geliyor. O zaman Allah’ın emri karşısında duruşumuzu gözden geçireceğiz. Allah’ın emrine yaklaşımımızı gözden geçireceğiz. Samimiyetimizi ciddiyetimizi kuşanacağız. Şimdi bu beş kelimeyi dikkatli bir şekilde dinliyoruz, Müslüman şahsiyetin oluşumunda bu beş kelime temel bir özellik arz ediyor.

Şimdi sizlerle ilk kelimeyi paylaşayım;

1.     Essem’i – Dinlemek

Müslüman’ın ilk özelliği dinlemesini bilecek kulak ardı etmeyecek, dinledikleri bir kulaktan girip öbür kulaktan çıkmayacak. Dinlemek için dinlemeyecek. Anlamak ve yaşamak için dinleyecek. Neyi dinleyeceğiz, kimi dinleyeceğiz, ne kadar dinleyeceğiz? Ne için dinleyeceğiz? Dinlemekte bir sorumluluktur, bir görevdir. Her sese kulak olamayız, her söze müşteri olamayız, her anlatılanın muhatabı biz değiliz. Kimi dinleyeceğiz, nasıl dinleyeceğiz ne kadar dinleyeceğiz, bunun sınırlarını belirleyen Allah azze ve celle dir Hz. Muhammed s.a.v. dir. Bu gün Müslüman’a neyi dinleyeceklerini neye kendilerini kapatacaklarına maalesef karıştırdılar. Dinlemememiz gerekirken dinlediğimiz nice münkerler var fahşalar var şerler var. Şeytani telkinler var etkiler var programlar var diziler var filimler, sözler var. Asla ve asla Müslüman’ın duymaması gereken programlar var. Ama hiçbir mahsur yokmuş gibi dinleyemeyiz. Esas dinlememiz gerekenleri es geçebiliyoruz. Kulak ardı edebiliyoruz. Kimi dinleyeceğiz? Kim dinlememiz lazım? Allah ve Resulü’nün sesi araya gidiyorsa duyulmaz oluyorsa anlaşılmaz oluyorsa bu kadar gürültü içerisinde Hz. Muhammed’in sesini seçemiyorsak, biz hep ne yapıyoruz, ilahilerle kasidelerle, mevlitlerle naatlarla mersiyelerle sesimizi Hz. Muhammed’e duyurmaya çalışıyoruz, buna uğraşmayın, Hz. Muhammed’in sesini duymaya ve dinlemeye çalışınız.

Dolayısıyla dinlemekte bir ibadettir. Bazen susmakta bir ibadettir, bazen konuşulana itiraz etmekte bir ibadettir. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır buyuruyor efendimiz a.s.v. 

Tekrar ediyorum bugüne kadar ölçüsüz, kontrolsüz denetimsiz, dinlediklerimizden dolayı tevbe edelim, bu kalaklar nelere kulak vermedi ki, kimlere kulak vermedi ki, Allah bunların hepsinin hesabını bizden soracak, ama inşallah bu saten sonra alabildiğine dikkatli olacağız. Kimi ne kadar dinleyeceğimizi ilahi ilkeleri, rabbani kriterleri hesaba katarak tespit edeceğiz.

2.     Vetta ati – İtaat etmek:

 

Dinlemekle de kurtulmuyorsun güzel güzel dinledin hayatında ne değişti? Neye dönüştü, neye tekabül etti? Allah bunu da bizden soruyor. Allah emrediyor. Mü’minlerin özlelliklerini kur’an’ı kerim de semi’ne ve eda’na, işittik, dinledik ve itaat ettik. Peki, İsrail oğulları ne demişti;  Semi’na ve asayna, işittik isyan ettik. Peki, biz ne diyoruz? Doğrudan ne işittik itaat ettik nede işittik isyan ettik. Biz, üçüncü bir yol tutuyoruz. İşittik ama önce bir tartışmamız lazım. Bir değerlendirme yapmamız lazım, bir özeleştiri yapmamız lazım bakalım şartlarımız pozisyonlarımız el veriyor mu? İşimize gelirse itaat ederiz, bize uyarsa itaat ederiz. Yoksa işin içinden sıyrılırız. Yırtarız, işin içinden çıkıveririz. Semi’na ve cedelna, işittik ve yartıştık. Ve ya semi’na ve ahharna, işittik erteledik. Hele şimdilik pozisyon konjoktör çokta müsait değil. Uygun bir zaman olursa ilerde müsaitleşirsem, o zaman yaparız. Veya semi’na ve nesiyna – işittik ama unuttuk. Hafıza kalmamış yani. Ama Allah bizden nasıl istiyor semi’na ve eda’na dememizi, eğer söz Allah’a ve Resulüne aitse o sözün altında Allah’ın imzası varsa Resulün imzası varsa artık bu ne ertelenir ne tartışılır nede unutulur. Hemen hayata geçirilir. Bu gün biz işitmede de engelliyiz itaatte de engelleyiz. Eskiden özürlü diyorlardı şimdi engelli diyorlar.

Eğer Allah Resulü’nün sözleri bize tam ulaşmıyorsa işitme engelliyiz, problem var yani. Yüreğimize işlemiyor bizi ayağa kaldırmıyorsa, itaate dönüşmüyorsa biz diğer türlüde engelliyiz, özürlüyüz. Burada engel tanımayacağız. Sadakat budur, samimiyet budur, kulluk budur.

Bu gün keşke biz Müslümanlar İslam’ı tartıştığımız kadar yaşayabilsek diyorum. İlgili ilgisiz herkes tartışıyor, eleştiriyor. Artık eleştiriden iş yapmaya vaktimiz yok zaten.

Önce Allah’a itaat, sonra resule itaat, sonrada aranızdaki ululemr’e itaatten bahsediyor. Eğer şurada bir camiayız bir cemaatiz, bizim kendi içimizde bir disiplinimiz yoksa bir hiyerarşimiz yoksa bura birbirimizin sözünü dinlemeyeceksek birimiz diğerimize itaat etmeyecekse burada hiçbir iş yürütemeyiz, hiçbir hizmet veremeyiz. Nefsimize ağır gelse de birbirimize itaat etmesini öğreneceğiz. Eğer bir aile hayatında disiplin yoksa itaat yoksa saygı sevgi yoksa o aile hayatı da cehenneme dönüşüyor. İş hayatında belli bir disiplin, birbirine karşı söz dinleme itaat etme bir işleyiş bir mekanizma yoksa orda hiçbir üretim elde edemezsiniz. Fakat modernizm bizi şımarttıkça şımartıyor, hiç kimse kimseyi takmamayı marifet sanıyor. Ve şimdi cemaat çalışmalarında artık bakıyorsunuz ki eski verimlilik disiplin kalmadı. Liberalizmin etkisiyle bireyselleşme başladı başını aldı gitti, itaat gidince üründe gidiyor, semerede gidiyor verim de gidiyor. Ciddi hizmetler yapamıyorsunuz. Fakat bizim kendi içimizdeki itaatimizin sınırı bellidir maruf olanda iyi olanda doğru olanda, güzel olanda itaat vardır. Yanlışta isyanda itaat yoktur.

3.     Vel cihedi;

 

Eğersiz dinlemeyi ve itaati öğrenirseniz cihadı da sürdürebilirsiniz. Sizin elinizle Allah’ın dini hâkim olmaya yeryüzünü fitneden fesattan ifrattan, şerden şirkten temizlenmesi mümkün olur. Ama önce cihadı yapacak bir cemaatin bir ümmetin dinlemeyi öğrenmesi lazım itaati halletmesi lazım ve sonra cihat alanına inmesi lazım. İtaat ettiğin cihadınla belli olur mücadelenle belli olur. Adanmışlığınla belli olur, kendini ortaya koymanla belli olur. Malınla, canınla, evladınla, ilminle, siyasetinle, ekonominle her şeyinle cihada odaklanacaksın. Cihad bilinciyle direniş ruhuyla ayağa kalkacaksınız. Çünkü bizim bir davamız var bir derdimiz var. Derdi olan Müslüman’ın çırpınışı olacak, çilesi olacak, fedakârlığı olacak. Mutlaka her gün davam için bir şeyler yapmam lazım diyecektir.

Ben cihadı şöyle tarif ediyorum; Allah için tüm çırpınışlar, tüm gayretler, didinişler cihaddır.

İslam’ı dert edinmiş ve bu dertle hareket eden herkes cihad üzerindedir. Ama yerinde durmayacak, mutlaka bir hareketlilik gösterecek. O zaman tüm refleksleri nefes alışverişleri cihada dönüşecek. Fakat önce dert sahibi olmak lazım. Allah bizi dertsizlik derdinden korusun bizi derli Müslümanlardan eylesin. Müslümanların derdiyle dertlenenlerden eylesin.

Cihat adına cinayet işleyen birileri varsa bizim cihattan soğumamız cihadı ertelememiz gündemimizden düşürmemiz asla mümkün değildir. Çünkü cihat kıyamete kadar bakidir. Cihad ayetlerini hadislerini öğrenmekle mücahit olmazsınız. Cihad dersleri yapmakla seminerleri konferansları düzenlemekle de yine mücahit olamazsınız. Çocuğunuzun ismini cahid, cihad, mücahid yapmakla da yine cihad sorumluluğundan kurtulamazsınız. İş yerinizin ismini de cihad yapmakla yine cihad sorumluluğunda kurtulamazsınız. İsterseniz cihat ile ilgili bütün ayet ve hadisleri ezberleyin yine cihad tahakkuk etmiyor. O zaman namaz ne zaman namaz olur? Namazın şartlarını rükünlerini yerine getirirseniz namaz kılmış olursunuz. Ne zaman cihad gerçekleşir, cihadın hakkını verirseniz cihad gerçekleşir.

4.     Vel hicreti;

 

Oldu ki olduğunuz bir yerde artık İslam’ı yaşamakta zorlanıyorsunuz, artık hicret etmek zorundasınız. Hicret sadece Mekke’den Medine’ye değil, sadece Mekke’den Medine’ye göç edenlere biz muhacir demiyoruz yani, tüm zamanlarda hicret hükmü yine geçerlidir. Eğer bulunduğunuz mahallede İslam’ı yaşayamıyorsanız, evinizi sokağınızı apartmanınızı değiştireceksiniz. Başka bir mahalleye hicret edeceksiniz ama sırf İslam’ı daha iyi yaşayabilmek için. Mücadelenizi sürdürmek için. Bazen gelir şehrinizi terk etmek zorunda kalırsınız. Bazen işinizi değiştirmeniz gerekir. Bazen okulunuzu değiştirmeniz gerekir. Hatta bazen eşinizi değiştirmeniz gerekir. Eğer Allahtan engelleyen Allah’ın rızasından engelleyen her ne ise onu terk etmenin ondan vazgeçmenin ismi hicrettir işte.

Allah ile arama giren evladım ise evladımdan hicret etmem lazım başka türlü olmuyorsa yani. Gemiye binenler ile birlikte Nuh’un gemisine bineceksiniz. Binmeyen eşinde olsa çocuğunda olsa Allahtan vazgeçemeyiz Allah’ı terk edemeyiz. Allah için terk etmemiz gerekenlerinde farkında olacağız. Yani hicret deyince illa Habeşistan illa Medine aklımıza gelmesin. Hele hele bugünün hicreti nedir? Allah Resulü hicretin kapsamını çok geniş tutmuştur. Sadece mekânsal fiziksel bir hicret düşünmeyiniz.

Özellikle haramlardan helallere doğru hicret, Münker’den ma’ruf’a hicret, batıldan hakka hicret kötülüklerden iyiliklere hicret, çirkinliklerden güzelliklere hicret bu zamanın en önemli hicretidir. Biz inşallah hicreti tüm boyutları ile yaşamaya gayret göstereceğiz yani. Nerde Müslümanlar soluk alabileceklerse Allah için daha fazla şey yapacaklarsa oraya hicret etmeleri lazım.

5.     Vel cemaati;

 

Cemaat olmak. Anlıyoruz ki dinlemenin hakkını verebilmek için, itaatin altından kalkabilmek için, cihadı sürdürebilmek için, hicreti omuzlaya bilmek için cemaat olmak lazım.

Fert olmak değil cemaat olmak lazım. Kendini merkeze almak değil Mü’minlerle ortak hareket etmek lazım. Birlikte saf tutmak lazım, birlikte sefere çıkmak lazım. Aynen cihatta söylediğim gibi biri cihadı istismar ediyor diye cemaatten vazgeçemeyiz. Biri cemaati istismar ediyor kötüye kullanıyor diye cemaat adına birilerini sömürüyor diye biz cemaatten de vazgeçemeyiz. Biz iyisini ortaya koyacağız. Biz hakkı ve hakikati sürdürebilmek için gayret edeceğiz.

Maalesef haklısınız, cemaatleşmek adına cemaat adına Müslümanlar az aldatılmadı. Cihad adına az istismar edilmedi itaat adına insanlar az sömürülmedi. Bunların hepsini bilerek söylüyorum. Hepsini hesaba katarak söylüyorum. Ama tüm bunlara rağmen yinede cemaatsiz olmaz diyorum. Bir takım ibadetler görevler varken hiç birimizin tek başına buna gücü yetmez. Mutlaka güç birliği yapmamız lazım. Birlikte yola çıkmamız lazım. Şurada bir hizmet oluyorsa ortak katkılar ile oluyordur, yardımlarla, fedakârlıklarla oluyor demektir. Şu derneği tek başına hiç kimse yükünü kaldıramaz. Mutlaka birbirine güvenen birbirini önemseyen benimseyen kardeşlerin ortak iradesiyle ortaya çıkacak bir şeydir.

İşte Müslümanların ortak iradesinin ismi cemaattir. Bu gün yeryüzünde küfrün ne kadar örgütlü olduğunu görüyorsunuz. Eğer mısırda Müslümanlar cemaat olmamış olsalardı, şu gün hala bu direniş devam eder miydi? Suriye’de Müslümanlar cemaat olmamış olsalardı yıllarca ihvanın verdiği mücadele olmamış olsaydı, Tunus’ta, Libya’da iş bu noktaya gelir miydi? Halk devrimleri oldu örgütlü olan organize olan yıllarca cemaat oldukları için hemen işi kontrol eden inisiyatif alan onlar oldular. Cemaatleşme yıllar sonra bile bakıyorsunuz ki etkisini faydasını gösteriyor. Hz. Zekeriya a.s. bile “Rabbim beni yalnız bırakma” diyordu. Fert olarak bıraka diyordu. İlla cemaat olmanın birileri ile yola beraber çıkmanın kararını veriyor. Hz. Musa a.s. Allah diyor ki, hadi git firavuna anlat. Hz. Musa a.s. diyor ki, yarabbi kardeşim Harun’u da benim yanıma kat diyor. Tek başına gitmek ayrı Harun la beraber gitmek ayrı diyordu.

Bugün sizde Allah için bir şey yapacaksanız mutlaka Harunları işe katmanız lazım. Harunlarla birlikte yola çıkmanız lazım ki firavunlar karşısında sözünüzü gür ve güçlü bir şekilde söyleye bilesiniz. Hz. İsa a.s. yola çıkıyor “Allaha giden yolda kim benim yardımcım olacak” diyordu. Havariler diyorlar ki biz varız. Nahnu ensarullah.

İsa peygamber Musa Peygamber tek başına yola çıkmanın hesabını yapmıyor, birlikte yola çıkmanın hesabını yapıyorlar. Hz. Muhammed s.a.v. öyle bir dua ediyor ki Mekke’de “yarabbi bu dini ya Amr b. Hişam ile yâda ömer b. Hattap ile kuvvetlendir” diyor. O sırada Hz. Ömer daha Müslüman olmamış. Ebu Cehil’in Müslüman olması için Ömer b. Hattab’ın Müslüman olması için Rasulullah özel dua ediyor. Yani ben peygamberim kimseye ihtiyacım yok demiyor. Allah’ta duasını kabul ediyor Hz. Ömer Müslüman oluyor.

Şunu demek istiyorum Türkiye’de kalıcı bir şeyler yapmak istiyorsak bir birimizi önemsememiz lazım bir birimizi kabullenmemiz lazım ve birlikte yola çıkmamız lazım cemaat olmamız lazım. Dernek vakıf platform bu işin tabela kısmıdır. Biz cemaatiz. Allah’ın rahmet elide cemaatin üzerindedir. Allah’ın azabı da fırkacılığın ferdiyetçiliğin üzerindedir. “cemaat rahmettir fırkacı ferdiyetçi anlayışta azaptır” diyor efendimiz.

Bir cümle daha ekleyeyim; biz cemaatiz ama cemaatçi değiliz. Gurubuz ama gurupçu değiliz. Mezhepliyiz ama mezhepçi değiliz. Bunlar birbirinden farklı şeyler. Mücahid olmak ayrı cihatçı olmak ayrı şeyler. İnşallah beş kelime tamamlandı değil mi? Bu beş kelimeyi ezberliyorsunuz.

Rabbim hayatımızı beş kelime ile kurmayı nasip etsin. Şahsiyetimizi bu beş kelime ile tamamlamayı nasip etsin dünyayı bu beş kelime ile imar etmeyi nasip eylesin nesilleri bu beş kelime ile ıslah etmeyi nasip eylesin.