3-JÜSTİNYEN VEBA SALGINI (541-542)

Hastalıklar insanlık tarihi kadar eskidir. Tarihin her döneminde insanlar hastalıklardan bireysel veya toplumsal ya da küresel olarak etkilenmişlerdir. Hastalıkların kimi gelip geçmiş kimi de ağır hasarlar vererek, büyük değişim ve dönüşümlere neden olmuştur. İnsanlık tarihindeki büyük kırılmalar genellikle derin tesirler bırakan bu tür gelişmelerden sonra yaşanmıştır. Özellikle tıbbın yeteri ölçüde gelişmediği dönemlerde yayılan küçük bir salgın tüm dünyada milyonları etkileyebilmiştir. İşte bu salgın hastalıklardan biri de Jüstinyen Vebasıdır.

İstanbul, dünya şehirleri içerisinde özel bir yere sahiptir diyebiliriz. Birçok komutanın, hükümdarın rüyalarını süsleyen bu şehir geçmişte birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Yıllar boyu milyonlarca insanın gelip geçtiği, ticaret rotalarının üstünde yer alan İstanbul, doğu ile batıyı birbirine bağlayan çok stratejik bir merkez olmuştur. Bu özelliği sebebiyle birçok farklı medeniyetten zenginlikler bu şehre geldiği gibi, salgın gibi birçok olumsuzluk da İstanbul üzerinden Avrupa’ya veya Ortadoğu’ya yayılmıştır.

Tarihler 541’i gösterdiğinde, kimi tarihçiler tarafından son gerçek Romalı imparator olarak tanımlanan İmparator Jüstinyen (527 – 565) yeni bitirttiği Ayasofya’nın inşasını tamamlamıştı. (532 yılında antik İstanbul Hipodromu’nda başlayan Nika isyanında Konstantinopolis 5 gün boyunca yanmış ve bu arada Ayasofya ile Samson Hastanesi de kül olmuştu.) Jüstinyen Konstantinopolis’i bir eğlence ve kültür merkezi haline getirmişti. Ancak yavaş yavaş yaklaşan bir tehlike bütün hesapları bozmak üzereydi. Bir anda ortaya çıkan veba salgını Konstantinopolis’i esir almaya başlıyordu.

Doğu Roma İmparatorluğu’nun Mısır ile yakın ilişkileri vardı. Yapılan tahminler Mısır’daki limandan gelen gemilerle birlikte veba taşıyan farelerin de ülkeye geldiği yönündedir.

Ancak yapılan son araştırmalarda vebanın Avrupa’ya gelen Hunlar ve İskitler gibi topluluklar tarafından yayıldığı, farelerin yanı sıra sulara atılan at ölülerinden vebanın yaygınlaştığı ortaya çıkmıştır. Orta Asya’da da Doğu Roma’da ölenlerin ölüm nedenlerinde aynı bulgulara rastlanmıştır.

Jüstinyen Veba Salgını başkent Konstantinopolis’i, Sasani İmparatorluğu’nu, Akdeniz etrafında bulunan liman şehirlerini, Filistin’i, Suriye’yi ve oradan Anadolu’yu büyük ölçüde etkilemiştir. Bu coğrafyada girmediği hane hemen hemen kalmamıştır.

Sosyal ve kültürel etkileri bakımından bu salgın neredeyse dünya çapında bir etkiye sahip olmuş, Avrupa tarihinin geleceğini de etkilemiştir. Bu salgın sırasında tahminlere göre Bizans’ın merkezi İstanbul’da günde 16.000 insan hayatını kaybetmiştir.

Veba salgını başlangıcı Bizans İmparatoru I. Justinianus zamanında gerçekleştiği için salgın Jüstinyen Vebası olarak adlandırılmıştır.

İmparator Jüstinyen salgın karşısında hemen önlemler almaya başlamıştır. İlk olarak şehre giriş çıkışları yasaklamıştır. Bir nevi karantina uygulamıştır. Şehrin kapıları bizzat vali tarafından kontrol edilmiş, iş sıkı tutulmuştur. Lakin farelere bir çözüm bulunamamıştır. Farelerin tüyleri arasına gizlenen ve bir milimetreden küçük Xenopsylla denen uçucu bir böcek, midesinde Pasteurella pestie denen ölümcül veba bakterisi taşımaktadır. Bu böcekler uçarak çevrede bulunan diğer farelerin tüyleri arasına yerleşip hızla üremektedirler. Sonra farelerin tüyleri arasından kalkarak doğrudan insan vücudunun herhangi bir noktasına konup ısırmak suretiyle veba mikrobunu aktarmaktaydılar.

Genellikle etki süresi iki gün olan veba bakterisi en geç üçüncü gün insanı öldürmekteydi.

Fareler hemen her yerden geçip gidebilmiş, veba mikrobunu şehrin her tarafına taşımıştır. Bir hafta sonra şehrin fakir kısımlarından başlayarak salgın yayılmıştır. Alınan önlemler hastalığın yayılmasını engelleyememiştir.

Başlangıçta birkaç yüz ile sınırlı olan veba ölümleri bir anda binlere ulaşmıştır. Sarayın hastanesi Sampson Hastanesi veba karşısında çaresiz kalmıştır. O kadar çok ölümler olmuştur ki insanları gömecek yer bulunamamıştır. Çare olarak ölüler denize atılmıştır.

İmparator Jüstinyen gelişmeleri yakından takip etmeye çalışmıştır. Halkın arasına karışmış, ancak kendisi de hasta olmuştur. Veba saraya kadar girmiştir. Her sabah 8’de kalkan imparator o sabah uyanmamış, imparatoriçe odasına gittiğinde imparatoru acılar içinde bulmuştur. Doktorlar çare bulamamış, ölümünü bekler olmuşlardır.

İmparatoriçe Theodora’nın elleriyle baktığı İmparator, birkaç ay içinde eski günlerine dönmeye başlamıştır.

Jüstinyen Veba Salgını o yıl içinde bitmemiştir. Bu hastalık iki yüz yıl boyunca can almaya devam etmiştir. 541 yılında başlayan ve VIII. yüzyılın ortalarına kadar aralıklarla süren veba, İslâm’ın doğduğu ve yayıldığı toprakları da etkilemiştir.

Vebada ölen insan sayısı ilk salgında 25 milyon dolaylarındadır. Devam eden süreçte ise 50 milyon insanın hayatına mal olmuştur. Ancak bazı uzmanlar bu sayının 100 milyon olduğunu söylemektedir. O günün koşullarında dünya nüfusu göz önünde bulundurulursa rakamın büyüklüğü daha rahat anlaşılacaktır.

500 yılları civarında dünya nüfusu yaklaşık 190 milyon iken, 600 yılı civarında 185 milyondur; bunda şüphesiz ki bu salgının büyük etkisi bulunmaktadır.

İnsanların, hastalık bulaşan bireylerden kaçınmak dışında bu hastalıkla nasıl savaşılabileceğine dair bir fikirleri yoktu. Salgının kontrol altına alınabilmesi ancak karantina ile olabilmiştir. Halk evlere kapandıktan sonra hastalığın yayılma hızı azalmıştır.

Vebanın sona ermesiyle pandemiden canlı kurtulanlar üzerine en iyi tahmin iyi bir bağışıklığa sahip olduklarıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Son Eklenenler

Göz, Gönül ve Gerçek: Maarifimizin Eğitimle İmtihanı-Doç. Dr. Mehmet Ulukütük

0
  Maarif ne dünü anlama sanatı, ne çağın gerekliliklerine icabet, ne de geleceğe hazırlıktır. Maarif insanın kendisini anlama ve anlamlandırma sürecidir. Gözün kulakla bütünleşmesi, gönlün...

Corona

7-KOLERA SALGINI

6-OSMANLI’DA VEBA