28 Şubat`ın Demirel`i 12 Mart`ın Cevdet Sunay`ı – (Abdullah Muradoğlu)

0
324

12 Mart`a tepki gösteren ve mağdur edildiğini söyleyen Süleyman Demirel, “muhtıra gibi tavsiye kararları” olarak nitelenen 28 Şubat MGK kararlarını savunmuştu. 12 Mart`a darbe diyen Demirel, Erbakan`ı başbakanlıktan istifa

28 Şubat sürecinin önemli aktörlerinden 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel 12Mart 1971`deki askeri muhtıra yüzünden başbakanlık görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı. Demirel, dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay`ı muhtıracılarla işbirliği yapmakla suçlamıştı. 12 Mart darbesiyle Meclis kapatılmamış ama Demirel hükümetinin yerine askerlerin isteklerini yerine getirmek üzere ara rejim hükümetleri kurulmuştu.

12 Mart`a tepki gösteren ve mağdur edildiğini söyleyen Süleyman Demirel, “muhtıra gibi tavsiye kararları” olarak nitelenen 28 Şubat MGK kararlarını savunmuştu. 12 Mart`a darbe diyen Demirel, Erbakan`ı başbakanlıktan istifa etmek zorunda bırakan 28 Şubat darbesinin arkasında durmuştu. 12 Mart`ta Demirel`in istifası başlangıç değil bir sonuçtu. 12 Mart süreci 25 Ocak 1970`deki MGKtoplantısıyla başlamıştı.

“28 Şubat” tartışmaları sürüyor ama darbe tartışmaları bitmeyecek gibi görünüyor. Yarın “12 Mart”ın 40. yıl dönümü ve günlerce bu darbeyi de tartışacağız.

Bir süredir “28 Şubat”ın önemli aktörlerinden 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel`in bu süreçte oynadığı rol tartışılıyor.

İlginçtir, 40 yıl önce gerçekleşen “12 Mart” darbesinin kurbanı Başbakan Süleyman Demirel , “28 Şubat”ın mağduru ise Başbakan Necmettin Erbakan idi.

“12 Mart” darbesinde Cumhurbaşkanlığı koltuğunda demokratik rejime askerlerden gelecek müdahalelere izin vermeyeceğini deklare etmiş bulunan Cevdet Sunay oturuyordu.

Bu yüzden Sunay`ı Cumhurbaşkanlığına öneren de Başbakan Demirel idi.

CUMHURBAŞKANI SUNAY, DEMİREL`İ ORTADA BIRAKTI

Sunay verdiği sözde durmamış ve Demirel 12 Mart 1971`de Erbakan Hoca gibi başbakanlıktan istifa etmek zorunda bırakılmıştı.

Biri “12 Mart”,diğeri “12 Eylül” olmak üzere iki kez askeri darbeyle Başbakanlık koltuğunu terkeden Demirel, “28 Şubat” sürecinde cumhurbaşkanıydı.

Ama Demirel, 28 Şubat MGK kararlarını uygulamamak için ayak direyen Başbakan Erbakan`ın istifa etmesini engellememişti.

Hatta “Refah-Yol Hükümeti”ni istifaya sürükleyen gelişmelerde dahli olduğu ve askerlerle anlaştığı söyleniyor.

Aynı Demirel,” 12 Mart” darbecileri için “Cumhurbaşkanı Sunay`ı da yanlarına çekmeyi başardılar”demişti.

Oysa Cumhurbaşkanı Sunay, Demirel`in darbe söylentilerini kendisine ilettiğinde “Ben meşruiyetçiyim biliyorsunuz, böyle şeylere girmem”demişti.

Bal gibi de girmişti ve Demirel`i ortada bırakmıştı.

“12 Mart” ve “28 Şubat” biribirine o kadar çok benziyor ki, ilkine “darbe”,ikincisine “postmodern darbe” denmesi çok şey farkettirmiyor.

Ama siz gelin de bunu Demirel`e anlatın..

Çünkü Demirel 12 Mart`a darbe der, 28 Şubat`a ise demez.

Çünkü 12 Mart kendisini, 28 Şubat Erbakan`ı götürmüştür.

12 MART SÜRECİ-28 ŞUBAT SÜRECİ

12 Mart`ın mağduru Demirel 28 Şubat için darbe diyemiyor.

Ve bakın ne demiş:

“28 Şubat darbedir” diye 28 Şubat`ın üzerinden 11-12 sene geçtikten sonra bu iddialar yapılıyor. Türkiye darbenin ne olduğunu biliyor. Darbe dediğin zaman, darbeciler geliyor, Meclis`i kapatıyorlar yahut Meclis`i kontrol altına alıyorlar, hükümeti ortadan kaldırıyorlar, Anayasa`yı ortadan kaldırıyorlar ve kendilerine göre bir düzen kuruyorlar. Ya idareyi tümüyle ele alıyorlar yahut idare tam kontrol altında tutuluyor. Peki 28 Şubat MGK`dan sonra 29 Şubat günü Türkiye`de hükümet var mı, Parlamento var mı? Var. Anayasa var mı? Var. Peki kimsenin kılına dokunulmuş mu? Hayır. Herkes yerli yerinde duruyor mu? Duruyor. Bunun nesi darbe?”

Gazeteleri taradım, bir gazetecinin “12 Mart`la benzerliği yok mu?” sorusuna Demirel şöyle cevap vermiş:

“Hiç yok. 11 Mart günü ben burada oturuyorum, benim arkamda yüzde 50 oy var. Benim gelip elimden hükümeti aldılar. 28 Şubat`ta kimin elinden ertesi gün hükümet aldılar?

Gazetecinin “Çiller ve Erbakan ikilisinden de aldılar” diyerek araya girmesi üzerine de şunu söylüyor:

“3,5 ay sonra oldu o sevgili kardeşim. Onun 28 Şubat`la hiçbir alakası yok.”

12 Mart sürecini dikkatle izleyen biri, 12 Mart`ın da bir “başlangıç” değil bir “sonuç” olduğunu görecektir.

Demirel, 25 Ocak 1970 günü gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulu toplantısında kurulun asker üyeleri tarafından şiddetle eleştirilmiş ve Hükümetten yapması istenenler bir bir yüzüne karş
ı sayılmıştı.

O toplantılarda askerlerin Hükümete yönelik eleştirilerini dile getirmeyi de Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Muhsin Batur üstlenmişti.

Bu süreçte Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay`a da muhtıra gibi mektuplar yazmayı ihmal etmemişti Batur.

Mektuplar, basında “Batur muhtırası” olarak zikrediliyordu.

Başbakan Demirel, basında MGK`da konuşulan konularda adım atmadığı için eleştiriliyordu.

Basında “Paşalar oyuna getirildiler” başlıklı haberler yayımlanıyordu.

Üstelik 28 Şubat 1997 MGK`sında olduğu gibi, kurulda konuşulanlar Hükümet karşıtı gazetelere sızdırılıyordu.

Org. Muhsin Batur 12 Mart muhtırasında yazılı hususları ilk kez 25 ocak 1970 günkü MGK toplantısında dile getirmişti.

Sonraki MGK toplantılarında da ilk gündem maddesi değişmeyecekti.

Yani, Demirel`in 12 Mart günü başbakanlıktan istifa etmesi Ocak 1970`teki MGK toplantısıyla başlayan sürecin son noktasıydı.

Kısacası, Erbakan`ın başına ne gelmişse, Demirel`in de başına gelen aynıydı.

DEMİREL GİTMEZSE KAN ÇIKAR

Refah-Yol Hükümeti`nin istifa etmesine ilişkin olarak Demirel şöyle konuşuyordu:

“O hükümet gitmezdi. Hükümet başkanı, `Benim hükümetimin bulunduğu süre içerisinde ülkede gerginlik oldu` diyor… `Gerginlik mi oldu, o zaman sen git muavinin gelsin, gerginliğe de devam edelim, senin hükümete devam edelim `, böyle mi diyecektik? (`Bunu dedirtmeyecektiniz bana ` diye sitem ediyor)… görev benim takdirime kalmıştı. Ben doğruyu yaptım.”

12 Mart muhtırası sonucunda Demirel`in Başkanlıktan istifa etmesiyle ilgili olarak dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay`ın dedikleri de üç aşağı beş yukarı aynıydı.

Sunay da doğrusunu yaptığını söyleyecektir.

Erbakan Hoca istifa etmeseydi, silahlı kuvvetlerin yönetime el koyacakları belliydi.

Aynı durum 12 Mart darbesinde Demirel için de geçerliydi.

Cüneyt Arcayürek`in dönem kitaplarında okuduğuma göre, “12 Mart” sonrası ara rejim hükümetlerinde Başbakanlık yapan Ferit Melen`in bir demecinde ifade edildiği gibi, eğer ordu yüksek kademesi zamanında el koymamış olsaydı, 12 Mart “çok kanlı biçimde” sonuçlanacaktı.

9 Mart 1971 günü ordu içinde örgütlenmiş bir cunta “Baas tipi” bir rejim kurmak amacıyla darbe girişiminde bulunacaklardı.

Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur başta olmak üzere Ordu üst kademesi “9 Martçılar”dan kopmuştu.

10 Mart günü genişletilmiş komuta heyeti toplantısında muhtıra konusu karara bağlanmıştı.

Aşağıdan gelen bu darbe tehdidini gerekçe göstererek Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay`ı 12 mart muhtırasını desteklemesi konusunda ikna etmişlerdi.

Demirel`in istifa etmesi sağlanarak bu darbe önlenmiş olacaktı.

11 Mart`ı 12 Mart`a bağlayan gece durum Cumhurbaşkanı Sunay`a aktarılmış ve böylece muhtıra olayı rayına oturtulmuştu.

Muhtıra metni Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa ve Meclise elden postalanmıştı.

ERBAKAN HOCA GİBİ İSTİFA ETMİŞTİ

Demirel`e muhtıra bilgisi önceden gelmişti ama inanmak istememişti.

12 Mart günü öğleden önce, Güniz Sokaktaki evindeyken MİT Müsteşarı Fuat Doğu telefonla aramış ve Cumhurbaşkanı Sunay`ın “Süleyman Bey istifasını versin” mesajını iletmişti Demirel`e.

Telaşlanan Demirel, güçlükle Cumhurbaşkanına ulaşabilmişti.

Sunay, Demirel`in sağlık nedenlerini ileri sürerek muhtıra okunmadan önce istifa etmesini istemişti.

Böylece Demirel`in itibarını kurtarabileceğini düşünmüştü.

Arcayürek`in aktardığına göre Demirel, Meclis`te güven oyu isteyeceğini, güvensizlik oyuyla hükümetin düşeceğini söyleyerek Sunay`dan muhtıranın radyolardan okunmasını bir süre geciktirmesini istemişti.

Sunay`ın cevabı ise olumsuzdu.

“Beni de devreden çıkar
dılar, Süleyman Bey” demişti.

12 Mart askeri muhtırası devlet radyolarından 13.00 haberlerinde okunurken Demirel de istifasını yazdı.

Demirel yakın çevresinden muhtırayı dikkate almaması, istifa etmemesi ve Meclis`e gitmesi yönündeki önerileri de dinlememişti.

“Eğer istifa etmezsem parlamentoyu da kapatacaklar, yönetime tümüyle el koyacaklar” diyerek reddetmişti bu önerileri.

Demirel istifa etmek zorunda kalmıştı, Meclis kapatılmamıştı, Anayasa yürürlükteydi.

Aaskerlerin isteklerini yerine getirmek üzere yeni hükümet de başta Demirel`in AP`si ve İsmet Paşa`nın CHP`si olmak üzere Meclis`teki partilerin desteğiyle kurulacaktı.

Hükümetin başına da CHP`den istifa ettirilen Nihat Erim atanmıştı.

“Ara rejim” dönemi böyle başlamıştı .

Lakin ara rejim hükümetleri de dikiş tutmayacaktı.

TEK FARK, SİLAHSIZ KUVVETLER

Demirel istediği kadar 28 Şubat`ı 12 Mart`tan ayrı görsün.

12 Mart süreci ve sonrasında olanlar, 28 Şubat ve sonrasında olanlarla benzerlik taşıdığı ortada.

12 Mart`ta Çankaya`da oturan Cevdet Sunay ile 28 Şubat`ta aynı koltukta oturan Süleyman Demirel arasında ciddi bir fark yoktur.

Hatta Demirel`in 28 Şubat sürecinde oynadığı rol, Cevdet Sunay`ın 12 Mart sürecinde oynadığı rolden çok daha fazlasıdır.

“12 Martçılar” anarşik olayları ve Demirel Hükümetinin anayasanın felsefesine ters düşen davranışlarını(irtica) gerekçe göstermişti.

28 Şubat`ın ana malzemesi -`irtica` en başta gelmek üzere- bundan pek farklı değildir.

Ancak 28 Şubat`ta medyanın oynadığı rol, 12 Mart sürecindeki medyanın rolünü ziyadesiyle aşmıştı.

28 Şubat medyası MGK kararlarını “Muhtıra gibi tavsiye” başlığıyla vermemişler miydi?

Tavsiyelere uymayan hükümetin askeri müdahaleye maruz kalacağına dair yorumlar yapmamışlar mıydı?

“Gerekirse silah kullanırız” manşetleri atılmamış mıydı?

O halde bu iki darbe arasındaki tek fark, `silahsız kuvvetler`in oynadığı rol olabilir.

Yani, şapka aynı şapka ama altındaki adam farklıydı.

Demirel Refah-Yol`a karşı kadınları nasıl fıştıklamış!

“28 Şubat” sürecinde rol oynayan aktörler arasında yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş ile YÖK Başkanı Kemal Gürüz ile başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere çeşitli rektörler ilk sırada yer aldılar. Vural Savaş`ı da, Kemal Gürüz`ü de bu görevlere atayan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel idi.Sürece uygun davranmayan bazı rektörlerin görevden alınmalarında yahut istifa ettirilmelerinde YÖK Başkanı Gürüz başrol oynamıştı. Demirel, YÖK`ün bu icraatlarına göz yummuştu.

Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, Hükümetin birinci ortağı ve Başbakan Erbakan`ın lideri olduğu Refah Partisi`nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi`ne başvurmuştu.

İktidarda olan bir parti hakkında ilk defa böyle bir kapatma davası açılıyordu. 28 Şubat sürecinde Refah Partisi de, yine aynı kadrolarca kurulan Fazilet Partisi de kapatılmıştı.

Yargı mensuplarının Genelkurmay`da brifing almalarına da Devletin en tepesinde oturan Cumhurbaşkanı Demirel`den tepki gelmemişti.Yargının siyasallaşması Demirel`i hiç rahatsız etmemişti.

Refah-Yol hükümeti aleyhindeki sözde sivil protestoların yaygınlaşmasında da katalizör rolü oynamıştı Demirel. Cüneyt Arcayürek`in “Geri gidişe izin yok” kitabında yer alan şu anekdota bakar mısınız:

“Süleyman Demirel-Bugün kadınlar geldi . İstanbul`dan, İzmir`den bir grup. `Korkuyoruz` dedi kadınlardan biri. Dedim ki: `Siz her halde ve madem ki korkuyorsunuz, çarşafları hazırlamışsınızdır` dedim. Korkunun ecele faydası var mı? Bana gelip söylüyorsunuz. Gayet iyi bir hassasiyet bu. Çıkıp deseniz; bizi hiçkimse çağdaşlıktan, modernlikten döndüremez desenize. Herkesin mücadeleye gücü kadar hakkı vardır. Yaşama hakkınız, mücadele gücünüz kadardır.

Cüneyt Arcaüyürek: Evet, herkesin laikliğe karşı eylemlere, gelişmelere karşı çıkması lazım.

Süleyman Demirel: Madem ki , o istikamette gidiyor. `Bizi çarşafa sokacaklar` diyorsun. Girersin! Fıştıkladım. Gittiler.”

Refah-Yol Hükümeti`nin istifa etmek zorunda bırakılmasının ardından, Hükümet kurma görevini ikinci parti konumundaki DYP lideri Tansu Çiller yerine üçüncü parti konumundaki ANAP`ın lideri Mesut Yılmaz`a vermişti.28 Şubat`ın ara rejim hükümetleri Demirel`in sayesinde kurulmuştu.Refah-Yol Hükümeti`ni oluşturan partilere hiçbir şekilde yol verilmeyecekti. 28 Şubatçıların istediği de buydu.

Demirel`e gelen bilgi, kendi ifadesiyle “ordunun altı memnun değil” şeklindeydi. Hükümet Refah Partisi`nin elinde çok uzun kalmamalıydı. Ordunun altını memnun etmek için, Refah-Yol kurban edilmişti.

12 Mart ve 28 Şubat arasındaki bazı benzerlikler..

“12 Mart” muhtırası başbakan Demirel`in istifasıyla sonuçlanmıştı. Lakin Demirel muhtırayı üzerine almamamıştı.

Bülent Ecevit ise muhtıraya şiddetle tepki göstermiş ve CHP Genel Sekreterliği görevinden istifa etmişti. 12 Mart muhtırasına CHP lideri İsmet Paşa`nın destek vermesini içine sindirememişti Ecevit.

İsmet Paşa`ya savaş açan ve bu savaşı kazanan Ecevit, 1972`de CHP Genel Başkanlığına seçilmişti. Yeni CHP, 1973 seçimlerinden birinci parti, muhtıraya direnmeyen Demirel ise ikinci parti çıkmıştı. Oysa Demirel, önceki iki seçimde de tek başına iktidara gelmişti.

“28 Şubat” sürecinde de kapatılan Refah Partisi`nin ardından Fazilet Partisi kuruldu. FP de kapatıldı ama bu süreçte Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki “yenilikçi” bir kadro tarafından AK Parti kuruldu. AK Parti üç dönemdir tek başına iktidar.

1973 seçimlerinden zaferle çıkan Ecevit, 1974`teki “Kıbrıs barış harekatı” nedeniyle sonraki seçimlerde oyunu yüzde 41,5`a çıkararak birinci parti konumunu muhafaza etti. Aynı Ecevit, 1999`daki azınlık hükümetinde Başbakan iken Abdullah Öcalan`ın Kenya`da Türkiye`ye teslim edilmesinin ardından gerçekleşen seçimlerde oy patlaması yaparak birinci parti olmuştu.

12 Mart Muhtırası, dönemin Meclis Başkanı Sabit Osman Avcı tarafından Meclis`te okutulması sağlanmıştı. Bu sırada “Demokratik Parti” milletvekili Hasan Korkmazcan ayağa kalkarak “Meclis muhtıraya muhatap değildir. Meclis`te Cumhurbaşkanlığı tezkeresi ya da Başbakanlık tezkeresi okunur. Ordu tezkeresini okutmak Anayasa ve Meclis İçtüzük hükümlerine aykırıdır” diyerek bağırmıştı. Oturumu yöneten AP`li Başkanvekili Fikret Turhangil ise “Öyle de olsa okutacağım” demiş ve okutmuştu. Demokratik Parti Milletvekili Kadri Eroğan ise Meclis kürsüsüne yürüyerek, “Sayın Başkan, Milli iradenin tecelligahı olan bu kutsal çatı altında bu bildiriyi okutamazsınız” demişti. Maalesef başka da bir tepki gelmemişti Meclis`ten. 28 Şubat MGK kararlarını Meclis`e getirmek yönündeki Refah-Yol hükümetinin girişimi de dönemin Meclis Başkanı Mustafa Kalemli tarafından, “Muhtıra Meclis ile muhatap edilmeyecek” sözleriyle engellenmişti. Ecevit, Erbakan ve Demirel “12 Mart”ı yaşamışlardı ve “28 Şubat”ı da yine birlikte yaşayacaklardı ama rolleri farklı olacaktı.

 Yenişafak

———————————-
Abdullah Muradoğlu
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI