28 Şubat Zalim Yargı Serisi

0
114

Masum insanları idam cezası başta olmak üzere ağır cezalara maruz bırakan Umut Davasının mağdur sanıkları, ’28 Şubat Zalim Yargı Serisi” kapsamında MAZLUMDER İstanbul Şubesi’nde bir basın toplantısı gerçekleştirdiler.

Toplantıda ilk olarak MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar, Umut Davası, Sivas Davası, Hizbu-t Tahrir Davası, Mirzabeyoğlu Davası gibi davaların hepsinin 28 Şubat sürecinde komutalı yargının oluşturduğu mağduriyetler olduğunu belirterek bu davaların tüm mağdurlarının mağduriyetlerinin giderilmesi ve devletin kendilerinden özür dilemesi gerektiğini belirtti. MAZLUMDER’in başlattığı 28 Şubat Yargı Kararları İptal Edilsin İmza Kampanyasını hatırlatarak yetkilere seslenen Sarıyaşar, “Uğur Mumcu’nun cenazesinde bu toplumun çoğunluğunun inancına yönelik hakaret dolu sloganlar atıldı, kahrolsun şeriat diyerek Müslümanların inanç değerlerine açıkça saldırıda bulunuldu. Tüm bunlar, olayı Müslümanların üzerine yıkılması için yapılan oyunların başlangıcıydı. Biz, çeşitli provokasyonlarla masum insanları suçlu ilan eden kişilerin asıl katillerin iş birlikçileri olduğuna inanıyoruz. Çünkü gerçek katillerin bulunmasının önünü örtmek gerçek bir iş birliğidir” dedi.

Basın açıklaması metninin okunmasının ardından Umut Davası avukatlarından Cüneyt Toraman söz alarak şunları söyledi: “Biz bu davadaki iddiaların tamamını çürüttük ama bu dava normal bir dava değil. Dava mağdurlarının mensubu oldukları iddia edilen örgütleri bu insanlar kurmadı, bu örgütler emniyette, İsrail’de, Amerika’da kuruldu. İslami kurumlar, cemaatlerin sindirilmesi için bu operasyonlar düzenlendi. Umut operasyonu da bunlardan biriydi. Bir taş ile 3 kuş vurmak istediler. O tarihlerde Cumhurbaşkanı olan Demirel’in İran ziyareti olacaktı. İlk amaç Cumhurbaşkanı’nı bu ziyaretten vazgeçirmekti. İkincisi, Susurluk olayından kalan silahlardan kurtulmak, kurtulurken de bu silahlarla bir terör örgütü yaratmaktı. En önemli ve üçüncü hedef ise Uğur Mumcu olayını yıkacak birilerini bulmaktı. Maalesef bizdeki yargıçların çoğu talimatla hareket eden insanlar. Türkiye’de defalarca darbe gerçekleştirildi. Bunların hepsi yargıçların basiretsizliğinden dolayı yaşanmıştır. Söz konusu cinayetleri Ergenekon’un yaptığı ortada olduğu halde, Uğur Mumcu’nun eşi hatıratında Mumcu’nun devlet tarafından öldürüldüğüne inandığını söyleyerek isimler dahi verdiği halde, bu yargıçlar televizyon izlemiyorlar mı, gazete, kitap okumuyorlar mı? Ben bu ve benzeri davaların mağdurları için yargıdan bir adalet geleceğine inanmıyorum, çözümü gerekli yasal düzenlemelerle siyasilerden bekliyorum. Bu insanlara iftira atıldı, onurları zedelendi, kendilerine tazminat verilmesi gerekiyor”.

Toraman’ın ardından davanın mağdurların Mehmet Şahin konuşmasında şunları söyledi: “Bu cezalar bize Müslüman olduğumuz, siyonizme, emperyalizme karşı sesimizi yükselttiğimiz, adalet talep ettiğimiz için verildi. Ancak biz davamızdan vazgeçmeyeceğiz. Evlerimize baskının yapıldığı 5 Mayıs 2000 tarihinden sonra 1 hafta-10 gün boyunca evlerimize karakol kuruldu. Evlerimize gelen insanlar tehdit edildi, çoluk-çocuğumuz taciz edildi. Ankara’ya götürüldükten sonra 8 gün boyunca çok ağır işkencelere maruz kaldık. 8 gün boyunca 2 saatte bir sorgu ve işkenceye götürüldük. Abdülhamit ile birlikte savcıdan önce Adli Tıp’a çıkarıldık. Kollarımızda polislerin yardımıyla zor ayakta duruyorduk. Doktor ‘İşkence gördünüz mü?’ dedi. Biz de gülümsedik, ‘belli olmuyor mu?’ dedik ve muayene edilmeden çıkarıldık. Doktorun verdiği rapor şu: Cebir ve şiddet izine rastlanmamıştır! Biz daha sonra bu işkenceler için dava açtık ve davaya bakan Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı bana ‘Ben üzerime düşeni yapacağım ancak bu davadan sonuç çıkmaz’ dedi. Gerçekten de çıkmadı. Yargılama sürecinde iş yerlerimize de yoğun baskılar uygulandı. Sivil kişiler iş yerime gelen kişileri tehdit ederek oradan uzaklaştırdılar. Eskişehir cezaevinde kaldığımız dönemde ise eşimizi ve çocuklarımızı otogardan alıp cezaevine, sonra da cezaevinden alıp otogara götürdüğü için bir kardeşimiz sivil kişilerce kaçırıldı, Seyitgazi Mezarlığına götürüldü, elleri ve ayakları telle bağlanarak öldürücü tarım ilacı içirildi. O sırada oruçlu olan kardeşimizin kanına zehir karışmadı, mezarlıkta fark edilen kişilerce bir cenaze aracı tarafından hastaneye götürüldü, kurtarıldı ve bu konuyla ilgili hiçbir soruşturma açılmadı. Biz hükümetten, Adalet Bakanlığı’ndan ve TBMM’den bir kez daha 28 Şubat yargı kararlarının iptal edilmesini talep ediyoruz. Beşeri adaletin terazisi yanlış tartabilir, ama ilahi adaletin terazisi asla yanlış tartmaz. Umut Operasyonunda MOSSAD ve CIA’in parmağı vardır. Eskişehir Cezaevinde kaldığımız süre içerisinde bazı arkadaşlarımız Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na götürülerek Amerikalılar tarafından sorgulanmak istenmiştir”.

Daha sonra konuşan Abdülhamit Çelik ise “Tevhid bizim dergimizin, Selam bizim gazetemizin ismiydi, Kudüs ismini de ekleyerek sahte bir örgüt ortaya attılar, bizi de onun üyeleri yaptılar. Bugün herkes sabah kalktığında terörist olmakla suçlanabilir. Demokrasiden bahsedilen bu ülkede başbakanın koruması Umut Davasının işkencecisidir. Arif’e tarife gerek yok. Sadece biz işkencelere tabi tutulmadık, çoluk-çocuğumuz da birçok sıkıntı yaşadı. Hatta köyüme kadar gidip babamın evini de aradılar” dedi.

Dava mağdurlarından Mehmet Ali Tekin ise “Umut Davası hukukun iflas ettiği bir davadır. Benim ev arama zabtımda şöyle bir ibare geçiyordu: ‘Hizbu-l Tehvid örgütsel malzemeleri ele geçirildi’ yazıyordu. Savcının karşısına çıkmadan önce ise ‘yanlışlık olmuş, yeniden imzalayın’ diye verdikleri metinde Tevhid örgütü yazıyordu. Yarım saat sonra ise yeniden bir metin getirdiler, orda ise Selam Örgütü yazıyordu. En son ise bizi savcılığa çıkarmadan önce Selam Tevhid Kudüs Ordusu örgütü olarak yazmışlar bizi. Bize işkencelerde şunu söylüyorlardı ‘Boşuna direnmeyin, biz bu işi sizin yapmadığınızı biliyoruz ama iş size ihale edilmiş. Ya bizim dediğimizi imzalayacaksınız ya da buradan ölünüz çıkacak’. Hukuki olarak sanığa isnat edilen suçla ilgili herhangi bir şüphe varsa sanık lehine karar verilir, aleyhine değil. Ama bu kurala da uyulmadı.

 

Açıklamanın sonunda basın toplantısına destek veren Özgür-Der adına Hamza Türkmen, AKV’den Cevat Özkaya, AKDAV’dan Davut Güler, Anadolu Platformu’ndan Mehmet Alpcan, Köklü Değişim Dergisi’nden Mahmut Kar kısa birer konuşma yaparak yaşanan hukuksuzlukların son bulması, telafi edilmesi için çabaların devam etmesi gerektiğini, hukukun konjonktürel olmaması gerektiğini vurguladılar.

 

BASIN AÇIKLAMASI METNİ:

28 ŞUBAT SÜRECİNİN AKTÖRLERİ YARGI ÖNÜNDE HESAP VERİRKEN,

MAĞDURLAR BEDEL ÖDEMEYE DEVAM EDİYOR!

28 Şubat sürecinin en etkili olduğu 5 Mayıs 2000 tarihinde kamuoyunda Umut Davası olarak bilinen sözde Uğur Mumcu Olayının faillerini yakalamaya yönelik operasyonların startı verilmiştir. İsrail ve Amerika aleyhine yazıları ve tavırlarıylabilinen Selam Gazetesi ve Selam Vakfı çevresine yönelik yapılan gece yarısı baskınlarıyla Türkiye genelinde yüzlerce insan gözaltına alınmış, bu insanlar günlerce Terörle Mücadele Şubelerinde tutulmuştur.

Özellikle İstanbul’da gözaltına alınarak Ankara Terörle Mücadele Şubesi’ne götürülen Hasan Kılıç, Mehmet Ali Tekin, Abdülhamit Çelik, Talip Özçelik ve Mehmet Şahin bu şubede günlerce tehdit, baskı ve ağır işkencelere maruz kalmışlardır.

“Uğur Mumcu’nun Katilleri Yakalandı” manşetlerine ve olağanüstü medya desteğine rağmen eyleme katıldığı iddia edilen Abdülhamit Çelik’in aynı tarihte İstanbul’da düğününün olduğunun ortaya çıkmasıyla Uğur Mumcu olayı ile ilgili iddialar temelden çökmüştür. Buna rağmen davanın 11 Temmuz 2000 tarihli iddianamesini hazırlayan savcı Hamza Keleş hiçbir şey olmamış gibi, Abdülhamit Çelik ve Yusuf Karakuş’a televizyon kameraları önünde sözde yer gösterme yaptırmış, Uğur Mumcu olayının faturasını, operasyonda gözaltına alınan şahıslara çıkarmıştır.

Yapılan operasyonlarda hiçbir örgüt dokümanı silah ya da benzeri suç unsuru şeyler bulunmamasına rağmen yasal olarak çıkartılan Tevhid Dergisi ve Selam Gazetesi’nin ismi terör örgütü olarak gösterilmiş, Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nde gözaltında bulunan şahıslara önceden hazırlanan ifade tutanakları işkence ve şantajla imzalatılmıştır.

Daha sonraki yargılama sürecinde de örgütsel manada hiçbir bilgi, belge veya malzeme bulunmamasına rağmen hukuken geçerli olmayan polis ifadeleri iddianamenin temelini oluşturmuş ve bu iddianameye göre hüküm kurulmuştur.

Adil Yargılanma Hakkı başta olmak üzere temel insan hakları ilkelerine aykırı olarak yapılan yargılama neticesinde, 7 Ocak 2002 tarihinde, 3 şahsa idam cezası verilmiş diğer şahıslara ise ağır cezalar yağdırılmıştır.

Yargıtay 12.11.2002 tarihinde verilen idamları ve bir kısım cezaları onamış bir kısmını da bozmuştur. İdam cezası daha sonra ağırlaştırılmış müebbet hapse dönen Ferhan Özmen, Rüştü Aytufan ve Nejdet Yüksel isimli şahıslara yalnızca Uğur Mumcu olayı değil Türkiye’nin en önemli siyasi cinayetleri olarak tanımlanan Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy olaylarının da içinde bulunduğu 22 faili meçhul yüklenmiş ve bu dosyalar alelacele kapatılmıştır.

Bugün Türkiye’de 28 Şubat sürecinde İslami camiaya yönelik operasyonların arka planlarının açığa çıktığı, işlenmiş faili meçhul cinayetlerle ilgili çok önemli gelişmeler yaşandığı ve bu cinayetlerin kaos oluşturmak ve darbeye zemin hazırlamak için işlendiği konusunda devletin en üst birimlerinin araştırma raporlarına rağmen sanıklar lehine olan bu gelişmeler dikkate alınmamıştır. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 5 yıldan fazla tutuklu olarak yargılanan ve haklarında Yargıtay’ın 08.11.2006 tarihli ikinci kez bozma kararı bulunan Umut Davası mağdurlarından Hasan Kılıç, Mehmet Ali Tekin ve Ekrem Baytap’a 17 Ocak 2013 tarihinde 12 yıl 6’şar ay, Mehmet Şahin, Abdülhamit Çelik, Fatih Aydın, Recep Aydın ve Yusuf Karakuş’a 6 yıl 3’er ay hapis cezası vermiştir.

Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu, hatıralarını yayınladığı kitabında eşinin devlet tarafından öldürüldüğüne yönelik kanaat belirtmesine rağmen bu olayla ilgisi olmayan şahıslar cezalandırılmak suretiyle bu hadisenin gerçek yüzü örtbas edilmek istenmektedir.

28 Şubat aktörleri yargılanırken bu sürecin mağdurları hala yargılanmakta ve ağır cezalar almaktadır. Gelinen noktada masum insanların ağır hapis cezalarına çarptırılmaları vahim bir durumdur. Bu çarpık durumu derhal düzeltmeleri için -‘28 Şubat Yargı Kararları İptal Edilsin’ talebi ile- HSYK’yı, Adalet Bakanını ve TBMM’yi acilen göreve çağırıyoruz.

MAZLUMDER İstanbul Şubesi