21. Yüzyıl'da Gençlik ve Davet

0
100

Anadolu Öğrenci Birliği Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölge illerine yönelik “21. Yüzyılda Gençlik ve Davet” konulu gençlik şurası düzenledi.

Bülbülzade Vakfı Sosyal Tesislerinde 02 Mart Cumartesi günü başlayan ve 2 gün boyunca devam eden olan programa Anadolu Platformu Başkanı Turgay ALDEMİR, Mersin Akdeniz Derneği Başkanı Yusuf YALÇINKAYA, Hatay Kardelen Aile Derneği Başkanı İhsan AĞCA, Anadolu Öğrenci Birliği Akdeniz Bölge Temsilcisi Yakup KÖLAY, Güneydoğu Anadolu Bölge Temsilcisi Mehmet Ali EMİNOĞLU ve Adana, Adıyaman, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hakkâri, Hatay, Kahramanmaraş, Karaman, Kilis, Konya, Kütahya, Malatya, Mardin, Mersin, Osmaniye, Samsun, Şırnak, Van, Yozgat illerinden 100 civarında üniversite öğrencisi katıldı.

Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programa salonda bulunanların kendilerini tanıtması ile devam edildi. Tanışmanın ardından programın açılış konuşmasını Anadolu Öğrenci Birliği Güneydoğu Anadolu Bölge Temsilcisi Mehmet Ali EMİNOĞLU yaptı. EMİNOĞLU konuşmasında şu noktalara değindi: “Sorumlu birey olmak içinde yaşadığı topluma etrafında toplanacağı değerler sunabilmektir. Bu değerleri kendi hayatında yaşayabildiği gibi içinde yaşadığı toplumda yaygınlaştırabilmek için de mücadele etmektir. Bizlerin sahip olduğu değerleri içinde yaşadığı toplumun değerlerin dönüştürmek ve toplumsal değerler haline getirmek için yaşadığımız toplumun içindeki yerimizi ve konumumuzu iyi bilmemiz gerekiyor. Bu farkındalık ve rikkat sistemli bir okuma faaliyetini gerekli kılan bir sorumluluktur. Okumak kişinin içinde yaşadığı topluma karşı duyarlı olmasıdır. Toplumun istek ve eğilimlerini, hassasiyetlerini, yaşadığı sorunlarını, eksikliklerini gözlemlemek ve yapılan bu gözlem neticesinde sorumlu bir birey olarak üzerine düşen görevi gereği gibi ifa etme bilincidir. Peygamberimiz (a.s.m.) yaptığı okuma farkındalığı ve rikkati 40 yaşına gelince onu vahiyle buluşturdu. Oku çünkü sen sorumluluk sahibisin ve çok iyi okuyorsun. Mekke insanının sorunlarını, sıkıntılarını, zaaflarını, hassasiyetlerini, zihinsel yapılarını çok iyi gözlemledin ve bundan dolayı sorumluluk hissediyorsun. Bu sorumluluk bilincinden dolayı yaratan Rabbinin adı ile oku! Çünkü sen içinde yaşadığı toplumu seven, onlarla alakalı olan, onlarla ilgilenen onları dost bilensin.

Kalabalıkları, insan yığınlarını Sivil Toplum statüsüne çıkaracak ve insanlığı etrafında toparlayacak temel ilkeler vücuda getirmenin yolu işte bu tür bir okumadır. Eğer davetten söz ediyorsak zihin konforumuzu, hayat konforumuzu bozmalıyız. Eğer sorumluluktan bahsediyorsak kararlı, mücadeleci ve istikrarlı olmalı, ertelememeli ve asla tereddüt etmemeliyiz.” dedi.

ALDEMİR: Tarihi; Yüreği, Ufku, Nutku Geniş Teşkilatçı İnsanlar Değiştirebilir.

Açılış konuşmasının ardından günün ilk sunumunu Anadolu Platformu Başkanı Turgay ALDEMİR “Teşkilatlanma” üst başlığı ile yaptı. ALDEMİR sunumunda; “Tarihe dönüp baktığımız zaman tarihin önemli aktörleri çok bilen yetkin insanlar değil, teşkilatçı insanlardır. Tarihte çok önemli isimler vardır, her şeyde derinleşmiştir ama bir organizasyon yapamamıştır, ihtiyaçları tespit edip imkânlarla buluşturamamıştır. O tarihte bir bilen olarak kalmıştır. Ama birileri çıkıp tarihin akışını değiştirmiştir.

Gaziantep’in kurtuluşunda birçok ilim adamı vardır, âlimler vardır. Onlardan daha az şey bilen Bülbülzade Abdullah Edip Efendi vardır, bu vakfın ismini aldığı. O zamanlar İstanbul’da müftüdür. ‘Memleket işgal altında iken biz burada müftülük yapamayız’ demiş ve memlekete dönmüştür. Anteb’e gelmiş ve evini mücadeleye açmıştır. Evininin kütüphanesinde Cemiyeti İslami’yeyi kurmuş, ihtiyaçları imkânlarla buluşturmuş ve kurtuluş savaşını örgütlemiştir. Geriye kalan insanlar, âlimler ise unutulup gitmişlerdir. İşte teşkilatçılık budur. Bizler ‘memlekette bu kadar adam varken bu iş bize mi düştü’ dersek bu iş yerde kalmaya devam edecektir.

Tarihin bu kadim nöbet değişiminde bize yüreği geniş gençler lazım, ufku, nutku geniş gençler lazım. Kimseyi ötekileştirmeyen, herkesi bu işin harcına katabilen, herkesi bu işe ortak edebilen, herkesi çözümün bir parçası yapabilen insanlar lazım. Hz. Peygamberin Hacer-ül Esvedi yerine koymadaki yöntemini düşünün. O eylemi herkesi ortak ederek yapmıştı.

Bu gün modern dünyada parçacı, bölen, bireyselleştiren, bencilleştiren algılardan kurtulup yeniden bir teşkilata dönüşmek, yeniden bir vücudun azaları gibi olabilmek, yeniden dünyanın herhangi bir yerinde bir mazlum ıstırap içinde ise onu yüreğinde hissedebilmek. Bizi çağın üstünde yeni bir felsefenin, yeni bir paradigmanın, yeni bir adalet, yeni bir merhamet, yeni bir hukuk ve topyekûn yeni bir tevhidi ayağa kalkışın insanları yapacaktır. Bu bakışı yakalarsak, bu yaklaşımı büyütürsek, dünyaya yeniden sizler eliyle, hepimiz eliyle vahyin o diriltici soluğu adalet ve merhamet dağıtacaktır. Aksi takdirde bu yenilmişlik, bu sefalet devam edecektir.” dedi.

Konuşmanın ardından Ahmet ŞAHİN’in moderatörlüğünde “Teşkilatlanma” konulu forum yapıldı. Forumdan sonra İbrahim BALÇIK tarafından “Salih Amel” konulu, Yakup KÖLAY tarafından ise “Tefekkür ve Ahlak” konulu sunumlar yapıldı. Günü son forumu ise “Okuma” üst başlığı ile İhsan AĞCA’nın moderatörlüğünde yapıldı.

II. gün oturumları ise 03 Mart Pazar günü Rabbani ÖZBERBER’in “Muhatap Kitle Analizi” başlıklı sunumu ile başladı. ÖZBERBER sunumunda üniversite gençliği üzerinde yapılmış olan bir anketle öğrencilerin eğilimlerini, ekonomik, kültürel ve siyasi görüşlerini derinlemesine inceleyerek üniversite gençliğinin bu günkü durumları hakkında katılımcılara değerli bilgiler verdi. Rabbani ÖZBERBER sunumunda özetle şunları aktardı; “Değerli arkadaşlar, bizler uğrunda mücadele ettiği bir davası olan, topluma söyleyecek sözü olan, dünyayı değiştirme idealine sahip, bu idealini gerçekleştirmek için gerekli yeterliliğe sahip olma çabası içinde olan bir teşkilatız.

Hitap ettiğimiz kitleyi tanımadan, hedef kitlemiz hakkında bir malumata sahip olmadan, durum analizi yapmadan söyleyeceğimiz sözler bizlere zaman ve enerji kaybettirecektir. Bu açıdan kitlemizi iyi tanımamız, onlara ulaşmada bizlere ışık tutacak, çalışmalarımızdaki verimi arttıracak, bizlere de yeni ufuklar açacaktır. İşte biz bu sebeple Metropol Araştırma Şirketince üniversite öğrencileri üzerinde yapılmış olan “Üniversite Gençliği Profili” araştırmasını sizlerle paylaşarak muhatap kitlemizi tanımamıza katkısı sağlamasını amaçlıyoruz.

Sonuç olarak; üniversite gençliğinin %50’si alkol bataklığına saplanmış, %40’ından fazlası sigara ve değişik madde bağımlısı, %40’ı kültürel anlamda dahi olsa namus kavramını önemsemeyen, İslami değerlerden uzak, köklerinden ve medeniyetinden kopmuş, tam da sömürge olması istenen halk yığınlarından beklenen davranışları gerçekleştirmekte. Unutmayalım ki bu gençlik onlara uzatacağımız kurtarıcı bir eli bekliyor.” diyerek sözlerini tamamladı.

Sunumun ardından moderatörlüğünü Enes DÜNDAR’ın yaptığı “Davet” konulu çalıştay düzenlendi. Çalıştayda 7’şer kişilik 12 gruba ayrılan katılımcılar 3 saat boyunca aşağıdaki sorulara cevap aradılar.

1.      Müslüman bireyin hayatında Davet ve Tebliğ ne anlama gelir?

2.      Bir davette bireyin ön plana çıkarması gereken vasıfları/nitelikleri nelerdir?

3.      Bir davette teşkilatın/cemiyetin ön plana çıkarması gereken vasıfları/nitelikleri nelerdir?

4.      Sürdürülebilir bir davet çalışması nasıl olmalıdır?

5.      Davetçiyi bekleyen sıkıntılar/tehlikeler nelerdir?

6.      Bir davet çalışmasında muhatabın kuşatılması için yöntem ne olmalıdır?

Sorulara verilen cevaplardan bazıları ise şöyle:

1.      Davetin ve tebliğin asıl amacı insana dünyanın nasıl okunması gerektiğini ve bu okumanın insanı hangi yönde etkilediğini öğretmektir.

2.      Müslüman bir bireyin hayatında davet ve tebliğ hayat verici bir dinamizmdir. Bu dinamizmi kullanarak etrafına hayat verici ışığı yaymalıdır.

3.      Hak ve adalet düzenini sağlamak, zalimin karşısında mazlumun yanında olmak, Allah için konuşmak ve Allah için susmaktır.

4.      Davetçi; insanları davet ettiği değerlere bir fiil riayet edip uygulayabilmeli ve ahlaki bir yaşam sergileyerek örnek olmalıdır.

5.      Davetçi; hayatın içerisinde olmalıdır. Toplumun damarlarına nüfuz edip girdiği ortamda ön plana çıkabilmelidir.

6.      Davetçi; davet işini hayatında birinci plana alabilmelidir. Bu işi, arta kalan zamanlarında değil de hayatının tümünde yüklenebilmelidir.

7.      Ahlakını, prensiplerini ve değerlerini dininde alan nebevi bir ahlak ile ahlaklanmış tevazudan ödün vermeyen mümin bir birey olmalıdır.

8.      Bütün fikirlere saygılı bütün insanlığı kuşatan bir evrenselliğe sahip olmasının yanında ilkeleri olan ve mücadelesini zamana mekâna hapsetmeyen bir yapıya sahip olmak

9.      Teşkilat topluma ve toplumsal problemlere hitap ederken asıl gayesine hizmet etmelidir.

10.  Cemaat; çalışma usullerini belirlerken tarihten aldığı tecrübeyle yeni, kapsayıcı ve gelişmeye açık tarzla hareketini oluşturup ihtiyaç ve imkânları buluşturmalıdır.

11.  Sürdürülebilir bir davet; kişinin davasına sonuna kadar inanmasıyla ve bu yolda her şeyini feda etmesiyle olur.

12.  İlkelerinden taviz vermeyen net bir duruşa sahip olmalıdır. Hayatının her safhasında varlık gayesine hizmet etmelidir.

13.  Davetimizi devam ettirecek yeni nesiller yetiştirmeliyiz. Yetiştirilen insanlarda bir aidiyet duygusu oluşturarak bu davanın nesillere aktarılması yolunda çalışmalar yürütülmelidir.

14.  Davetçiyi bekleyen en büyük tehlikelerden birisi dar kalıpların içerisinde sıkışıp kalmak ve Kuran’ın evrensel mesajından uzaklaşıp, belli ideolojilerin sınırlamasında kalmasıdır.

15.  Davetçinin muhatabı insan, dava ise fikir ve inanç, öyle ise en büyük sıkıntımız davetçinin davet edilen karşısında cahil kalması, onu tatmin edememesi olacaktır.

16.  Allah ve resulünün ortaya koyduğu metot ile hareket edip güzel sözden ve vakarlı duruşumuzdan ödün vermeden hareket etmeliyiz.

17.  Davetçi muhatabıyla gönlünü, cebini, evini, zamanını paylaşabilmelidir. Sorunlarını kendi sorunları gibi, dertlerini de kendi dertleri gibi yüreğinde hissetmelidir. Samimi ilişkiden taviz vermemelidir.

18.  Gençliğin sevgisini kazanabilmeli, onlarla bir arkadaş bir dost gibi olmalı, iyi günde kötü günde yanında olduğumuzu hissettirebilmeliyiz.

19.  Davetçi davet edileni kendi sosyal çevresine katmalı yaşamıyla örnek olarak kendini modellenmeye itmelidir.

20.  Davetçi kişinin kişilik analizini iyi yapabilmeli onun hoşuna gidecek bir yaklaşımla ona yaklaşmalı gönlünü açmalı ona yaklaşırken kalbine ruhuna temas edebilmelidir. Problemlerini beraber çözerken kişiyi hoşnut edebilmelidir.

Çalıştayın ardından araştırmacı yazar Ömer ALTAŞ “Gençlik ve Gelecek” konulu bir konuşma yaptı. ALTAŞ konuşmasında şu noktalara değindi; “Üç bin yıl önce Hz. Musa (a.s.) zamanın diktatörü Firavunun huzuruna çıkmadan Allah’a şöyle dua eder: ‘Ey rabbim kalbimi aç, işlerimi kolaylaştır, dilimdeki peltekliği çöz, ta ki sözümü anlasınlar.’ diye. O zamandan bu zaman Müslümanlar bu duayı hep ederler. Üç bin yıl sonra bugün neler var bir bakalım. Allah’ın bir Sünnetullah’ı var istersek biz buna zamanın ruhu diyebiliriz. İmparatorluklar, krallıklar, dünyayı yöneten, üzerinde güneş batmayan imparatorluklar yıkılıp gider, geriye bir tek şey kalır o da zamanın ruhu yani Allah’ın Sünnetullah’ıdır. Dünya yeni bir dünyaya gebe, fay hattı baştan aşağı kırılıyor, büyük batı imparatorluğu yıkılıyor. Onların yerine Allah’ın izniyle yepyeni, daha canlı bir İslam Medeniyeti doğuyor. Hepiniz bunu görüyorsunuz. Ortadoğu’daki devrimlere hepiniz şahitsiniz. Bunlar bir devrimdir, bu devrimleri selamlamak gerekir. Aynı şekilde Türkiye’de de sessiz bir devrim gerçekleşiyor. Sırada orta Asya var. Hepsinin oluş biçimi farklı olsa da global anlamda devrim söz konusu, yeni bir dünya doğuyor. İslam ümmeti olarak, birey olarak, Türkiye olarak biz bu devrimin neresindeyiz, bu sürece nasıl katkı yapabiliriz, onun hesabını yapmamız lazım.” dedi.

Ömer ALTAŞIN konuşmasının ardından günün son konuşmasını araştırmacı yazar Ahmet ÖZCAN yaptı. ÖZCAN; “Davası Olmayan Adam Değildir” üst balığı ile yaptığı konuşmada şu tespitlerde bulundu: “Öncelikle şunu kavramamız gerekir ki, din bizim için bir amaç değil, insan olmamız için bir araçtır. Müslümanlık bizi insanlaştırma yoludur. Aslında bir tane din vardır. Hıristiyanlığın ve Museviliğin özü de bu tek dindir. Biz ona inanırız. Din insanlaşma kılavuzudur, insanlaşma rehberidir. Bu manada hepimizin bir davası vardır. Dava sahibi olmak bir bilinç halidir, bir kavga sahibi olmak, bir dert sahibi olmak. Biz buralarda buluşup Suriye’yi konuşuyoruz, 28 Şubat’ı konuşuyoruz. Bizim farkımız davamız ve dava bilincimizdir. Yani nebevi misyonumuzdur. Kendi bireysel acılarından çıkarak başkasının derdi ile dertlenme erdemli ve nebevi bir misyondur. Yakınlarını kurtarma, bilinçlendirme, dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşması için çabalama bir nebevi misyondur. Dolayısı ile dava sahibi olan insanlar nebevi misyonu devam ettiren insanlardır. Hz. Peygamber Mekke’ye bakıp kaygılanıyordu, insanların geleceğinden korkuyordu. Biz de kendi Hira’mızdan çıkarak insanlık için üzerimize düşeni yapmalıyız.” dedi.

Program Anadolu Öğrenci Birliği Yönetim Kurulu üyesi Necati KARATAŞ’ın yaptığı kapanış konuşması ile son buldu.