2011’e kısa bir bakış – (Tarık Ramazan)

0
148

Beklenmedik olaylarla dolu sıradışı bir yıl oldu. Dünya hızla değişiyor. On yıllardır ve yüzyıllardır dünya düzeni, global ekonomik sistem, organize ve yapısal uygarlıklar arasındaki ilişki, çatışma ve ittifaklar konuşuluyor.

Beklenmedik olaylarla dolu sıradışı bir yıl oldu. Dünya hızla değişiyor. On yıllardır ve yüzyıllardır dünya düzeni, global ekonomik sistem, organize ve yapısal uygarlıklar arasındaki ilişki, çatışma ve ittifaklar konuşuluyor. Peki dünyayı algılamada ve açıklamada kullandığımız bu bakış açısı hala geçerli mi? 2008’de başlayan ekonomik kriz eski düzeni sarstı; hala başvurabileceğimiz bir temel, hatta ekonomik bir paradigma olup olmadığı bile tartışmalı. Batı, İslam veya Konfüçyüsçülük kuşatma altında görünürken, geleneksel güç ilişkileri de dağılıyor. Paylaşılan duygu ise “şüphe, korku ve güvensizlik”. İnsanlar da ortak ve doğal bir tepki ile aidiyet duygusu içinde bir koruma ve güvence arıyor. Kimi kurban psikolojisine kapılıyor ve gerçek veya hayali tüm tehditleri somutlayan bir ‘öteki’ yaratıyor. Açık bir küresel kaosun ortasında ait olacak bir ‘biz’, bir evren inşa etmek rahatlatıyor. Şöyle özetleyebiliriz: 2011’de insanlar yer ve anlam olarak bağlanabilecekleri bir ‘biz’ aradılar. Doğu ve Batı’da, Kuzey ve Güney’de insanlar yapılandırılmış ideolojilerden çok hastalıklı umutlarla hareket ettiler.

***

 

Mart’ta 15 bin kişinin ölümüne sebep olan deprem ve tsunami Japonya’yı vurunca, kendi dar ve ulusal endişelerimizin ötesinde uğraşmamız gereken uluslarötesi sorunlar olduğunu da hatırladık. Nükleer santraller hassas; ürettikleri enerji ise tehlikeli. Tayland’daki seller ve her yerde hissedilen küresel ısınma, belirli kimliklerimiz, uluslarımız ve uygarlıklarımızın ötesinde birlikte yüzleşmemiz gereken ortak sorunlarımız olduğunun bir işareti. Küresel kaos; iletişim, sinerji ve cesaretle atılacak ortak siyasi adımlar gerektiriyor. Ne var ki ufukta siyasi cesaret görünmüyor.

 

Küresel ekonomik kriz tüm ülkeleri etkiledi. Bazılarında halka danışılmadan hükümetler düşürüldü. Yunanistan ve İtalya’da iktidara yeni ve seçilmemiş teknokratlar geçerken, kredi değerlendirme kuruluşları da görüşlerini açıklayıp her endüstrileşmiş ülkenin siyasi hayatı ve kaderi üzerinde etkili görüşlerini açıklayıp kararlar aldı. Hiçbir Başkan, hiçbir Başbakan, hiçbir siyasi parti bu yeni gerçeklikle tek başına mücadele edebilecek durumda değil: Uluslararası dinamikler Rusya ve Çin’i veya Güney Amerika ve Asya’nın gelişmekte olan uluslarını olduğu kadar ABD’yi de etkiliyor. İnsanlar ait olabilecekleri bir ‘biz’ ararken, dünya bizim  birbirimize olan bağımlılığımızı ilan ediyor: ‘Biz’, ‘siz’, ‘onlar’ olmadan hiçiz; küresel biz.

 

***

 

Uluslararası İşgal et hareketinden insanlar, İspanya, Yunanistan, Londra, New York ve daha pek çok yerde sokakları dolduruyor ve daha fazla adalet, şeffaflık ve gerçek demokrasi istiyor. Kendilerine saygısızlık yapıldığını ve yabancılaştırıldıklarını hissediyorlar; sosyal yardımları ve hakları yavaş yavaş erozyona uğruyor ve kaybediliyor. Gelecekte kaostan başka bir şey görmüyorlar ve geleceklerine, demokrasiyle ilgisi olmayan bir kaç kişi ve kurumun karar verdiğini görüyorlar. Eğer vatandaşların veya seçtiklerinin son kararlar üzerinde etkisi olmayacaksa o zaman oy vermenin anlamı ne?

 

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki protestolar Batı’da yankılandı. Tunus, Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn ve Suriye’de insanlar diktatörlere hayır diyor. Sosyal adalet, onur ve demokrasi istiyorlar ki o demokrasi bugün Batı’da sorgulanıyor, ona güvenilmiyor ve gitgide daha fazla ihanete uğruyor. Bu bazılarının ‘Arap Baharı’ dediği uluslararası bir hareket; ancak farkındalık ve talepler henüz oldukça ulusal. Tunus Tunuslular için, Mısır Mısırlılar için vs: Özgürleştirici ulusal hareketler sadece bir süre için, bu koruyucu ‘biz’i yaratıyor. Yakında Libya, Mısır ve Suriye’de bölgesel ve küresel zorluklar gerçek sosyo-ekonomik gerçeği ilan edecek: Bir ülkeyi özgürlüğüne kavuşturmak yetmez. Altta yatan ekonomik güç ilişkilerine meydan okunmadığı, reform yapılmadığı veya tamamen ortadan kaldırılmadığı zaman hiçbir anlamı da yoktur. Politik olarak sözde bahar olarak adlandırılan bu süreç soğuk bir ekonomik kışa dönüşebilir. Güney’in sokakları Kuzey’i dinlesin veya tam tersi: Onların ‘biz’inin ‘onlara’ ihtiyacı var. Gerçekten özgürleştirici bir hareket için, eskinin umutlarını ve yeninin hayal kırıklıklarını birleştirmek gerekiyor ki gerçekçi bir alternatif üretilebilsin.

 

2011 çok fazla şeyi ortaya çıkardı. Mazlumlar mazlum kalmış, Filistinliler henüz hatırlanmamış olabilir; ancak yine de olumlu ve enerji k kalmalıyız. Dünyanın dört bir yanında insanlar ‘Hayır’ diyor; kendilerine onurlu davranılmasını istiyorlar. Daha iyi bir geleceği nasıl inşa edeceklerini bilmiyor olabilirler fakat ilk adım ayakta ve yüksek sesle söylemektir. Umalım ki 2011, İşgal Hareketi’nin, Arap Baharı’nın ötesinde, küresel çevre ve ekonomik krizlere karşı durabilmek için bir geçiş yılı olmuş olsun. Biz sadece, halkların kendi kaderlerinin nasıl birbirine bağlı olduğunu anlayacaklarını umabiliriz. Çelişkili olarak, küresel dünyamızda karşılıklı bağımlılıklarını anlamadıkları sürece hiçbir ülke için özgürlük olmayacak. Güney’in hayalleri de Kuzey’in direnen dinamiklerine bağlı. Dünyamızın bizim dağılmış umutlarımızdan daha fazlasına, yeni bir uluslararası ideolojiye ihtiyacı var. Bizim dar ‘bizim’iz, eşsiz insanlığımız adına, yeni ve küresel bir ‘biz’e ihtiyaç duyuyor.

 

* Bu yazı STAR Gazetesi için kaleme alınmıştır.

———————————-
Tarık Ramazan
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI