2. Oturum: Güvenli Toplumun Kurucu Değerleri

0
175

“Değerler ve Desenler” sempozyumunda konuşan Ferhat Kentel, “Kamusal ortamlara başörtüsünün girmesini, onların değerlerinin bu ortamlara girmesini toplumsal mücadelelere borçluyuz. Toplumsal mücadeleler olmasaydı bugünkü değerler/desenler oluşmazdı” dedi.

21 Nisan 2018 Cumartesi günü başlayan “Değerler ve Desenler” sempozyumunun 1. oturumunun ardından programa ara verildi. Öğle yemeği ve namaz molasının ardından “Güvenli Toplumun Kurucu Değerleri” üst başlıklı 2. oturuma geçildi.

YYÜ Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Müdürü Öğretim Görevlisi Sema Sancak’ın moderatörlüğünü yaptığı 2. oturumda eski milletvekili Muhsin Kızılkaya “Toplumsal Hafızanın İnşasında Ortak Değerler”, Prof. Dr. Ferhat Kentel “Kapitalizm ile Hemhal Olan Değerler”, Hidayet Şefkatli Tuksal ise “Üretilen Değerler ve Kadının Misyonu” başlıklı birer sunum gerçekleştirdi.

Muhsin Kızılkaya, hafızanın oluşmasında en büyük etkenin ana dil olduğunu, dille ilgili yazılan herhangi bir unsurun olmaması durumunda da hafızanın zayıf kaldığını söyledi.

Rüyalarını hem Türkçe hem de Kürtçe dilinde gördüğünü ve iki dilin duygusunu da sonuna kadar hissettiğini anlatan Kızılkaya, “Toplumsal hafızanın oluşmasında en büyük etken edebiyat, yani romandır. Çünkü roman bir gelenek yaratır. Eğer bir dilde roman yazılmışsa o dil kolay kolay yok olmaz” dedi.

Kızılkaya, yeryüzünde 3 bine yakın dilin varlığından söz edildiğini ve bunların sadece 76’sında edebiyatın yapıldığını ifade ederek, şöyle devam etti: “Toplumsal hafızanın oluşmasında sözlü geleneğin yanında yazılı geleneğin de oturmaya başlaması artık ülkemizdeki toplumları birbirinde ayrıştırmayı zorlaştırdı. Bu noktada kültür olgusuna bakmak gerekiyor. Kültür en kısa tanımıyla yaşama alışkanlığıdır. Yani bir toplumun yaşama alışkanlığı neyse kültürü de odur. Onca kıyıma, savaşa rağmen hâlâ bu kadar beraber ve dost olmamızın sebebi de kültürdür.”

Prof. Dr. Ferhat Kentel de Türkiye’deki değer ve desenlerin Türkçe’nin yanı sıra Arapça ve Kürtçe yazıldığını söyledi. Anadolu’nun medeniyetler kavşağı ve kavimler kapısı olduğunu ifade eden Kentel, “Van’da Ermeniler, Kürtler, Urartular, Bizans, Osmanlı, Selçuklulardan herkes var. Burada herkesin olması çok büyük bir birikim. Yani bu topraklarda yaşayan insanlar olarak inanılmaz bir geçmişimiz var. Bunların hepsini de bünyemizde barındırıyor olmamız gerekiyor” dedi.

Kentel konuşmasının devamında şunları dile getirdi: “Kapitalizmin bize dayattığı değerler bizim kendi değerlerimizi unutturuyor. Birbirimize daha merhametli davranmalıyız. Bizim kimliklerimiz içinde korunakçı bir şeyler var.

‘Batının teknolojisini alalım, kendimizi koruyalım’ deniyor, bu mümkün değil. Travmatik bir topluluğuz, acıklı bir durumdayız. Bu topraklarda yaşayan insanlar olarak müktesebatımız var. Her gelenin eskiden var olanı kovduğu, yeni gelecek olanın da bulunanı kovacak hissiyle yaşadığı gerçeği var. Kendimizle hesaplaşmadığımız için bunları yaşıyoruz. Yüzleşmediğimiz için 15 Temmuz’u yaşadık.

Kamusal ortamlara başörtüsünün girmesini, onların değerlerinin bu ortamlara girmesini toplumsal mücadelelere borçluyuz. Toplumsal mücadeleler olmasaydı bugünkü değerler/desenler oluşmazdı.”

Hidayet Şefkatli Tuksal ise şöyle konuştu: “Aile, korumamız gereken bir değerdir. Aile değerimizi ayakta tutan unsurlardan biri ise kadındır. Bizim geleneğimiz, bir taraftan çocukları iyi yetiştirecek bir kadın profiline ihtiyaç duyduğunu söylerken bir taraftan da bunun nasıl yapılacağı konusunda kafası karışıktır. Bu, Osmanlının son döneminde tartışma konusuyken Türkiye’nin kurulmasıyla yeni kadın modelleri ve sorunlar ortaya çıktı.

Elit dediğimiz bir grup okuyup meslek sahibi olurken yeni düzendeki büyük çoğunluk kadının geleneksel korunmuşluğunu ve mahremiyetinin sağlanması için evlerde tutulmaya ve okutulmamaya devam etti.

Kadınlar okutulursa fıtratları bozulur, güçlenir ve erkeklerin otoritesini zayıflatır söylemi çok yaygındı. Ama bir sürü kadın büyük çabalar vererek okudu. Kur’an-ı Kerim’de kadın fıtratına dair bir ayet yoktur, insan fıtratına dair ayetler vardır.

Erkek asıl insan, kadın da onun hayatını kolaylaştırıyor gibi bir algı var. Böyle bir tanımlamaya artık birçok kadın razı gelmiyor. Biz bunu Kur’an’da da göremiyoruz. Her birey bu dünyaya kendi hikâyesini, kendi kulluk serüvenini yaşamak için geldi.”

2. oturumun bitmesinin ardından atölye çalışmalarına geçildi. 6 farklı başlık altında atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Akşam yemeği ve namaz molasının ardından müzik ve şiir dinletileri yapıldı.

Sempozyumun birinci günü müzik ve şiir dinletilerinin ardından sona erdi.

2. oturumun tamamını aşağıda izleyebilirsiniz:

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.