2-ANTONİNUS (GALEN) VEBASI

Atina Salgınından sonra Batı dünyasında bir süre tarihi kaynaklara yansıyacak ölçüde büyük bir salgına rastlanılmamaktadır. Bilebildiğimiz ilk salgından itibaren dikkat çeken noktalardan birisi, veba ve benzeri salgın hastalıkların genellikle hijyen koşullarının sağlanamadığı, sıkışık ve yoğun nüfuslu kentlerde daha büyük bir etki yaptığı ve daha çok insana bulaştığıdır.

Bu çerçevede MS. 100 civarında başlayarak Akdeniz’in güneyinde ve Asya’da büyük salgınların yaşandığı görülmektedir. Mesela MS. 155 yılında Arabistan’da, MS. 160’ta ise Çin’de salgın görülmüştür.

Bundan sonra büyük bir veba salgını ise Roma’da yaşanacaktır. Antoninus salgını veya diğer adıyla Galen vebası (adını Roma İmparatorluğunda yaşayan Yunan doktorun isminden almıştır), MS 165-180 yılları arasında yaşandığı tahmin edilen, Yakın Doğu’daki seferlerden Roma İmparatorluğu’na dönen askerler tarafından getirilmiş olan salgındır.

Roma, tarihte en geniş coğrafyaya yayılmış ve o dönemde milyonları yöneten büyük bir imparatorluktur. Tüm Akdeniz’i ve Avrupa’yı yüzlerce yıl egemenlik altına almış; yaptığı idari, mali, hukuki, askeri yenilikler ve düzenlemelerle kendinden sonraki devletlerin örgütlenmesini önemli ölçüde etkilemiş ve günümüzde Akdeniz kültürü denilen görece ortak bir kültürün oluşmasını sağlamış olan siyasi yapıdır.

Roma, aslında insanlık tarihinde fazlasıyla önemli bir dönemini oluşturmaktadır ve bugünün dünyasının anlaşılmasının yolu da Roma’nın ve varlığını sürdürdüğü dönemin önemli ölçüde anlaşılmasından geçmektedir.

Bu büyük imparatorluk, zaferler kazanıp imparatorlukları ve krallıkları dize getirip yenilmezliğini ilan etmişken büyük bir sürprizle karşı karşıya kalacaktır. Hiç hesap etmediği ve ummadığı bir anda, hiç bilmediği veba adı verilen görünmez bir düşmana karşı çok ağır bir yenilgi yaşayacaktır.

162 yılında Marcus Aurelius Antoninus döneminde, kral naibi Lucius Verus, Perslerle yapılacak olan savaşı yönetmek için çıktığı sefer, Romalıların vebayla tanışmasına da neden olmuştur.

Doğu’daki seferden başarıyla dönen ordu, Roma’ya doğru dönüşünde hastalığı önce Anadolu’ya, sonra Yunanistan’a ve son olarak Roma’ya kadar yaymıştır. Tarihi veriler değerlendirildiğinde salgının MS. 166 yılı yazına doğru başkent Roma’ya ulaştığı aynı yıl Anadolu’da da hızla yayıldığı ve hanedan üyeleri de dâhil yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği anlaşılmaktadır.

Eutropius, “Kısa Roma Tarihi” adlı eserinde söz konusu salgını şu şekilde anlatır:

“Marcus (Aurelius)’un imparatorluğunda Parthlara karşı kazanılan zafer sonrasında öyle büyük bir veba salgını baş gösterdi ki, Roma’da, baştan sona bütün İtalya’da ve eyaletlerde nüfusun büyük bölümü ve askeri birliklerin neredeyse tamamı bu hastalıktan öldü.”

154-161 yılları arasında çeşitli dönemlerde Roma’da kıtlığın meydana gelmesi ve Tiber Nehri’nin taşması gibi insan sağlığını olumsuz etkileyen olaylar ise vebanın ölümcül etkisini en üst noktaya çıkarmıştır

Akademisyenler bu salgının çiçek hastalığı ya da kızamık olduğundan şüphelenmiştir, ancak gerçek sebebi belirsizliğini korumaktadır. Salgın, Roma imparatoru Lucius Verus’un (ö. 169) hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Bu ölüm, aile isimleri olan Antoninus’un salgınla ilişkili hale gelmesine sebep olmuştur.

Romalı bir tarihçi olan Dio Cassius’a göre (155–235), salgın Roma’da günde 2000 kişinin ölmesine sebep olmuştur, bu sayı salgından etkilenenlerin çeyreği kadardır, bu hastalığa %25 öldürme oranı vermektedir.

Vebanın Roma kültürü ve edebiyatı üzerinde bir etkisi olmuş ve Hint Okyanusu’ndaki Hint-Roma ticaret ilişkilerini ciddi bir şekilde etkilemiştir.

Galenos, “Methodius Medendi” adlı eserinde, salgına yakalandığından şüphelendiği kişilerde deride kabartı, yüksek ateş, bağırsak rahatsızlığı, kusma, mide rahatsızlığı, pis kokulu nefes, öksürük, nezle, deri döküntüsü ve iç iltihap gibi çeşitli belirtilerin olduğunu ve bu belirtilere göre hastalığın hangi aşamada olduğunun teşhis edilebildiğini aktarmaktadır. Ayrıca teşhis için hardal bitkisi ve sirkeden de yararlandığını belirtmektedir.

Galenos, hastaların tedavisi için normal yöntemlerin işe yaramadığını fark edince sıra dışı tedavi yöntemlerini denemiştir: Pompeii yakınlarındaki Stabiae’den alınan sütün kimi hastaları iyileştirmesi nedeniyle bu kentin sütünü ve Armenia bölgesindeki toprağın oradaki insanları mucizevi şekilde iyileştirmesi nedeniyle buradaki toprağı tedavilerinde kullanmış ve anlattığı kadarıyla yüzlerce kişiyi iyileştirmiştir.

Galenos’un anlatımlarından hareketle modern araştırmacılar bu salgının başta çiçek hastalığı olmak üzere, ekzantematöz tifüs veya hıyarcıklı veba olabileceğine ilişkin görüşler ortaya koymuşlardır. Galenos’un detaylarını verdiği bu salgının “kanamalı çiçek hastalığı” olabileceği de son zamanlarda kabul gören bir başka görüştür.

Dönemin imparatoru Marcus Aurelius, çiçek hastalığı gibi bu hastalığın da hava aracılığıyla yayıldığını yazmaktadır. Çiçek hastalığı, enfekte olan hasta tarafından solunan atomize damlacıklar halinde havaya yayılarak diğer insanlara bulaşmaktadır. Hastalık, enfekte kişinin soluduğu hava aracılığıyla yaklaşık iki metrelik bir mesafeye kadar yayılabilmektedir ve yüz yüze temasla sağlıklı bireylere de geçmektedir.

Bu çerçevede Roma ordusunun veya kent halkının kısa süre içerisinde bu hastalığa yakalanmış olması şaşırtıcı değildir. Hastalığın imparatorluk boyunca yayılmasından birkaç yıl sonra bölgesel salgın vakıaları baş göstermiş ve ölüm oranları olağanüstü şekilde artmıştır. Öyle ki MS. 166-167 yıllarında en üst noktaya ulaşan salgın bir süre durağan hale gelmiş fakat önce MS. 171-175, yaklaşık beş yıl sonra da MS. 181-183 yılları arasında yeniden baş göstermiştir. Galenos’un bu hastalığı “çok uzun bir veba” şeklinde tanımlaması da söz konusu hastalığın yıllarca sürdüğünü göstermektedir.

180 yılında yaşamını yitiren İmparator Marcus Aurelius’la birlikte hastalık da özellikle eyaletlerde yavaş yavaş etkisini yitirmiştir. Marcus Aurelius’un bu salgın karşısında çaresiz kalması, milyonlarca Romalının ölümünü, öleceği güne kadar unutamadığı ve son sözlerinde “Neden hepimizin ortak noktası olan veba ve (bundan) ölenler hakkında düşünmek yerine benim için ağlıyorsunuz?” dediği bilinmektedir.

Bugün yaşamış olduklarımız ve salgının yayılmış olduğu ve en etkili olduğu ülkeler göz önünde bulundurulursa bu salgının sonuçlarının iyi tahlil edilmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Bizlerin bundan sonra nelerle karşılaşabileceğimizi anlamak/görmek açısından Antoninus vebası ciddi ipuçları vermektedir.

Antoninus Vebasının Sonuçları:

  • Roma İmparatorluğu’nun Pers sınırından Batı’da Ren ve Galya’ya kadar devasa bir alana yayılan hastalık, Orosius’un da belirttiği gibi imparatorluk çapındaki yerel nüfusun büyük bölümünü yok etmiş, özellikle İtalya’da “yıkıntılar ve ormanlar” dışında geriye bir şey bırakmamıştır.
  • Yaklaşık yirmi yıllık bir sürede Roma nüfusundan 7-15 milyon arası kişinin ölümüyle sonuçlanan bu salgın, Roma İmparatorluğu’nun çöküşünün başlangıç aşamalarının ilki olarak görülmektedir.
  • Salgının sonucunda Roma ordusu önemli ölçüde azalmış, bunun ortaya çıkardığı asker ihtiyacı barbar halklara olan bağlılığı artırmış, köleler ve üretimin ilk halkası olan kesimlerin ölümüyle iş gücünde meydana gelen eksiklik üretimi de etkilemiş, pek çok soylu aile ortadan kaybolmuş ve imparatorluk ekonomisi büyük bir krize girmiştir.
  • Umutsuzluğun ve ölümlerin hızla artması nedeniyle eski pagan dinler önemini kaybetmiş, Doğu’nun gizemli dinleri ve Hristiyanlık pek çok kesimce ilgi görmüş ve sonuç olarak imparatorluk önemli bir buhrana sürüklenmiştir.
  • Olaylar bunlarla sınırlı kalmamış, Marcus Aurelius’un ölümü sonrası tahta geçen oğlu Commodus’un öldürülmesi sonucu idari yapıda da kaotik bir dönem başlamış ve Septimius Severus’un egemenliğine kadar bu durum devam etmiştir.

Buna karşın alınan önlemler ne Roma ordusunu ne de imparatorluğun sosyo-ekonomik yapısını eski ihtişamlı günlerine getirememiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Son Eklenenler

Göz, Gönül ve Gerçek: Maarifimizin Eğitimle İmtihanı-Doç. Dr. Mehmet Ulukütük

0
  Maarif ne dünü anlama sanatı, ne çağın gerekliliklerine icabet, ne de geleceğe hazırlıktır. Maarif insanın kendisini anlama ve anlamlandırma sürecidir. Gözün kulakla bütünleşmesi, gönlün...

Corona

7-KOLERA SALGINI

6-OSMANLI’DA VEBA