1990’lar incelenmeli!.. – (Ardan Zentürk)

0
349

Deneyimli politikacı İsmet Sezgin’in, STAR’ın dünkü manşetinde yer alan “Bazı arkadaşlar yanlış işler yaptı” sözleri rahatlatıcı…

Deneyimli politikacı İsmet Sezgin’in, STAR’ın dünkü manşetinde yer alan “Bazı arkadaşlar yanlış işler yaptı” sözleri rahatlatıcı… Dönemin “pisliğine” bulaşmamış veya 1990’lı yılların o çok özel koşullarında önlemeye çalışmış insanların konuşacağının önemli bir işareti bu manşet…Ve Türkiye, mutlaka, yakın geçmişindeki olaylar ile yüzleşmeli…Aksi halde gerçek demokratik devlete ulaşmamız bugün bile çok zor görünüyor…

24 ekranındaki OLAY YERİ programı çekimleri için gittiğim Hatay, Diyarbakır, Siirt, Tunceli (Dersim)’den aynı izlenimler ile dönmem bir tesadüf olabilir mi? Kiminle konuşsam, karşımda “1994 sendromu…”

Yani Tansu Çiller’in Başbakan, (E) Orgeneraller Doğan Güreş ile İsmail Hakkı Karadayı’nın (aynı zamanda 28 Şubat sürecinin de askeri lideridir) Genelkurmay Başkanı, Mehmet Ağar’ın Emniyet Genel Müdürü (devamında İçişleri Bakanlığı da yapmıştır) Sönmez Köksal’ın MİT Müsteşarı, Ünal Erkan’ın da Olağanüstü Hal Bölge Valisi olduğu dönem…

3 bine yakın köyün haritadan silindiği, insanların kent merkezlerine göçe zorlandığı ve günümüzün güneydoğusunda yaşanılan sosyal-ekonomik trajedinin temellerinin atıldığı kaotik dönem.

Kişisel deneyimlerim, 1993 temmuzunun başında yaşanılan Madımak Katliamı’nın henüz başbakanlık koltuğuna oturmuş olan cumhuriyet tarihinin en hazırlıksız politikacısı Prof. Dr. Tansu Çiller’e bir “hoş geldin merasimi” olduğunu söylemektedir. Tansu Çiller’i başbakanlığa taşıyan siyasi gelişmeler, ülkenin “kocasından başka kadrosu olmayan” bir başbakanla buluşmasına, bunun üzerine de “derin devlet” dediğimiz sistemin harekete geçerek bayan başbakanı “çevreleme operasyonu”nu başlatmasına neden oldu.

Savcılığın, “sistemin kara kutusu” olarak değerlendirilen Mehmet Eymür ile temasa geçmesi ve onun verdiği ifade, Türkiye açısından hayli karanlık bir dönemin aydınlatılması açısından son derece isabetli adımdır. “Madımak Katliamı” ile karşılaşan Tansu-Özer Çiller ikilisinin büyük bir panik içinde “güvenlik güçlerinin” kontrolü altına girdikleri, özellikle Mehmet Ağar-Bekir Aksoy ikilisinin sistemi giderek nasıl bir “polis devleti”ne dönüştürdüğü açıktır.

Mehmet Eymür’ün ifadesi, aynı dönemde ülkenin “güvenlik stratejilerinin nasıl özelleştirildiğini” ve “zayıf bir başbakan” ile “her durumdan kendisi için yeni sonuçlar çıkarmaya alışkın bir cumhurbaşkanının(Süleyman Demirel) liderliğinde ülkenin nasıl bir faşizme sürüklendiğini göstermesi bakımından önemlidir.

Tam bu noktada, geleceği çok parlak genç bir politikacının, Gökberk Ergenekon’un, her şeyini riske atarak, polis devleti ve faşizm arayışını kurumsallaştırmak için 1995 yılında kurulmuş “DYP azınlık hükümetini” ne tür baskıları göğüsleyerek devirdiğini ve Türk demokrasisi için bugün -nedense- pek anılmayan o tarihi anı hatırlatmadan geçemeyeceğim.

“Tak” diye söylenip “şak” diye yapılan işlerden kimlerin nemalandığı ve “1994 faşizminin” nerelere kadar uzandığı artık sonuna kadar incelenmelidir. Hazırlanmış “infaz listeleri”, Düzce’de peş peşe bulunan cesetler, infazlardan kurtulabilmek için ödenilen milyonlarca dolar para, yakılan köyler, binlerce faili meçhul, Diyarbakır’ın Saraykapı’sında kaybolan, cesetleri bile bulunamayan insanlar, öldürülen kumarhane kralları, el değiştiren paralar…

Mehmet Ağar, 11 dakika süren ve soru almadığı basın açıklamasında ne dedi? “Biz tarihin o sürecinde üzerimize düşmüş olanı bütün iyi niyetimizle yapmanın gayreti içeresinde olduk. Kusurumuz olduysa bilerek değil, hizmetin kendisinden kaynaklanan hizmet kusurlarıdır. Elbette bunlara katlanırız ama kamuda hiç kimse kimseye kanunsuz emir veremez. Verse de bir şey ifade etmez, çünkü emri alan kimse dinlemez. Bu kadar net ve açıktır.”

Yani… O dönem birlikte çalıştığı “üst makamlardan” kanuna aykırı emir almadığını, kendisinin de günün şartlarına göre davrandığını ve “susmaya devam edeceğini” ifade etti… Bu tür polemikler, bizim 1990’ların yükünden kurtulmamızı -ne yazık ki- sağlamıyor…Yapılan basın toplantıları ve verilen savcılık ifadelerinde eski hesaplaşmaların izlerini görmek ve “bir takım yerlere mesaj vermek” geleneğini izliyoruz, o kadar…

 Star


———————————-
Ardan Zentürk
 
DİĞER KÖŞE YAZILARI
[catlist name=”Ardan Zentürk”]