1980 Kuşağı: Şimdi Konuşma Vaktidir!

0
274

Türkiye’nin toplumsal değişiminde 1968 kuşağı kadar popüler ve gürültülü bir misyonu olmasa da önemli bir yeri olan 1980 kuşağı uzun süredir kendi sessizliğinde kayboldu.

  Acı, ölüm ve kırımlarla dolu kuşak yitimi tarihimizde kendisinden önceki kuşaklara kıyasla daha köklü dinamikler üzerinde yükselen 80 kuşağının akıbeti yinede öncekilere oranla “yirmi beş yaşına kadar idealist sonra realist” formülünü geçersiz kılacak bir seyir izliyor. Çünkü bu kuşak sessizliğinin bütün yanıltıcılığına rağmen hala sözünü tamamlamış sayılmaz.

1980 kuşağı, ’68 ve ’78 kuşakları gibi dünyayı değiştirme ideali için kan ve can vermedi. Cenaze törenlerinde devrim, banka soygunlarında sosyal adalet, örgüt içi eğitimde “dünya görüşü” icat etmedi. “Başkasına cehennem”, ötekine düşman, farklı olana tehdit muamelesi yapmadı. Belki de bu yüzden biraz daha toy, biraz daha ürkek ve biraz daha silik fotoğraflar verdi. Ama muayyen bir geçmişle muhayyel bir gelecek arasında “bugün”ü feda etmede abilerinin izinden yürümekten de geri durmadı. Trajik bir iç savaşın ve traji-komik bir askeri ihtilalin hemen ardından büyüdüğü için kabuğunu kırmakta zorlandı. Ama kabuğundan çıkarken kendi içinde de bir devrimin tohumlarını yeşertti. Ne acısı, ne sevinci, ne kavgası ne de aşkı kendinden önceki ve sonrakiler tarafından anlaşılamadı. Uzun bir koşunun en güzel yüz metresini otistik bir çocuk gibi kendi içerisinde defalarca koşup durdu, kendi dışında ise suskunluk ve keder yansıttı. Ne haykırışlarını duyan vardı, ne de gözyaşlarını gören. Tevhidi, özgürlük bağlamında kavradığı için beyninin sınırsız nefes alma kabiliyeti vardı: Kitap okur, şiir yazar, ayet ezberlerdi.

Şimdi bu kuşak, üzerine örtülmüş küllerden yeniden varoluşunu gerçekleştiren bir anka kuşu gibi silkinip kaldığı yerden devam etmeye çağrılıyor.

Bin yıllık geleneksel tortuların parçalayarak Kur’an’ın ışığını keşfedenlerin yerini bu tortuları din olarak alıp satan fosillerin almaya başlaması, bu kuşağı konuşmaya çağırıyor.

Düzenin statükosunu dişiyle tırnağıyla parçalayıp inancının haklarını kopartan hayrunnisaların, bu kez geleneğin pederşahi statükosunun ağlarına takılıp evine dönüşündeki çaresizliği ve yeni bir dünya için evden çıkmanın edebini terk edip, örtülü edepsizliği ya da hayasız hicabı modaya dönüştüren yeniyetmelerin popüler kültüründeki aşağılık kompleksi, karşı cinsten yüzü kızaran o kuşağı konuşmaya çağırıyor.

Yirmi yıl önce okuduğunu din belleyip, on beş yıl önce yaptığının rantını yemeye çalışan, on yıl önce söylediğini tekrar etmeyi istikrar, soğuk savaş’ın bittiğinden habersiz ve umarsız yaşamayı ilim zannedenlerin beyinleri donduran soğukluğu; bıkmadan usanmadan okuyan, tartışan, öğrenen ve öğreten, özgür ve aç kafaların kuşağını konuşmaya çağırıyor.

Allah’ın ve Ahiret gününün rutin mırıldanmalar dışında unutulduğu ve evde, arkadaşlıkta, iyi günde, kötü günde rant ahlakının fiilen iman ilkelerine baskın çıktığı fesat günleri; paylaşmayı dayanışmayı, fedakarlığı ve dostluğu iman kadar sağlam tutan, Allah ve Ahiret günü bilincini her dem yeniden tazeleyen o garipler kuşağını konuşmaya çağırıyor.

Solculuğun fıtri sapma, sağcılığın şeytan aldatması, milliyetçiliğin her türlüsünün fitne olduğunu bilen ve İslam’ın tevhide ve adalete çağıran özgürlük mesajını öpüp başının üstüne koyan “taş gibi Müslüman” gençliğin sessizliğini fırsat bilip meydana çıkan kör radikalizmin, gizli sağcılığın, neo-milliyetçiliğin, liberal yanılgıların gürültüsündeki tahrip ve tahkir edici frekanslar, o sağlam kuşağı konuşmaya çağırıyor.

Şimdi yarım kalmış işlerinin başına geçip kaldıkları yerden devam etmelerinin tam zamanıdır.

Belki çekingen Anadolu çocukları, belki evrensel dalgaların sarhoş ettiği acemi devrimcilerdi. Ama, ne yorulacak kadar dayak yediler ne de susup kalacak kadar baskı gördüler.

Tek şanssızlıkları kendilerinden öncekilerin yetersiz mirasıyla, sonrakilerin mirasyedi kalitesizliğiydi.

Kılık değiştiren emperyalizmin elinden dünyayı, kılık değiştirmeyi beceremeyecek kadar kifayetsiz dinozorların elinden ülkeyi, Kur’an’ı bırakıp hurafe ve akıl dışı saçmalıklarla beyin iğfal eden badem bıyıklı din tüccarlarının elinden de ‘din’i alıp, özgürlüğün bekçisi yapmayı düşleyecek kadar cesur bir kuşağın suskunluğu, artık son bulmalı.

Şimdi, yeniden özgürlüğün, adaletin, paylaşmanın, erdemin, fikrin konuşulmasının zamanıdır.

Şimdi 1980’lerin güzel çocuklarının yeniden konuşmaya başlama vaktidir.

 

*Ahmet Özcan, Sessizlik Senfonisi’nden